Skip to content

Dünya Basketbol Şampiyonası'ndan notlar

7 Eylül 2010, ekleyen ahmet bertuğ

eleme turlarının ilk üç gününden izlenimler

tribünler: boş. öyle böyle değil, şaşkınlık verecek derecede boş. salon zaten 15 bin kişilik, 5 bin kişi gelse bile boş görünüyor ama türkiye'nin maçının olmadığı 1. ve 3. günlerde o kadar kişi bile yoktu sanırım. türkiye'nin maçında da herkes 15 bin kişinin salonu doldurduğunu yazdı ama inanmayın, o maçta bile önemli boşluklar vardı. ramazan ayıydı, bayram haftası dolayısıyla insanlar tatildeydi, öğrenciler memleketten dönmemişti, hem iyi yerlerin bilet fiyatları yüksekti, zaten dünya yıldızları da teşrif etmemişti vs. ama bu kadar boşluk ciddi bir organizasyon başarısızlığı olduğu kadar hem takımlar hem seyirciler için tatsız bir durum. gerçi bu sayede maçları kendi koltuklarımızdan daha iyi yerlerde seyrediyoruz ama olsun, dolu tribünlerin hali başkadır.

taraftarlar: türkiye'yi saymazsak coşku ve organizasyonda yunanlar ilk sırada. sırplar ve ispanyollar onları zorlar. slovenler istanbul'daki grup maçlarında ortalığı yeşile boyamış, hatta 5-6 bin kişiyle salonda yer almışlar ama avustralya maçında 500 kişi yoklardı. tüm ülke taraftarları, biletleri farklı bloklarda olsa bile genelde pota arkasında örgütlenip takımlarını destekliyorlar. bir tek abd'li seyircilerin dağınık durduğunu belirteyim. halbuki sayıca az da görünmüyorlardı (gerçi onların çoğu türk'tü sanırım). türk seyirciler ise mutad olduğu üzere genelde zayıf takımları desteklediler. ispanya-yunanistan maçı hariç, abd-angola maçı dahil.

reklamlar: basketbol şampiyonası mı, reklam panayırı mı belli değil. molalarda, devre aralarında, maç aralarında sürekli bir bombardıman. bangır bangır bir müzik ve kulak tırmalayan bir cazgır eşliğinde. tabii özellikle türkiye-fransa maçında bu daha korkunç bir hale geldi. bir mola mı oldu, bir cazgır elinde mikrofon ortaya fırlayıp bağırıyor: "şimdi bilmemkimin desteğiyle bilmemne yapacağız. haydi elleri görelim, eller havaya." yaptıkları da dandik plastik toplarla, üstünde sponsor ismi bulunan tişörtler dağıtmak. bir de devre aralarındaki korkunç karaoke yarışmaları var. ihtiyaç hissetmeseniz de tuvalete kaçıp şıpıl şıpıl sulara basarak en uzun sıraya giriyorsunuz. 
 
ponpon kızlar: akp "günahtır deyu" tümden yasaklatsa çok da fena bir iş yapmamış olabilirdi. iki eksi bir artı eder misali... kızların dansı bir görsel şov olmaktan ziyade çıplak kadın bedeninin bir "eğlence" metaı olarak seyircilere sunulması... eh, zaten bu ponpon kızlar müessesesi de başka bir şey değildir.
 
bozuk para: akıl bozar. memleketin futbol ve basket maçlarından alışığız: içeri bozuk para alınmaz ama içerdeki büfelerden para üstü olarak bol bol temin edersiniz. bu garabet, elemelerin ilk gününde de yürürlükteydi. ama sonraki günlerde organizasyon "akıllanmış" olacak ki meseleyi büfelerdeki bozuk paralara da el koyarak çözmüş oldu. neticede olan şu: 50 kuruşluk bir su almak için alışverişinizi en az 5 tl'ye tamamlamak zorundasınız. ama haklarını yemeyelim; ortalıkta yabancılar da dolandığı için muhtemelen fiyatlar makul. "kıstırdık sizi, küçük su iki lira, sökül parayı" durumu yok. misal çay bir lira, artık nasıl alacaksanız... 

 

Yorumlar

Taraftarlara itirazım var

7 Eylül 2010, yazan Muzaffer Osmanoğlu,
Yorum no: 4472

İspanya - Litvanya maçını tribünden izledik. Tam sayılarını bilmiyorum ama Litvanyalı taraftarlar bir hayli kalabalıktı. Halkapınar Spor Salonu'nun pota arkası tribünlerinden birisini tamamen doldurmuşlardı. Diğer potanın arkasında ise basın mensupları oturmaktaydı zaten. Yeşilli sarılı kardeşlerimiz salonu 11 adet davulla gümbürdetti. Üstelik şaşırtıcı derecede örgütlüydüler. Mola oluyor, hoop, arkadan salınıveriyor devasa bayrak ön taraflara, Marks sakallı davulcular indiriyor tokmakları, tribün olduğu gibi inliyor...

Herifçioğullarına özenen yurttaşlarımız da aralarına karışmaktan geri durmadı tabii... Maçın sonlarına doğru Litvanya taraftarları, tarafsız izleyicileri de kendilerine çektiler. Son 10 dakika "Lietuva!.." diye bağırıp alkış tutmaktan boğazlarımız patladı, ellerimiz kızardı (kırk yıl düşünsem, İspanya'yı yuhalayacağım aklıma gelmezdi, üstelik maça İspanya'yı desteklemeye gitmiştik) Maçın son anlarında ise Türkiye'nin Yunanistan'ı mağlup ettiği haberi geldi salona. Davullar bu sefer de bizim için gümbürdedi. Olan, az sayıda İspanyol taraftarına ve seyircinin gazıyla coşan Litvanya'ya mağlup olan İspanya'ya oldu. Şaşırmıştır herhalde adamlar... 

Bildiğim/duyduğum kadarıyla Litvanya taraftarları diğer grup maçlarında da böyleydiler/böyleymişler... Taraftar deyince Litvanya taraftarlarını anmamak olmaz diye düşünüyorum.

İtiraza itirazım yok

8 Eylül 2010, yazan ahmet bertuğ,
Yorum no: 4480

litvanyalılar, kesinlikle yunan taraftarlardan daha iyiymiş. yukarıdaki notlar istanbul sinan erdem spor salonu'ndaki eleme turlarının ilk üç gününü kapsıyordu. yani henüz litvanyalı taraftarları yerinde izlememiştik. 4. ve son gün oynanan çin maçında litvanyalı taraftarlar, bizi de kendilerine hayran bıraktı. muzaffer osmanoğlu'nun yorumundaki performanslarını aynı şekilde tekrarladılar. sayıca fazla değillerdi ama örgütlülükleri ve disiplinleriyle roma lejyonlarına benziyorlardı. tribünlerde pek insan olmadığı için yerli seyircilerle pek irtibatları olamadı tabii. 

ancak şöyle bir hoşluk oldu: her molada o devasa bayrağı salıp davulları gümbürdetmeye başladıklarında (11 davul, bir fazlasıyla istanbul'da da yerini almıştı) ponpon kızların gösterisi de, reklamcı cazgırların bağırtısı da güme gitti.

 

 

AdaptiveThemes