Skip to content

Oğuz Aral’ın Güner Ener’le beraberliği ve muhteşem bir evlilik teklifi...

5 Temmuz 2010, ekleyen Ali Mert

Kemal Özer sayesinde keşfettiğimiz ressam (Sevil) Güner Ener, internet sitesinde yaşamına dair hoş öykücükler anlatırken, bunlar arasında ilk aşkı ve evliliğine dair öyküsü dikkatimizi çekti. Kendisi isim vermemişti. Ama, 1950’lerin sonunda Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde tanıştığı haşarı öğrenciyi, onun espri yeteneğini, haytalıklarını, kabiliyetlerine rağmen resme yöneleceğine Hayk Mammer gibi çizgi karakterler yaratmasını vb. anlatmasından kıllandık! Hayk Mammer karakteri üzerinden ve de tek bir yerde (Aşık Veysel bahsinde) geçen “Oğuz” adından hareketle,ünlü karikatürist Oğuz Aral adına ulaştık. 1956’dan 1964’e 8 yıl evli kalmışlar. Oğuz Aral’ın Akademi’deki evlilik teklifi ise çok güzel bir öykü olduğu için burada da paylaşmadan yapamadık. Son olarak, Güner Ener’in sitesinde hayatının farklı kesitlerini okuyarak, Türkiye aydınının farklı tarihsel dönemlerdeki – yayıncılık, siyaset, bohem yaşam, mücadele dinamikleri, kaçışlar ve arayışlar bağlamındaki – “tipik” kimi özelliklerine dair ipuçları yakalayabileceğinizi de belirtelim ve “magazin haberimiz”e geçelim:

                                      

Oğuz Oral'ın çizdiği bir Güner Ener portresi/karikatürü (sağ altında "Eylül 1962, saat: 4: 25 - Oğuz" yazıyor)

G.Ener birinci yılın sonunda nişanlanmıştı, devamsızlıktan kaydı silinen bir sınıf arkadaşıyla. Geçen yıl da aynı nedenle sınıfta kalmış ve bu yıl ilk sömestri içeren son hakkını da kullanmıştı. Başka bölümde okuyan, ortak derslere de düzenli girmediği için seyrek rastladığı, koridorlarda rastlayıp ayaküstü konuştuğu biriydi. Çok zeki ve çok sevimli, farklı biri.

’55 yazında bir haftalığına İstanbul’a geldiğinde tanışmışlardı, bir yakınıyla katıldığı bir davette, yazar Fikret Adil’in evindeki bir akşam yemeğinde. Saat 23'e doğru, o saate kadar yayınevinde çalışmış, ünlü bir mizah dergisinin yazar-çizerleri çıkagelmişti, kahkahaları yanlarında taşıyarak. Aralarında o da vardı, en gençleriydi, çocuksu yüzlü, ince-uzun biri. Kabadayı tavırlı.

Aylarca sonra Akademi’de karşılaştıklarında ikisi de şaşırmışlardı. Akademi’yi bitirmek üzere olan çok eski bir arkadaşından öğrendiğine göre kendini ve ailesini ayakta tutabilmek için gece-gündüz çalışıyordu: bir gazetede sürekli başlık – o zamanla, başlıklar elle yazılırdı – ve vinyet ressamı olarak çalışıyor, ayrıca G.Ener'in de okuduğu bir mizah dergisinde karikatür ve kendi yarattığı Hayk Mammer tipinin serüvenlerini çiziyordu.

Kaydı silindikten sonra ortadan kaybolmuştu.

Nisan ayının ortasında bir gün, G. Ener perspektif dersindeyken kahramanımız çıkageldi. Kapıyı tıklatıp içeri girdi, Nazmi beye bir selam verip en ön sırada oturmakta olan G.Ener’in yanına ilişti. Nazmi bey eski öğrencisine gülümsedi, bir yandan yürüyüp bir yandan ders anlatmayı sürdürdü.

Konuk G.Ener’e doğru eğilip alçak sesle konuşmaya başladı: "Dün gece sizi rüyamda gördüm" G.Ener gözlerini hocadan ayırmadan ve gülümsemesini tutarak "Hayırdır inşallah" dedi. Hoca tahtaya bir şeyler çizmeye başlamıştı.

Konuk sürdürdü: “Sırça bir vazoymuşsunuz. Binbir renkli. Nasıl oldu hatırlamıyorum, yere düşüp kırıldınız, sayısız minik, ışıltılı parçaya ayrıldınız. Bakakalmıştım, çaresizdim, hiçbir şey yapamıyordum. Bunaltıyla uyandım. Bir sigara yaktım ve düşünmeye başladım. Bir iki saat sonra tekrar yattım ve yine siz. Tanrım!”

Nazmi bey önlerinden her geçişinde bazı sözcükleri duyabiliyordu, besbelli. Yüzünde merak ifadesi yavaş yavaş beliriyordu. Büyük bir olasılıkla arka sıradaki öğrenciler de duyabiliyordu. Ders amfide değil, küçük bir sınıftaydı daima. Hoca öğrencileri gruplara bölmüştü, daha yakın iletişim kurmak için. Bir grup çıkıyor, öbürü giriyordu.

G.Ener dönüp yanındakinin yüzüne baktı, hayır şaka yapmıyordu, çok ciddiydi. Sürdürdü: “ Bu kez sizi idam sehpasına götürüyorlardı. Siyahlar giymiştiniz, elleriniz arkanızda bağlanmıştı. Çok mağrur ve sakin yürüyordunuz. Çırpınıyordum ama hiçbir şey yapamıyordum. Ve sizi astılar, yüzünüzde hala aynı mağrur ifade vardı. Haykırarak uyandım. Sabaha kadar üst üste sigara içtim. Kafamda bir şey gittikçe netleşiyordu: size bir şey olursa ben yaşayamam, evet yaşayamam.”

Ders durmuştu. Sınıfta tıs yoktu. Nazmi bey az ötelerinde durakalmıştı. G. Ener yutkunamıyordu. Konuk, alçaltmaya gerek duymadığı bir sesle, “Benimle evlenir misiniz? dedi.

G.Ener ayağa kalktı, hocadan özür diledi ve “izninizle" diyerek kapıya yürüdü, konuğu onu izledi.

Uzun koridorlar boyunca sessizce yürüdüler, okul kapısından çıktılar, bahçeyi geçip büyük dış kapıya vardılar. Sessizlik sürüyordu. G.Ener sonunda konuştu, konuğunun gözlerine bakarak sakin, kararlı bir sesle “Evet, sizinle evlenirim” dedi.

Konuk o çevik yapısıyla havaya sıçradı, çığlık attı, “Yarın bu saatte gelip sizi alacağım” dedi ve gitti.

Ertesi gün elele Kapalıçarşı'ya gidip iki yüzük aldılar, birbirlerinin parmaklarına taktılar ve yıllarca sürecek bir flörtü başlattılar.

Haber Akademi'de bomba gibi patladı ve şok etkisi yaptı. G. Ener’i çocukluğundan beri tanıyan ve ablasının sınıf arkadaşlarından olan Batı Süsleme Bölümü hocaları onu endişeyle uyardılar: “Elbette çok yetenekli, zeki, sevimli biri ama zor bir yaşam seni bekliyor, bunu unutma ve kendi geleceğini riske etme.“

Kaynak: http://gunerener.com/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=30&Itemid=81

Kaynakla ilgili bir uyarı:  Güner Hanımın web sitesi Firefoks ve Safari gibi modern tarıyıcılarda sorunsuz çalışıyor ancak İnternet Explorer'da biraz sıkıntı mevcut. Ziyaretçilerin Firefoks kullanmalarını tavsiye ederiz...... 

 

 

 

AdaptiveThemes