Skip to content

Dario Fo: 'Solun kofluğu katlanılmaz boyutta'

4 Eylül 2009, ekleyen Erkin Özalp

1997 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan 83 yaşındaki İtalyan yazar, yönetmen, oyuncu ve dramaturg Dario Fo, Komünist Yeniden Kuruluş Partisi’nin (Partito della Rifondazione Comunista) çıkardığı Liberazione gazetesinin yaptığı röportajda, Berlusconi iktidarının baskıcılığını değerlendirmiş ve İtalyan solunu etkisizliği nedeniyle eleştirmiş. “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü”nün de yazarı olan Fo’nun değerlendirmelerinin pek çoğu, Türkiye için de anlamlı bulunabilir. Röportajı, Almanya’da çıkan Junge Welt gazetesinden aktarıyoruz:  


 
İtalya’da, devlete ait televizyon kanalı RAI 3’teki son eleştirel seslere ve iktidarı eleştiren gazetelere yönelik saldırılar aşırı ölçüde artmış durumda. Bu arada, Erik Gandini’nin Başbakan Silvio Berlusconi’nin medya iktidarı hakkındaki filmi “Videocracy” de sansür kurbanı oldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 
Devlete ait televizyon kanalının söz konusu filmin yayınlanmasını yasaklaması beni şaşırtmıyor. Ben de, daha birkaç yıl önce söyleyebildiklerimi televizyonda söylemek konusunda büyük zorluklarla karşı karşıyayım. Farklı olan her şeyin hareket alanı sınırlandırıldı. Berlusconi tüm iletişim araçlarını kendi denetimi altına sokmak istiyor ve televizyon da bu konuda doğal olarak merkezi önem taşıyor.
 
Berlusconi şu anda asıl düşman olsa da, geçmişte de hep sansürle karşılaşmıştınız. Bu, siyasal ve kültürel sistemin bütününe özgü bir sorun mu?
 
Sansür gerçekten de tüm İtalya’yı ilgilendiriyor, çünkü bizim tarihimizle bağlantılı. Benim siyasal tiyatrom geçmişte de sürekli saldırıya uğruyordu; ama Berlusconi bunu uç noktaya taşıdı. Üstelik solun da yardımıyla! Sol, henüz hükümette olduğu dönemde, bazı önemsiz yetkiler karşılığında, ona istediği tüm olanakları sundu.
 
Tiyatro çalışmalarına yönelik teşviklerin azaltılması da bunlar arasında mı?
 
Bu tür kesintiler, sağın stratejisi ve Berlusconi’nin düşünce tarzı açısından temel bir önem taşıyor. Bunlar aracılığıyla, bir yandan düşünceleri özgürce ifade etme hakkının üzerine gidiliyor, diğer yandan da düşünce özgürlüğü ortadan kaldırılıyor. Bu, her tür eleştirel kültürün yok edilmesidir. Bunun üzerine, bizzat yaşamak zorunda kaldığım üzere, ülkenin hayatına giderek yoğunlaşan şekillerde müdahale eden kilisenin gericiliği ekleniyor.
 
Soldan söz etmiştiniz. Bunların karşısına çıkmadı mı?
 
Sol, kendinden geçmiş durumda ve uyuyor; solun suskunluğu ve kofluğu katlanılmaz düzeyde. İtalya zor bir dönemden geçiyor ve sol buna karşı bir konum bile almıyor; her şeyi olacağına bırakıyor. Çok üzücü bir durum bu! Sanatsal ve demokratik kültür, televizyondan başlayarak, giderek daha fazla çözülüyor. Devlet televizyonu sonunda Berlusconi’nin özel kanalının bile sağında kalacak.
 
Dahası, kolektif bellek sistematik şekilde tahrip ediliyor. Gündelik sansürün ilk kurbanı toplumsal bellek; onu tahrip etmek için, bir sözde demokrasinin ikiyüzlüce taktiklerine bile artık gereksinim duyulmuyor.
 
Bu iktidar artık hiçbir farklı ses duymak istemiyor. Bunun için, işe farklı düşünenlerle mücadele ederek başlaması bile gerekmiyor; düşüncelerin özgürce ifade edilmesinin olanaklarını kısıtlaması yeterli oluyor. Bu eleştiriyi uzun süredir dile getiriyorum ve beni kimsenin dinlememesi bana acı veriyor.
 
Nasıl tepki vermek gerektiğini düşünüyorsunuz? Tiyatronuzu doldurarak ve siyasal açıdan harekete geçerek mi? Nobel ödülünü kazanarak mı? Ya da Milano’nun belediye başkanı olarak mı?
 
Sanatı siyasetten ayırmamak ve ayrıca denenmesi gereken her şeyi de denemek gerekir. Bu nedenle kendimi ortaya attım ve doğrudan doğruya müdahale etmeye çalıştım. Ama siyaset dünyası buna hayli düşmanca tepkiler verdi. 2006 yılında Milano belediye başkanlığına aday olup insanlarımızın dikkatini dönemimizin önemli konularına çekmeye çalıştığımda, sahnede tek başıma kaldım. Tüm partiler beni yüzüstü bıraktı; Komünist Yeniden Kuruluş’un beni diğerlerine göre birazcık daha fazla desteklediğini teslim etmem gerekse de, durum buydu.
 
Ne bir muhalefet ne de bir canlılık vardı. Tüm partiler uzlaşmalara odaklanmıştı. Bunu söylemek zorunda olmak beni üzüyor, ama solun güncel siyaseti hakkında bildiğim her şey saçma ve korkunç. Sol, şu anda, geçmişte kazanmış olduğu tüm olumlu değerleri tahrip etmekle meşgul.
 
(Almancadan çeviren: Erkin Özalp)
 
Kaynak: http://www.jungewelt.de/2009/09-05/044.php

 

 

 

AdaptiveThemes