Skip to content

Şamil SALLAR

8 Haziran 2010, ekleyen k.a.

Köşesi olan yazıyor. Sermaye gazetelerinde köşe yazarlığı en kolay meslek ülkemizde. Bilgi gerektirmiyor, zeka şart değil, Türkçe'yi zaten hatırlayan yok, ciddiyet ise olmazsa daha iyi. Sahip olmanız gereken tek meziyet Nuh nebiden günümüze bütün olay ve olguları gazetenizin ait olduğu güç odağının çıkarları doğrultusunda alabildiğine çarpıtma kapasitesi. "Yazmak" fiilinin argoda uydurmak anlamı kazanmasına köşe yazarlarımızın büyük katkısı olmuş olmalı.

Şamil de her zamanki gibi "yazıyor". Efendim neymiş, "Yaser Arafat liderliğindeki FKÖ ile Abdullah Öcalan’ın kurduğu PKK, bir dönem kader ortağı"ymış, "PKK’nın Beka Vadisi’ndeki kampı da daha önce FKÖ’ye ait"miş "Radikal solcuların Filistin davasına sahip çıktığı günler, o günler"miş. (bkz. http://tinyurl.com/255u2qu, Şamil'den bundan sonra da yapacağım tüm alıntılar bu yazıdandır.)

İmalar şunlar:  Devrimciler (yazarın deyimiyle "radikal solcular", "gomonistler" de denilebilirdi ama pek "liberal" kaçmıyor günümüzde) PKK'nin  desteklediği herşeyi destekler, Filistin davasını da PKK FKÖ'yle bir zamanlar "kader ortağı" olduğu için destekliyorlardı ve devrimcilerin Filistin davasına sahip çıktığı günler çok gerilerde kalmış.

Hadi, öyle olsun. Sonra ne olmuş peki…

"Zaman içinde PKK, FKÖ’den ayrışıp MOSSAD’ın oyun sahasına girdi. FKÖ de ikiye bölün"müş: "El Fetih ve HAMAS...

"Muhafazakar kesimin Filistin davasına sahiplenmesi ise PKK’den ayrıştığı sonraki döneme denk geli"yormuş. "İsrail’in her yıl giderek artan katliamları ve yaklaşık 4 yıldır Gazze’de devam eden insanlık dramı, bu ilgiyi daha da arttır"mışmış.

Numara anlaşılmıştır. Şamil efendi bir taşla (klasik "PE-KA-KA" umacısıyla) üç, beş hatta on kuş vurabileceğine inanıyor. Böylelikle önce İslamcı kesimin son yardım gemisi olayıyla gündeme gelen bir kompleksini gidermeye çalışıyor. İslamcılar 80'lerin sonlarına kadar Filistin'i neden desteklemiyorlardı? Çünkü Filistin davası henüz PKK'yle "ayrışmamıştı", onunla "kader ortağı"ydı(!), FKÖ Hamas ve El Fetih olarak ikiye bölününce ayrışmış oldu ve İslamcılar da Filistin'i desteklemeye başladılar.

Bu saçmalıkları çürütmek için Türkiye devrimci hareketinin tarihi ve FKÖ, Hamas, PKK gibi örgütler hakkında asgari bilgilere sahip olmak yeterlidir. Bu bilgiler ise herhangi bir ansiklopediden veya internetteki düzgün kaynaklardan kolayca edinebilir.

Gerçekler: Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) 2 Haziran 1964'te kuruldu. PKK ise resmen 27 Kasım 1978'de kurulduysa da bilindiği gibi ancak 1984'ten sonra etkili bir örgüt haline gelebilmişti. Ne var ki ne FKÖ'nün kuruluşundan sonraki PKK'nin henüz ortada olmadığı 14 yıllık zaman diliminde ne de daha önce "muhafazakar kesim"in Filistin davasına ateşli bir desteği görülmemişti!

Hamas ise "1987'de Şeyh Ahmed Yasin, Abdülaziz el Rantisi ve Muhammed Taha  tarafından İlk intifadanın başlangıcında Mısır'daki Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin  kanadı olarak kurul"muştu. Ne var ki Hamas hiçbir zaman -"laik" (genellikle sol milliyetçi, sosyalist ve daha az da baasçı) örgütlerden oluşan bir cephe örgütü olan- FKÖ'nün üyesi olmadı. Dolayısıyla "FKÖ'nün Hamas ve El Fetih olarak ikiye bölünmesi" de Şamil efendinin diğer tezleri gibi tamamen desteksiz bir atmasyondan öteye geçemiyor.

Şamil efendi, Filistin ulusal hareketinin Hamas ve El Fetih odaklı olarak ikiye bölünmesi deseydi kısmen de olsa doğru olabilirdi. Hamas kurulduktan sonra bilindiği gibi bir süre İsrail devleti tarafından El Fetih'in (ve onun başını çektiği FKÖ'nün) etkisini kırabilmek ve böylece Filistin ulusal kurtuluş hareketini bölerek zayıflatmak için desteklendi ve gelişmesine izin verildi. Hamas giderek güçlendi ve bağımsızlaşarak özellikle İran'ın verdiği destekle İsrail devletine karşı direniş hareketinin önemli bir gücü haline geldikçe tabii ki "terörist" ilan edildi. Daha yakın dönemde (özellikle Arafat'ın ölümünden sonraki süreçte) ise İsrail Gazze'deki Hamas egemenliğine karşı El Fetih'i dolaylı veya açık olarak desteklemeye başladı. İsrail'in seksenlerin sonunda Hamas'ı, günümüzde ise El Fetih'i desteklemesinin böl-yönet taktiğiyle Filistin ulusal hareketinin zayıflatılmasından başka bir amaç gütmediğini söylemeye bile gerek yoktur.

Türkiye solu ve sağının Filistin davasına karşı tutumlarına dönersek, bu konudaki gerçek de kısaca şudur: İslamcılar (İran İslam Cumhuriyetinin çizgisine bağlı olan küçük bir kesim dışında) Hamas'ın ön plana çıkmasına kadar Filistin ulusal kurtuluş hareketini desteklemediler çünkü bu harekette laik sol ve milliyetçi örgütlerin neredeyse mutlak bir hegemonyası vardı. Türkiye solu ise Filistin hareketini başından beri, Komintern'de Filistin Komünist Partisi'nde Arap ulusal hareketine daha güçlü destek verilmesi kararının alındığı 30'lardan beri, ama özellikle 60'ların sonundan itibaden bilfiil Filistin gerillasının saflarında yer alarak destekledi. Yüzlerce (araştırmacı Faik Bulut'un iddiasına göre 4000 civarında) Türkiyeli devrimci Filistin mücadelesinde yer aldı, bunlardan onlarcası canını verdi (bkz. http://tinyurl.com/2da9axo). Bunun bir bölümü de -en azından köken olarak Türkiye solunun bir parçası olduğu inkar edilemeyecek- PKK'li militanlardan oluşuyordu. Bu da doğaldı çünkü Filistin hareketi dünyadaki hemen hemen bütün ulusal kurtuluş hareketi niteliğindeki hareketlerle dayanışma halindeydi ve bizde hala klasik "terörist, vatan haini, bölücü" bağlamında değerlendirilse de PKK ve genel olarak Kürt ulusal kurtuluş hareketi de bunlardan en önemlilerinden biriydi. Ancak Türkiye solunun Filistin hareketine bilfiil katılması aslında herkesin bildiği gibi PKK'nin Bekaa vadisinde yer almasından en az 15 yıl öncesine uzanıyordu Deniz Gezmişlerin, Mahir Çayanların döneminden başlıyordu. 

Türkiye solu bugün de Filistin ulusal kurtuluş hareketini güçlü biçimde desteklemektedir. Örneğin İsrail'in 2008'in son günlerinde başlattığı ve korkurç bir katliama daha imza attığı Gazze Operasyonuna karşı Türkiye'de ilk kitlesel protesto eylemi sol örgütler tarafından Ankara'da gerçekleştirmeye çalışılmıştı. Ancak bu eyleme AKP hükümetinin içişleri bakanlığının emriyle polis tarafından oldukça sert biçimde müdahale edilmiş, çok sayıda gösterici dövülmüş ve gözaltına alımış. Hükümet öyle anlaşılıyor ki - o da iş işten geçtikten sonra- İsrail katliamına "one minute" deme hakkını sadece kendinde görüyordu.

Ama tabii ki Şamil Tayyar efendinin yazdığı türden gazetelerde "köşe yazmak" için bunların hiçbirini bilmek veya dikkate almak önemli değildir. Aslında belli bir yaştaki ve eğitimdeki bir gazetecinin bunları bilmemesi (ve bilmiyorsa bile bu bilgilere kolayca ulaşamaması) mümkün olmadığına göre Şamil efendinin "sorunun" başka bir yerde olduğu açıktır.

 

 

AdaptiveThemes