Skip to content

Geri Dönüşüm İşçilerinin Sesi KATIK’tan...

16 Eylül 2010, ekleyen Ayşe K.

Niyetim, geri dönüşüm işçilerinin hazırlayıp çıkarttığı ve dünyada başka bir örneği bulunmayan KATIK Gazetesi'ni lütfen okuyun mesajını iletmek değil. Eğer bir ülkede, sosyo- ekonomik alanda çalışma yapan akademisyenler, araştırmacılar, yazarlar, onlara hitap etme iddiasında bulunan, söylemlerinin asıl alıcısı olarak onlara seslenmesi gereken sendikalar, meslek odaları, sol ve sosyalist partiler, hiçbir zaman kendilerini ifade etme olanağı verilmemiş işçi katmanlarının yaşam koşullarını, dünyayı nasıl algıladıklarını, sola, siyasete, sanata, spora nasıl yaklaştıklarını, politik gündemi nasıl takip ettiklerini,  kitlelerin yaşam mücadelesini nasıl kavradıklarını, kendilerini bu mücadelenin içinde nasıl konumlandırdıklarını gerçekten öğrenme ihtiyacı içerisinde değillerse, yani bu kişilerin, sosyal, siyasal ve sendikal örgütlerin çalışmaları, pratikleri böyle bir zorunluluk doğurmuyorsa, onlara KATIK’ı bir lütuf olarak okumalarını önermek hiçbir şey ifade etmez. Zaten geri dönüşüm işçisi arkadaşlar da mücadelelerine belli bir nesnellikten uzak, duygusallıkla yaklaşılmasını istemiyorlar. Onlar örgütlenmek istiyorlar; yaşamın her alanında var olmak, sendikalarla, sol ve sosyalist partilerle eşit ilişkiler kurmak istiyorlar; sınıfsal mücadelenin içinde yerlerini almak istiyorlar. Maddi ve manevi destekleriyle, TEKEL direnişinin, İSKİ işçilerinin ve daha pek çok sektörde grev yapan işçi arkadaşlarının yanlarında bulunuyorlar. Bu ilişkileri geliştirmek, daha sağlam ve verimli yeni ilişkiler kurmak için attıkları adımlardan biri, sesleri olan KATIK gazetesini düzenli biçimde çıkartmak istiyorlar. Bunun için, yanlarında bulunmaktan çekinmedikleri sendikalar, meslek odaları ve sol ve sosyalist partilerin, en azından dergilerini düzenli olarak edinmelerinin bile seslerinin daha geniş çevrelerde duyulması için yeterli olacağını belirtiyorlar.

Aşağıya aktardıklarım, KATIK Gazetesi’nin 9. sayısından, Hayatın “Kenar” Kulübesi, Lan Minıt Gökçek, Fahriye Abla’yla Röportaj, İbrahim Altınsay’la Bursaspor’un Şampiyonluğu Üzerine, İşte Bizim Yaşam Koşullarımız, Hayalim Kâbus mu Olacaktı, Adanus Krallığı, Bu Bir Göç Hikâyesidir, Güneydoğu’da Sefalet, Bizim İyimserliğimiz Dünya Görüşümüzden Beslenir, Aykırı Günebakan, Aksaray Kaldırımlarından, Benim Memurum İşini Bilir, Yaşıyorum, Ekmeğimize ve Emeğimize, Tarlabaşı’ndan başlıklı yazılar içinden seçilmiş sadece birkaç pasaj...
 
***
 
 
“Monotonluk...Herkesin duyunca irkildiği ama kimsenin de kurtulamadığı bir kelime. Aslında hepimiz bir nehirde gibiyiz. Aynı yönde aynı istikamete gidiyoruz. Ama hiçbirimiz farklı bir nehire geçmeyi aklımızdan bile geçirmiyoruz. Çünkü cesaret edemiyoruz. Cesaret edersek hayatın bize bütün gücünü, otoritesini göstereceğini biliyoruz. Buna cesaret edebilen yok mu dersiniz? Tabi ki var. Hayata başkaldıran, hayatı hiçe sayıp ona kafa tutan biz Atık Kağıtçılar. İşte bu yüzden herkesin bakınca yüzünü çevirdiği, hayatın kenar kulübesinde oturup 90 dakika maça giremeyenler hep bizler oluyoruz. Ama biz maça girmek istiyoruz. Teknik direktör (hayat) bizi de fark etsin, biz de maça dahil olalım  istiyoruz. O yüzden bir örgütlenme içindeyiz ve bu örgütlenmenin de sonuna kadar arkasındayız. Belki bu örgütlenme uğruna birkaçımız ya da çoğumuz vazgeçilmez bedeller ödeyeceğiz. Belki değer yargılarımızı değiştireceğiz...”
 
“Hiç kimsenin acıma duygusuna ihtiyacımız olmadığı gibi, hiç kimseye de duygu sömürüsü yapmak niyetinde değiliz. Bu yazıda yaşananların tek şahidi de bizleriz. Her geçen gün zorlaşan koşullarda, farklı yeni çareler bulduğumuzu sanıp gene yenilirken kazanmanın şerefine inanıyorsak, bizlere yakışan belli bir gelenekten geliyor olmamızdır. Bu ülkenin duyarlı, yürekli insanlarına sesleniyorum: Böyle bir yaşam biçiminde sessiz ve kimsesiz çığlığımızın duyulmamasını, yalnızlığa terk edilişimizin sahipsizliğini, ezikliğini ve yalnızlaştırılmayı hak etmeden yaşıyoruz. Bu ülkeyi yönetenlerden tutun da, bu ülkenin en alt kademesindeki her kesimin bu çığlığa duyarsız kalması bir insanlık ayıbıdır..."
 
“...Çivi alınıyor: ‘Yani biz deyince mi anlam ve önemi değer kaybediyor. Bizlerden hiç mi devrimci olmaz yani?’ diye bana sorunca ikilemde kalıyorum. İster istemez günümüz şartlarında bar devrimciliğiyle yürek soğutanlar bir yanda, dergi devrimciliği yaparak kendini faydalı olduğuna şartlandıranlar diğer yanda, yapay ve suni olarak katkılarından dolayı akşam eve gittiğinde, rahat rahat masturbasyon yapabilmenin gevşekliğinde huzuru bulmuş, rehavetle rahat uyuyanlar, kurum devrimciliğinde entellektüellikle karşı tarafa bir şeyler öğretmek yerine, rezil etmek için onları kültür mantığıyla boğanlar...Ve bu insanların bizleri tedavisi mümkün olmayan hasta insanlar olarak görüyor olmaları benim susmama neden olmuştu...”
 
“Yurtdışında yaşayan ve bizim yaşam koşullarımızı öğrenmek isteyen bir geri dönüşüm işçisinin sorduğu sorular:
 
...Sendikalarla, sol ve sosyalistlerle olan ilişkileriniz?
 
1 Mayıslarda, emeğin özgürleşmesi, sınıf dayanışması ve teoride çok güzel şeyler söylemesine rağmen bir iki istisna dışında kendi atıklarını geri dönüşüm işçilerine değil de kapitalizmin uşaklığını yapan şirketlere veren bir çelişki var...”
 
“...Şimdi sormak istiyorum bütün herkese, “bunun neresi adil?”. Sen varlık ve bolluk içerisinde yaşarken ben açlık sınırında yaşıyorum. Ondan sonra çıkıp kendine “çağdaş ve ilerici insan”, bana da “kara cahil, gerici” diyorsun. Soruyorum sana, “Beni bir hiç olarak görüp, yaşam ve çalışma alanımı daraltan sen mi; yoksa bütün zorluklara rağmen hiç kimsenin yaşam ve çalışma alanını asla daraltmaya çalışmayan, sadece yaşam mücadelesi veren ben mi daha çağdaş ve ilerici bir insanım?” Maalesef çağdaşlık fiziği ve diksiyonu düzgün olan insanlar için kullanılan bir tabir değildir. Çağdaşlık başkalarını da düşünüp onların yaşam mücadelesine saygı göstermektir...”
 
"...Yarının güvencesi mutlaka bugünden geçmektedir. Bunu bilerek ortak akıl üretmeye bir gelecek için dövüşmeye bütün arkadaşlarımı davet ediyo"ruz"m.
Yarını başka bir gün yapmanın yolu, nasıl olur ki acaba?"
 
Kaynak: Katık, Geri Dönüşüm İşçileri Gazetesi, Yıl 4, Sayı 9, 2010.
 

 

Yorumlar

Ya derginin mottosu...

17 Eylül 2010, yazan nihatates,
Yorum no: 4621

"Katık" iki gün önce elime geçmişti. Ben de sitemize yazmayı düşünmüştüm. Arkadaşımız benden önce davranmış; ne iyi etmiş. Ben de derginin pek hoşuma giden mottosunu ekleyeyim: "Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın beş para etmiyor."

Yoksulluk Yazdığın Şeye Başlık Bile Bulamamaktır Biraz da

17 Eylül 2010, yazan Burcakman,
Yorum no: 4647

 

Yoksulluk, istatistiklerde, rakamlarda milyonlar olarak görünmektir. Katlana katlana büyüyüp, büyüdükçe daha yalnızlaşmaktır.
Ali Mendillioğlu*

 

Yoksulluk çikolata reklamlarında, çocuğun öğretilmiş sessizliği, babanın kaçırdığı gözleridir.
Yoksulluk yeni yeni oyunlardır çocuklar için. Kağıt mendil satacağı kişinin karakterini tahlil edebilme yeteneği edinebilmektir. Stratejiler geliştirmektir. Vicdanını başaramazsa sabrının kalesini yıkmaktır avında.
Yoksulluk çocukların bali kafasını öğrenmesidir. Hayata baliyle yapışması, tinerle temize çıkarmasıdır.
Yoksulluk çocuğun çöpleri karıştırmasıdır. Eve götürdüğü 5 liradır, 10 liradır. Eve götürdüğü para kadar büyümesi, kaç lira götürdüyse o kadar büyük adam olmasıdır.
Yoksulluk kız çocuklarının kırık dişli taraklarla at gibi tımar edilmesidir. Saçlarının yolunduğunun mu, tarandığının mı anlaşılamamasıdır.
Yoksulluk kız çocuklarının boğazından geçen lokmanın babanın boğazına tıkanmasıdır. Tek tek sayılması hesabının tutulmasıdır.
Yoksulluk çocuk olamamaktır. Büyümeye zaman bulamamaktadır.
Yoksulluk en çok kadın olmaktır.
Yoksulluk rahim yolu hastalıklarıdır, sen ona bulaşmasan da o sana bulaşır.
Yoksulluk fuhuştur, taze et kokusudur, serbest pazardır. Semtine ve markasına göre fiyatı değişir. Alan memnun satan mağdurdur.
Yoksulluk süt gelmeyen kuru memedir.
Yoksulluk anadır bacıdır. Yan gözle bakılmaz.
Yoksulluk bebek bezidir. Kesersin bir sürü çıkar ucuza gelir, kanatsızdır ama idare edilir.
Yoksulluk çürük diş ağız kokusudur. Belki bu yüzden öpüşmek delikanlıyı bozar. Kadının adını orospuya çıkarır.
Yoksulluk ucuna şeker sürülen yalancı memedir. Kemir Allah kemir.
Yoksulluk Kızılay’a 3 km mesafedir. 3 yıldır Kızılay’a inememektir.
Yoksulluk genç olmak demektir.
Düşük bel pantolon, jöleli saçtır. Çakma marka giyinip arada kaynadığını sanmaktır.
Yoksulluk yalancı efeliktir. Zayıf olana vurup güçlü olana yalakalanmaktır.
Yoksulluk baliden ota terfi etmektir.
Yoksulluk hırsızlıktır. Arpadır, tırnakçılıktır, racon kesmektir.
Yoksulluk oğlancılıktır, kerhane kapısıdır.
 
Yoksulluk yaşlılıktır
Ele ayağa düşmektir.
Yaşamak bahtiyarlığı değil, ölememek ıstırabıdır.
Yüzüne bakılmamaktır.
Susmak susmak susmaktır.
Torununu, torbanı, oğlunu, kızını, atanı, babanı “rahmetle anmaktır”
Bacağının seni değil senin bacağını taşımandır
 
Yoksulluk ölmektir
Çöp alanında 7 yaşında üstünden palet geçmesidir.
14’ünde köprüden uçmaktır
20’sinde otobanda ezilmektir.
Topladığın gazetelerin üzerine örtülmesidir.
37 yerinden bıçaklanmaktır. Kanla namus temizlemektir.
Uyuyakaldığın kağıt ardiyesinde yanan izmaritin alev almasıdır. Yanık et kokusudur.
Akşam uyuyup sabaha çıkamamaktır. (Fukara ölümü, doktorsuz, solunum cihazsız, bitkisel hayatsız, temiz iştir.)
 
Yoksulluk cesedinin bulunamamasıdır.
Yoksulluk kimsesizler mezarlığıdır.
 
Yoksulluk bayraktır, Hrant’ın delik ayakkabısıdır, göndere çekilmiştir.
Yoksulluk çöp kokusudur, ter kokusudur ve güzel kokar koklamayı bilene. Babaların sofraya getirdiği ekmekte.
Yoksulluk kendi başına bir dünyadır. Başka bir dünya kurabilir kendi başına kalmadığı zaman bir elinde balyoz bir elinde harç taşır. Hem yıkar hem kurar görmeyi bilene.
Yoksulluk yazamamaktır. Yazsa da sözü nerde bitireceğini bilememektir. Bitirse de bir başlık bulamamaktır.
Yoksulluk en son söylenecek sözü en başta söylemektir çünkü…

*Katı Atık İşçisi, Katık Dergisi

 

 

 

 

AdaptiveThemes