Skip to content

Işıl Özgentürk açıkça emekçi düşmanlığı yapıyor

9 Mart 2010, ekleyen Erkin Özalp

Şöyle başlamış, bugün Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Kaybedilecek bir şeylerin varsa ayaklanırsın!" başlıklı yazısına:

"Arkadaşlarla konuşuyoruz, içimizden biri derin bir ah çekip, 'Yunanlılara bakar mısınız, babalar gibi sokaklara döküldüler. Bizde tık yok!' "

Sonra anlatmaya başlamış, birçok kez gittiğini söylediği Yunanistan hakkında bildiklerini... 

Çıkardığı sonucu da en başlarda yazmış: 

"Kendi kendime şöyle bir mantık geliştirdim, 'insanların kaybedilecek bir şeyleri varsa ayaklanırlar!' Karl Marx 'İşçilerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yoktur!' demiş ve onların her şeyi göze alabileceğinden söz etmiştir. Ama görülen o ki, bu yeni zamanlarda zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olanlar, ayaklanıyor!"

Yunanistan'a birçok kez gitmiş olduğunu söyleyen Özgentürk'ün değerlendirmeleri, bu ülkeye hiç gitmemiş olan milliyetçilerin değerlendirmelerinden farklı değil: Yunanistan, Batı dünyasının "şımarık çocuk"uymuş... 

Özgentürk, bu "hatırlatma"yı yaptıktan hemen sonra, şu aşağılık cümleye başlıyor:

"Gerçi Almanlar 2. Dünya Savaşı’nda büyük bir hata yapıp o topraklarda çok insan öldürdüler, (...)"

Almanlar, "hata" yapmış! Faşizm yok, "Almanlar" var... Onların yaptıkları da "hata"ymış!

Şöyle devam ediyor:

"(...) özellikle de dağlarda savaşan direnişçileri, (...)"

Özgentürk'e göre, direnişçilerin, komünistlerin öldürülmesi, basit bir "hata"... Demek ki, bilselerdi sonradan olup bitecekleri, Özgentürk gibi birileri akıl verseymiş zamanında faşistlere, Yunanistan'da "çok insan" öldürmezlermiş... Yunan halkının ve komünistlerin Alman faşizmine karşı yürüttüğü onurlu mücadeleden söz ediliyor!

Cümle şöyle son buluyor:

"(...) ama daha sonra bu hatayı gidermek için, Avrupa Birliği Yunanistan’a hiçbir ülkeye göstermediği hoşgörüyü gösterdi ve büyük kaynaklar aktardı."

İşte böyle... Her şey (!?), bir "hata" yüzündenmiş... Yunan İç Savaşı da sadece bir "hata"nın ürünüymüş... Tıpkı onun sonuçları gibi...

Özgentürk, yalnızca tarihe değil, günümüze de milliyetçi bir bakış açısıyla yaklaşıyor. 

İddiasına göre, Yunanistan'da, günde yalnızca birkaç saat çalışılıyormuş! Aynen şöyle açıklamış:

"Öğleden sonraları siesta yapılır, yani geceye hazırlanmak için uyunur. Akşam yemeği ona doğru başlar, bir sularında da hep birlikte eğlenmek için rembetiko kulüplerine gidilir. Artık gelsin eğlence; sabahın ilk ışıklarıyla evlere dönülür, uyunur, on ikiye doğru kalkılır. Bir, bilemediniz iki saat çalışılır, öğlen yemeğine geçilir. Sonra gene siesta, kim böyle bir hayatı sevmez?"

Böyle bir şey olabilir mi? Yunanistan'daki işçiler, sabahın ilk ışıklarıyla evlerine dönüp, on ikiye doğru kalkıyor ve hemen ardından siestaya başlıyor olabilir mi?

OECD ülkeleri arasında işçilerin yıllık toplam çalışma saatleri en yüksek olan ülke hangisidir dersiniz? Yunanistan! 

2008 yılında, OECD ülkelerindeki yıllık ortalama çalışma süresi 1766 saat. Yunanistan'da ise 2120 saat. İşte kaynağı: http://stats.oecd.org/Index.aspx?DataSetCode=ANHRS

Kendi gelir düzeyine ve yaşam tarzına uygun yerlerde karşılaştıklarını aktarmayı sürdüren Işıl Özgentürk, yine Türkiye'deki herhangi bir Yunanistan düşmanının kolaylıkla altına imza atabileceği şu değerlendirmeleri yapıyor:

"Şimdi duruma bir bakın; böyle bir hayat sevilmez mi? Bir yerlerden para geliyor ve sen el kesesinden hovardalık yapıyorsun. Yunanistan bunu yıllarca yaptı, olmayan zeytinlikleri için Avrupa Birliği’nden büyük paralar aldı, yollarını Avrupa Birliği yaptı, memurlarının maaşını Avrupa Birliği ödedi.

Ben bunlara hiç karşı değilim, yemeyenin parasını yerler, ayrıca antik Yunan hayranlığının da bir bedeli olmalı!"

Her şey Avrupalıların "hata"larından ibaret... Üstelik, sözü edilen "hata"lar arasında, Yunanistan'ın bir açık pazar haline getirilmesi ve bu nedenle sanayileşme olanaklarını yitirmesi bulunmuyor... Özgentürk'e göre, Yunanistan'ın iktisadi zayıflığında ne Avrupalı emperyalistlerin bir payı var, ne de Yunanistan'ın işbirlikçi burjuvazisinin... Tek suçlu, bu ülkenin tembel (ya da tembelliğe alıştırılmış!) insanları, yani emekçiler, işçiler!

Özgentürk'ün yazısının sonunu da aktaralım, eksik kalmasın:

"Benim burada gelmek istediğim Yunanlıların neden ayaklandığı, çünkü öyle bir hayat kalitesine sahipler ki, bunu yitirmek istemiyorlar. Kaybedecek çok şeyleri var,en azından artık siesta yapamayacaklar ve her gece rembetiko kulüplerine gidemeyecekler. Tabii ayaklanırlar, peki bizde neden bir şey olmuyor, simit saraylarının olduğu bir ülkede kimin kaybedecek nesi var? Söyleyin Allah aşkına. Ey Karl Marx amca, bu günleri görebilseydin eminim şöyle derdin: 'Ey kaybedecek bir şeyleri olanlar, birleşin!' "

Işıl Özgentürk'ün nasıl bir insan olduğu, daha önce sitemizde tartışılmıştı:

Özgentürk yazısına yorumlar

Yorumlar

Boşverin bence

9 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2166

Bu kadının Hadi Uluengin'den falan hiçbir farkı yok, Avrupa Birlikçi, sermaye aşığı, şımarık bir zengin sevici. Bence bu kadının deşifresinden çok yazdığı gazetenin deşifrasyonu daha önemli.

Basarilar

9 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2172

Biraz dedikoduya kacmissiniz ama ilgi cekici bir site yapmissiniz. Hangi yaziya ekleyecegimi bilemedim, Isil eski dostumdur, buna ekledim. O kadar haksizlik yapmayin Isil'a. Kasti tam o degil. Bundan sonra takipciniz olacagim. Berlin'den dostlukla.

Kerem T.

Başarı dileği için teşekkür ve...

10 Mart 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 2174

Bu sitenin varlığından önce, Işıl Özgentürk hakkında, genel olarak olumlu görüşlere sahiptim... "YORUM" başlıklı bölümümüzde onun yazılarına da yer veriyorduk.

Ama bir gün, bir "yorum" geldi, onun "YORUM" bölümündeki yazılarından birine (bağlantısı yukarıda var)... "Koza Altın" hakkındaki yazısıyla ilgiliydi. Bu yazıyı daha önce okumamıştım. Hatta, yazıyla ilgili ilk yorumları okuduğumda, bir "yanlış anlama" ya da "abartı"nın söz konusu olabileceğini düşünmüştüm.

Sonra yazının kendisi eklendi ve başka yorumlar yapıldı. "Yanlış anlama" olabileceği yönündeki fikrim fazlasıyla zayıfladı.

Işıl Özgentürk'ün son yazısı ise, kanımca, nereden baktığına daha bir açıklık kazandırmış oldu. "Yunanlılar, Alman işçilerinden kesilen vergiler sayesinde, yan gelip yatıyor" türünden bir "analiz" yapmak için "aydın" olmaya gerek yok... Sokaktaki adama sorun, benzer şeyler anlatır...

Diğer taraftan, sitemiz her tür tartışma ve katkıya da açık. Bugüne kadar, pek çok yazımıza, birinci dereceden muhatapları, "yorum" yazarak katkıda bulundu. Ama nedense, çoğu zaman "ziyaretçi" yorumları oluyor bunlar. Oysa sitemizin "kullanıcı"sı (ve birkaç yorum girdikten sonra "haberci"si) olmak hiç de o kadar zor değil (sadece, kayıt olurken belirtildiği üzere, size iletilen e-mektupların "spam"/çöp bölümüne gidebileceğini hesaba katarak, oraya da bakmanız gerekiyor). 

Katkılarınızın (her ne şekilde olursa olsun) sürmesi dileğiyle, hoş geldiniz!

Latin Amerikalı bir yazardan...

10 Mart 2010, yazan Ayşe K.,
Yorum no: 2176

Son günlerde iyice açığa çıkan saflaşmanın, aslında çok geniş bir yelpazeye yayılmayan gerçek taraflarının tutumları, hiç de, dönüşümün kaçınılmaz olduğunun iyice hissedildiği, hız kazanmaya başlar izlenimi verdiği ya da bunun gerçekleştiği tüm memleketlerde yaşanandan farklı değil. İleriye dönük küçücük bir "gerçek atılım"ın bile birtakım insanları getirdiği şu gerici nokta, Latin Amerikalı bir yazarın daha 1920'lerde sanatçı için yaptığı saptamayı anımsattı bana:

“Kapitalist düzenden hoşnut olmayanlar arasında ressamlar, heykeltıraşlar, edebiyatçılar gerçi en etkinler ve en göze batanlar değildir ama kuşkusuz en öfkeli ve en kincileridir. Emekçi, işinde sömürüldüğünü hisseder. Ama sanatçı, kendisini dehasında bastırılmış, yaratıcılığında kısıtlanmış, ün ve mutluluk isteklerinde aldatılmış hisseder. Yani uğradığı haksızlık ona üç, dört ve pek çok katı fazla görünür. Protestosu, genelde olduğundan daha az kabul edilen kendini beğenmişliğine ve hemen her zaman abartılmış gururuna uygundur. Ancak pek çok durumda bu, sonuçları açısından gericidir. Burjuva düzeninde düş kırıklığına uğramış olan sanatçı, yeni bir düzen yaratmayı amaçlayan emekçi girişimlerine karşı kuşkucu ve güvensiz bir tavır takınır. O, geçmişe yönelerek bugünü yadsıyanların romantik yaklaşımını yeğler. Aristokrasiyi savunmak için burjuvaziyi diskalifiye eder, feodalizmin mitlerini kurtarmak için demokrasi mitini yadsır.”
 
1925/ Perulu yazar/gazeteci Jose Carlos Mariategu (Aktaran: Mario Benedetti, Edebiyat ve Devrim, Belge Yay., 1995, s.44)
 
Benedetti, Latin Amerikalı bir grup yazarın, ABD'nin pompaladığı bir Küba karalama kampanyasında (gene bir "işkence/itiraf" iddiası), Küba karşıtı imza vererek Devrim’i yıpratmaya, bilinçsizce olsa bile, bir tür hizmette bulunduklarını anımsatarak bu satırları alıntılamıştı.  
 
Işıl Özgentürk, öyle görünüyor ki, dün yerli/yabancı altın şirketlerinin sömürüsü konusunda aldığı tavırla, mücadele eden halkın direnişini zayıflatmaya yönelik çabalara katkı sağlamış. Bugün ise tüm dünyada biraz olsun yükselmeye başlayan işçi sınıfı mücadelesine yaklaşımında, gene yanlış bilgilerle bu mücadelenin anlamını da küçümsemiş olarak, benzer tavrını sergilemiş. Ben Özgentürk’ün okuru hiç olmadım, ne tür bir aydın olduğunu pek bilmem ama en iyi ihtimalle bu tavrın geçmişteki temelsizce inanışlarının bugün  tutarsızlığa varan bir sonucu olduğu  ya da oldukça bilinçli bir saf tutuşun ürünü, bu haliyle de yukarıda örneklenen "aydın çelişkisi"nin ötesine geçmiş olduğu düşünülebilir. Üzgünüm ki bu konuda "yapıcı" olamıyorum, okuduklarım ve kullandığı dilin bana hissettirdikleri doğrultusunda, ikinci olasılığa yaklaşıyorum. Neyse ki, kendi adıma, bir kayıp olarak da görmüyorum.
 
Yazı için teşekkürler, yalnızca (ya da esasen) Özgentürk'e değil, şeklini burjuvazinin belirlediği niteliklere, önyargı ve hükümlere sahip pek çok aydına işaret eden güzel bir “bocalama” örneklemesi olmuş... Bu bocalama kimler için hangi uca varır, galiba önümüzdeki günler onu da iyice gösterecektir.

 

Ben demiştim ama Özgentürk

10 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2177

Ben demiştim ama Özgentürk artık koza'da veya taraf'ta yazar, samanyolunda, kanaltürkte tvye çıkar, o kadar pişmiş yani. ne çelişkisi, ne yanlış anlaması ne abartısı, bu kadar kibar olmanın lüzumu yok, neyse odur işte. latin amerika'lı yazarlar beş beden büyük gelir, bu iki yazısıyla ancak 12 kişi ve 1 köpeğin yanında taksime çıkar. aynı şımarık, aynı küstah hallerle... cumhuriyet, taraf, koza, tüpraş, koç, tüsiad, doğan elele, işçi sınfı sana güle güle. dedikodu bunun neresinde? sıkıcı boğucu işgününde gel de sinirlenmee...

Boşvermeyelim lütfen

10 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2183

Ben boş verilmemesi gerektiğine inanıyorum. Daha da güçlü biçimde üzerine gitmeliyiz. Bu insanları deşifre etmek kurumunu, beslendiği ana kaynağı ve en mühimi de zehirli düşünce yapısını deşifre etmek demektir. Sürekli bıkmadan aynı şeyleri ortalığa saçıyorlar, Bahadır Pak arkadaş sunmuş son yazılarından birini öteki sayfada. Söylenenlerin hepsi doğru bence, bu yazıda yaptığı yorumlar ile Bergama için Koza için hala yazmaktan geri durmadıkları aynı sakatlığın meyveleri. Katılıyorum, bilhassa Özgentürk olduğu için önemli değil bence de bu sakatlığı göstermek veya sadece onu eleştirmek değil burda önemli olan. Böyle bir model TİP var sonuçta yıllarca bizim üzerimizden nemalanan, sayfa, köşe, sahne, yer kapan, sonra onu burjuvaziye satan, karşımıza geçerek bizle alay eden bir TİP bu. Beynimizi kuruttu bu TİP, yargı gücümüzü yok ediyor giderek, şimdiye dek kazanım elde ettiğimiz ne kadar alan varsa hepsine birden saldırıyor aç gözlülükle, doymak bilmez bir iştahla mücadele köklerimizden gelen ne kadar değer varsa hepsini yutmak istiyor, göz önünden kaldırıyor, örtüyor. Sadece bir alanda durmuyor ki hukuksuz altın madenciliğine karşı mücadeleden başlıyor kimi zaman, sonra gerektiğinde grevdeki işçilerle alay etmeye, onları kötülemeye kadar gidiyor. Bir gün bakıyorsunuz açılımı cansiperane savunuyor başka zaman maymun olup Nazım'ı, Marks'ı, Ruhi Su'yu eleştirmeye kalkışıyor. Bunların hepsini de bizim dilimizi konuşarak yapıyor bizim aramızdan çıkmış olmanın güvenini duyarak ve zaaflarımızı biliyor olma iddiasıyla. Elde ettiğini sandığı zaferlerini de hizmette kusur etmediği sınıfının yararına sunuyor utanmadan. Onu her yerde görüyoruz artık. Müzik, edebiyat, tiyatro, sinema, siyaset… Işıl Özgentürk bunun sadece bir temsilcisi. Bu halde nasıl onu yok sayarız, Asıl hangi kılığa bürünürse bürünsün onunla mücadele etmek, bu mücadeleyi yaymak zorundayız Özgentürk veya başkası olmuş fark etmez. Bu insanın da yüzsüzlüğünün, kendine güveninin nereye dayandığını, kafasızlığının kaynağını deşifre etmeliyiz. Başka bir yerde tartışılmıyor bunlar emin olun. Duyarlılığınız için çok teşekkür ederiz…

 

 

AdaptiveThemes