Skip to content

Şevval Sam: Ben piyasa falan tanımam!

4 Mart 2010, ekleyen cansu fırıncı

Şevval Sam sıradışı ve sıkı cevaplar verdi sorularıma. Şevval Sam ile ilgili düşüncelerim pekişmiş oldu bu röpotajla. Chavez'den Fidel Castro'ya, piyasa koşullarında sanatçının tutumuna dair ilgiyle okunacak bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajımız Sanat Cephesi dergisinin Şubat sayısında okurla buluştu.

Röportaj: Cansu Fırıncı
 
Sayın Şevval Sam, siz bir ses sanatçısı olarak çok sayıda konsere çıkıyorsunuz, zaman zaman da dizilerde görüyoruz sizi. Kısacası, biz kabul edelim etmeyelim bu kavramı, “Sanat Piyasası”nın içerisindesiniz. Beri taraftan da Küba ile dayanışma konserine çıkıyor, muhalif bir tavır sergiliyorsunuz. İkisi bir arada nasıl oluyor?
 
Öncelikle kavramsal anlamda titizlik sergilemek gerekiyor. “Sanat Piyasası” ile kast edilen, her şeyin paraya, metaya dönüşmesi olsa gerek. Piyasa dediğimiz şey aslında içinde bulunduğumuz toplumun bir tezahürü. Ortada bir sistem var. Kimi sanatçılar bu sistemin içerisinde, kimisi sistemi esnetmeye çalışıyor, bir üçüncü grup da popülist davranmadan sanatını “popülerleştirmeye” çalışıyor. Ben kendimi bu üçüncü grubun içerisinde görüyorum.
 
Gülbeyaz dizisinden önce Türkiye’deki Karadeniz müziği algısı Davut Güloğlu’ndan, İsmail Türüt’ten ibaretti ki bunların söylemlerini biliyoruz… Gülbeyaz’dan sonra Kâzım Koyuncu’yla birlikte açıkçası bu algı değişti. Ben Kâzım’la birlikte şarkılar söylediğimde, yapmam gereken ilk işin Karadeniz müziklerinden oluşan bir albüm olması yönünde bir taleple karşılaştım. Buna rağmen ilk albümümde, müzik adına bir zemin oluşturmak için Alaturka’dan yana kullandım seçimimi. Bir çıkış yakaladık, hadi burayı sonuna kadar sağalım tavrını etik bulmadığım için yapmadım Karadeniz müziklerinden oluşan albümü…
 
Kendi müzik hayatımı uzun vadede planladım ve bana en yakın tarz olan Alaturka’dan başladım kaset çıkarmaya. Bu albüm seksen bin sattı ve açıkçası şaşırtıcı bir rakamdı bu. Beş binden fazla satmayan Alaturka albümleri düşünüldüğünde gerçekten ilgi gördüğü söylenebilir… Üstelik hiç promosyon yapmadım ve albüm çıktıktan sonra biraz ortalardan kaybolmayı tercih ettim. Kulağa güvendim, fısıltı gazetesine, beğenenler birbirlerine tavsiye etsin öyle satılsın diye.
 
Popülist olmadan popüler bir ürün ortaya çıkartabilmek için samimi olmak gerektiğini düşünüyorum. Önümde bir seçenek olarak piyasa duruyordu evet ama ben onu tercih etmedim. Bu anlamda da Kalan Müzik’e sonsuz müteşekkirim. Onlar da benimle risk aldılar.  Alaturka müziğin çok fazla tüketilmediği bir dönemde, ben Alaturka albüm yapmaya karar verdim ve onlar da arkamda durdular. Hem de bu müzik tarzını kristal avizelerin, sapsarı maşalı saçların sembolize ettiği bir dönemde, farklı bir tavırla yorumlayarak yaptık bu albümü.
 
Eğer amaç şöhret ve para olsaydı, “sanat piyasası”nın kurallarına göre davranabilirdim. Ancak benim derdim bu değildi, şarkı söylemek istiyordum ve istediğim, sevdiğim, severek söylediğim şarkılardan oluşan bir albüm yapmak istiyordum. Bu tavrın insanlar tarafından da anlaşıldığını düşünüyorum.
 
Bu süreci, büyüme sürecim olarak niteliyorum ben. Şöhret hiç umurumda değilde benim, gerçekten umurumda değildi. Ama bununla birlikte bir şeyin farkına vardım. Benim söylediklerimi önemseyen, benden feyz alan insanlarla karşılaştım ve bir sorumluluk duydum o insanlara karşı. Kendime üzerinde çalışmam gereken konular seçtim. Özellikle çevre, etnik farklılıklar ve eğitim. Bu üç konu başlığı üzerine kurdum cümlelerimi. Bu da hayata karşı duruşunuzda sosyalist bir tavrı doğuruyor. Şarkılar bölücü değil birleştirici olmalı, farklılıklarımız bir zenginliktir, Tunceli ya da Küba fark etmiyor işte o zaman.
 
Bana göre iyi müzik kötü müzik var. Aynı şekilde iyi insan kötü insan. Bu anlamda bir hümanist değilim ben. Ayrım noktam bu. Diline, dinine, etnik farklılıklarına göre ayrım yapmıyorum ben. Tek ölçütüm iyi bir insan mı kötü bir insan mı olduğu karşımdakinin… Bana nerelisin diye sorulduğu zaman Anadoluluyum diyorum. Keyfim çok yerindeyse de Çorbalıyım. O kadar çok halk var ki bu topraklarda, çorbayız diyebilirim. İnsanlar beni taraf olarak görmedikleri için ön yargısız dinliyorlar bu nedenle. Karadeniz müziklerini bir Kürde, Kürtçe müziği de bir Karadenizliye kolaylıkla dinletebiliyorum. Bu sosyalist bir tavrı getiriyor neticede.
 
Bu duruşumu muhafaza etmekte de zorlanmıyorum çünkü beni tehdit edebilecekleri bir şey yok. İsteyen dinlesin istemeyen dinlemesin noktasındayım. Puşkin’in ilk basılan kitabı yedi tane satmış, yıllar sonra sormuşlar bunu kendisine, O da ben o kitabı yedi kişi için yazdım demiş… Bu benim meslek hayatıma rehber olmuş bir cümledir…
 
Bu memlekette Şevval Sam kadar yetenekli, sesi güzel, donanımlı binlerce genç var. Ama Kalan Müzik’in kapısını çalıp “satması zor bir albüm” çıkartmak isteseler işleri o kadar da kolay değil… Bu anlamda “piyasa”dan bağımsızlaşabilmenin şartları nedir?
 
Kalan’ı bu anlamda diğer prodüksiyon şirketlerinden ayırmak zorundayım. Keşfeden bir tarafı var, arşivci olduklarından dolayı. Hasan Saltuk bu anlamda tam olarak bir fenomendir zaten. İnsanları keşfetmeyi bilir. Hiç tanınmamış birine de albüm yapabiliyorlar… Etnik müzik yapan ya da emek isteyen bir sürecin sonunda açığa çıkartılan değerli üretimleri albümleştiriyorlar. Hasan’la tanıştıktan tam altı yıl sonra yaptım albümü. Bu süreç benim müzikal birikimim açısından da çok verimli oldu. Ben hikâyesine girmeden söyleyemem bir şarkıyı. Müzikal birikimim, hayatı algılayışım, kendimle olan tanışıklığım çok değişti bu dönemde. O zaman bir albüm yapmaya kalksaydım, şimdiki gibi olmazdı. Ben Kalan’da çok şey öğrendim. Bir okul gibiydi benim için. Stüdyoya sürekli farklı birileri giriyordu, etnik müzik, dünya müzikleri dinliyorum, duyuyorum, öğreniyorum.
 
Yani bana hemen “sen ünlüsün hadi gel bir albüm yapalım, seni de sağalım” denilmedi. Aynı etik anlayış orada da vardı. Önce birbirimizi tanıdık. Zaman içerisinde benim neler yapabileceğimi anladık. Yoksa bana Süper Baba zamanında albüm teklifi gelmişti bile…
 
Şunları da söylemem gerekiyor, ben hiçbir “izm”e inanmıyorum, hiçbir ideoloji ve hiçbir din beni içine almıyor. İnsan olmanın anlamı üzerine düşünmek insanı gerçek anlamıyla özgürleştiriyor.
 
Alaturka müzik yaparken gençlere dinletmekti amacım, başardım. Karadeniz müziğini Kürtlere, Kürtçe müziği Karadenizlilere dinletmekti amacım, başardım. Şimdi arabesk müzik üzerine çalışıyorum, dinliyorum, okuyorum, bu müziği de birbirinden farklı sınıflara dinletmek istiyorum. Farklılıkların daima zenginlik olduğunu düşünüyorum. Ancak bir farklılık var ki, insan olarak pek içime sindiremediğim, o da sınıf farklılığı…
Arabesk müzik biraz daha “alt sınıf” ya da “taban” diye tabir edilen çoğunluğun hikâyesini yansıtıyor ve ben gerekirse bu dili de konuşabileceğimi düşünüyorum.
İnandığınız bir cümleyi kuruyorsanız, bu insanlarda hemen karşılığını bulmasa bile en azından bir soru işareti uyandırıyor. Ben, iyi olan şeylerin er ya da geç hedefine ulaştığını düşünüyorum, bunu bütün samimiyetimle böyle düşünüyorum. Doğru olan şey amacına ulaşıyor sonunda. İnsanlar bir şeyi şöhret ya da para için yapmadığınızı, gerçekten inanarak, barış için yaptığınızı görünce sahip çıkıyorlar yapılan işe.
Ben kimseyi ötekileştirmiyorum, karşıma ideolojisi ne olursa olsun böyle bir insan çıktığında “ben barış ve kardeşlikten bahsediyorum, ya sen neden bahsediyorsun” diye soruyorum!
Ezberlerini sarsıyorum…
 
Yani piyasadan bağımsızlaşabilmenin yolunun duruşunuzu korumaktan mı geçtiğini söylüyorsunuz?
 
Piyasa filan benim umurumda değil! Sağlığım elimde olduğu müddetçe ben şarkı söyleyeceğim. Bugün karnımı doyuracak kadar şarkı söyleyeceğim, yarın fazlasını kazandığımda bunu paylaşacak kadar şarkı söyleyeceğim. Albümlerini kimse almadığında sokakta önüme bir mendil serer şarkı söylerim…
 
Bu birey olmakla ilgili, Türkiye’nin en büyük sorunu bana göre aidiyet sorunu, ötekileştirme sorunu. Ben hiçbir dine inanmamakla birlikte, hiçbirisine de kendimi kapatmış değilim, her felsefeden, her ideolojiden, her inanıştan besleniyorum. Hiçbir şeyi ötekileştirmiyorum. Çünkü birey olabilmek buradan geçiyor. Birey olamadığınız zaman, “sanat piyasası” denen şeyin kurallarına tabi olursunuz.
 
Ben bugün bilim üzerine konuşuyor olsaydım, gene bunlara yakın şeyler söylerdim. Benim için idol yoktur ama hayranlık beslediğim en büyük insanlardan birisi de Einstein’dır. Hayata karşı duruşu, bilimi sanatsal yorumlayışı… Ben bilime de çok büyük bir ilgi duyuyorum çünkü.
 
Kısacası piyasa filan benim umurumda olmadığı için bu şarkıları söyledim. Yarın Yezid şarkıları da söyleyebilirim, Tutsi, Hutu şarkıları da,  arabesk de… Beni hiçbir şey bu anlamda bağımlı kılmıyor kendine. Bu hayatta yaşayabileceğim en büyük sorun herhangi bir şeye karşı bağımlılık olur herhalde… Bağımsızlık benim için çok önemli. Adına “Piyasa” da diyebilirsiniz buna, at çöpe!
 
Küba ile dayanışma konserine katıldınız. Dayanışma gerekçeniz nedir?
 
Öncelikle ortada bir felaket vardı ve bu bir dayanışma konseriydi. Eğer insansak, dünyanın orasında ya da burasında olmanın bir önemi olmamalı. Acının hiçbir farkı yok, Erzurum’da ya da Küba’da yaşanması bir şeyi değiştirmiyor. Tsunami de olabilirdi bu felaketin adı, Hindistan da da yaşanmış olabilirdi. Bir insan ulaşabildiği kadar uzağa ulaşabilmeli. Tabii ki Küba’nın bizim için farklı bir yanı var elbette! Sosyalist olması, Amerika’ya kafa tutması… Ama bu konserin sebebi dünyanın diğer ucunda yaşanmış acıları sarma çabası…
 
Peki, bu dayanışma konseri İran için düzenlenmiş olsaydı, siz rejim farkı göz etmeksizin yine de çıkar mıydınız konsere?
 
Haksızlığa uğramış, ezilmiş ve felakete uğramış halklar ya da çevre için, hayvanlar için, çocuklar için… Nefes alan her şeyin yaşama hakkı, yardım alma hakkı için, ulaşabildiğimiz kadar uzağa yardım etmek, hayata karşı duyarlı insanların görevi. Tabii, Taliban kutlamasına çıkacağımız anlamına gelmiyor bu söylediklerim! Ya da faşistlerin, ya da herhangi bir etnik kimliği ötekileştirenlerin konserlerine çıkmayacağız tabii ki!
 
Küba ile dayanışan bir sanatçı olarak, diktatörlükle suçlanan Fidel Castro için ne düşünüyorsunuz?
 
Küba’da özellikle eğitim, sağlık, sanat konusunda insanların sınırsız olanaklara sahip olması beni ilgilendiriyor. İnsan gibi yaşama hakkı, barınma hakkı bunlar çok önemli. Sosyal devlet ilkesini hayata geçiren tüm ülkeleri destekliyorum.
 
Amerika’da yaşayan Küba karşıtı arkadaşlarım da var, onlar kendi açılarından farklı anlatıyorlar. Küba farklı yansıtıyor. İçinde yaşamadığım için doğru bir değerlendirme yapamayabilirim neticede. Dışarında bakan bir insana Türkiye çok farklı bir görüntü sunuyor olabilir ama benim onayladığım bir hükümet yok… Küba’nın devlet anlayışını Türkiye ile kıyasladığımda kendime daha yakın buluyorum.
 
Bundan on bin yıl evvel tarım toplumuna geçmeseydik, özel mülkiyet, hiyerarşi, etnik ayrım süreçleri yaşanmasaydı, belki de hâlâ doğayla barışık bir halde yaşayacaktık ve bunları hiç konuşmayacaktık… Ama dünyanın gidişatı böyle ve Küba da farklı bir dünya anlayışının bir yansıması.
 
İnsanlar özgürce öpüşüyorlar, her yerde müzik yapabiliyorlar, sağlık ve her türlü sosyal hakları var ama Küba’dan çıkamıyorlar mesela. Bu da bana çelişkili bir durum gibi geliyor. Bir yandan da dünyaya açılmak istiyor Kübalılar. İnsanları bir yere kadar kısıtlayabilirsiniz, çağ başka bir çağ artık.
 
Bir tıkla Amerika’yı gezebiliyorsunuz, bunu kast ediyorsunuz sanırsam?
 
İnsanlık artık farklı bir döneme girmiş durumda. Bence ideolojiler üzerine konuşmaktansa, bugün iklim değişiklikleri üzerine, çevre felaketleri üzerine, düşen insan kalitesi üzerine konuşmak gerekiyor. Beri taraftan çok sinematografik bir durumu var Küba’nın. Her şeye rağmen Küba’daki sosyal devlet uygulamalarını savunmak gerekiyor. Sosyalizm anlayışından çok şey öğrenmeliyiz Küba’nın. Kesinlikle insanlığa çok daha yakın ve faydalı…
 
Bir tıkla Amerika dediğimiz şey, insanları tüketime sevk eden, insan kalitesinin düşmesine neden olan şey de aynı zamanda… Sınırları, pasaportları yaratan şey…
Ben sınırlara da pasaportlara da inanmıyorum. Hepsini kaldırmamız gerekiyor. Bir tane dünya var ve kimseye ait değil. Kimsenin özgürlüğü kısıtlanmamalı, herkes dünyayı istediği gibi dolaşabilmeli. Hiçbirimiz doğanın sahibi değiliz, onun parçasıyız. Kimse öteki değil.
 
Peki ya Chavez? Bush’a “Sarhoş Katır” dediğinde ne hissettiniz? O da Tıpkı Fidel gibi diktatörlükte suçlanıyor üstelik?
 
Latin Amerika hareketi çok önemli bana göre. Bolivar mesela. Dünyada birilerini durmadan ezen bir güce birinin kafa tutması çok önemli elbette. Sonra, yapılan sosyal çalışmaları ben takip ediyorum. Ece Temelkuran’ın Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita kitabında da ayrıntılarıyla bahsediliyor. Ancak iktidar enteresan bir şeydir. Orada etik değerlerinizi ve insani vasıflarınızı kaybetme riskiniz çok fazladır. İnönücü olmasam da sevdiğim bir sözü vardır: “Bir memlekette iyiler de kötüler kadar cesaretli olmalıdır” diye. Bush’un tüm dünyayı yok edecek cesareti vardı. Öyle bir sistem kuruldu ki Obama’nın tamamen dönüştürmesi imkânsız. İktidar böyle bir şey işte, elinizi kolunuzu bağlayabiliyor. Sizi her an bir diktatöre dönüştürebilir yani. Ama Chavez sosyal anlamda adaleti sağlayacak düzenlemeler yaptıkça O’nu desteklemek gerekiyor…

 

Yorumlar

Şevval Sam'ın "Has Arabesk" albümü

4 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3781

Örnek şarkılar söylüyor ve soruları cevaplıyor:

http://video.ntvmsnbc.com/sevval-sam-ntvde.html

Şevval Sam piyasadan anlamazmış.. Kör mü gözünüz?

27 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3987

Yahu ne aceleci insanlarsınız. Yoksa dalga mı geçiyorsunuz insanlarla.

Her dala tutunacam diye böyle abuk sabuk insanları "piyasaya", "sol vitrine" çıkartıyorsunuz. Biz sosyalistler ne yapalım şimdi onu da deyin bari, "piyasadan anlamıyor" bacımız, vurguladığınıza göre az da eleştiri var bu anlamazlığın içinde deyip de şimdilerde piyasaya sürdüğü arabeskin hası albümünü mü alalım?, "bir kulunu çok sevdim" diye çığlık atan şarkıcıyla zaten ruhumuzda var olan arabesk ruhunu yeniden keşfe mi çıkalım? Belki de bizi halkla buluşturmaya yarar şimdi bu albüm?. Arabesk dinler halka şunu mu demek gerekir şimdi yoksa. "Bakın size damardan arabesk söyleyen bacınız Küba'yı da destekliyor, ona göre." Nihat Doğan daha çok işe yarardı, zorlasaydınız ondan da belki çıkardı böyle cevherler!

Yapmayın! Ayıptır yahu! Besbelli piyasadan nemalanan ve solcu hayranlarını kaybetmek istemediğinden sınıf mınıf diyerek kılıfını uydurmayı da bilen, halkın daha da geri giden düşünsel durumundan, kültürel yozluktan yararlanan, yoksul insanların maddi durumunu örtbas etmek üzere çıkartılmış bu iğrenç tarzı, şarkıları içinde olduğumuz AKP sömürüsünün, yaydığı umutsuzluğun döneminde allayıp pullayıp yeniden gündeme getirmiş haytanın teki bu.

Haksız yere tepemize çıkarttıklarınızın tutarsızlıklarını açıklamak, sakladıkları safralarını temizlemekle geçiyor ömrümüz sayenizde. Kendinize gelin artık!!!

Bu da reklamı olsun, başlığa yakışsın!!!
http://www.mp3dinlermisin.com/album-dinle-sevval-sam-has-arabesk-2010-al...

orkestrasyon tamam, ses sallantıda

27 Temmuz 2010, yazan efer ve san tab...,
Yorum no: 3988

o değil de, bağlantıya tıkladım, bacımızın sesi arabekse pek gitmemiş. şimdi, minibüste direksiyon sallarken olmaz yani bu. arabeks dediğin daha damardan, daha jilet bir şey olacak. arkadan orkestrasyon tamam, önde cılız cikcikcik bir ses, ııh. ha, akşam cihangir'de kafa çekerken arkadan verirlerse birazcık gider, o başka. onda da ilk şişe devrilirken, vatandaş daha hakiki bir şeyler ister. olmamış bu. 

Tabi siz sevmeyince olmuyor de mi

27 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3989

Fazıl Say destekleseydi Küba'yı daha hoşunuza giderdi ama maalesef o Afganistan'ın işgalini destekliyor.

Arabesk, Türklerin ortadoğuyla duygudaşlığını sağlayan kültürel öğelerden biri bugün. İşinize gelse de gelmese de... İdeolojik mücadele babında metale iki satır muhalefet etmeyenlerin arabeske bu kadar sinirlenmesi hiç hoş değil.

Şevval Sam'ın sesi, eski cızırtılı plakları hatırlatıyor. O sebeple de Esengül, Handan Kara, Bergen gibi değil, patlamıyor ama kendine göre iyi uymuş şarkılara. Minibüste dinlemek için değil elbet ama gece vakti balkonda demlenmek için gayet iyi.

Ey yükselen piyasalara yabancı kalmış solcu

28 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3995

sana sesleniyorum

Sesi o kadara yetiyor ne yapsın. O da bulacak yolunu serbest piyasada, değil mi ama? Kazım Koyuncu olayını bitirdi, sanat müziğini de tekrarladı şimdi ne yapacaktı? Bu yetenekle anca bu kadar üretebiliyor. üretmese de olur, üretmek gerekmiyor zaten. Fazıl Say gibi kafa mı patlatsın işine? Piyasanın parlayan yıldızlarını tutuversin işte.

Memleketin haline kederlenip kederlenip arabesk söyleyenin muhalifini dinleyecen çilingir sofranda. Fena mı? Artık Cihangir'de mi kurarsın Aksaray'da mı onu bilemem.

Hem duymadınsa duy! Sınıf farklılıklarını protesto etmek için de icra ediliyormuş bu arabesk sanatı, bak bu yolu hiç düşünememiştik biz eski kaşarlar. Hele ortadoğuyla duygudaşlık sağlama durumunu hiç aklından çıkarmayacan. Toplumun en arkaik beğenilerinin de kuyrukçusu olacan. Geliştirmeye eleştirmeye iyisini göstermeye felan kalkışma sakın bi solcu çıkar fena bozar seni. Zaten başkaca da bir anlamı misyonu yok arabeskin. Sol, akademi, aydınlar arabeski hiç tartışmamıştı şimdiye kadar. Sen bunları iyi belle o nedenle.

Şu güzel Karadeniz toprağından çıkmış bir Birol Topaloğlu varken Şevval Sam ruhunu anlamadığı, Karadeniz tonlarının önünde aynen cikcik kalan sesiyle, berbat yapmacık şiveyle bu müzikte neden ondan bile daha öne çıkmış, Birol Topaloğlu neden Kazım Koyuncu'ya o hak edilmiş ilgiden yararlanamamış Volkan Konak ve Şevval Sam gibi, yoksa bunların tanımadıkları piyasayla bir ilgisi var mı diye de sorup durma. Hele ki Kazım Koyuncu ile piyasa ilişkisini bunlarla hiç kıyaslayıp da kafanı karıştırma. Piyasanı tanımaya bak. Gerekirse ders al bu zevatlardan.

Tabii bi de şu var. Bacımız Kibariye'den iyidir, Bergen'den bile iyi olabilir. Diğer şeyleri görmeyecen artık. Bu piyasada bu toplumsal ortamda Mercedes Sosa mı bekliyorsun? Chavez diyor, Küba'nın haklı olma ihtimali olabilir gibi diyor daha ne istiyosun. Röportajı yapan kardeş de bunlara hayran oluyor. Ona da, pekişmiş düşüncesine de selam olsun de geç!

Senin gibileri ise bu baş döndürücü hızla yükselen değerler dünyasında allah beterinden korusun diye dua et.

Anayasa gibi münasip bi tarafına sokmuşlar bu yükselen zerzevatların alayını: solcusunu sağcısını, sporcusunu oyuncusunu, yazarını şarkıcısını, hocasını ressamını. Başka yolu yok gayrı, birgün ya ıkınacan ya tükürecen bunları. O güne kadar sabırla bekle!

Notumdur: Metale de ideolojik muhalefet etmişliğim vardır bu mecrada. Fekat son yorumcu arkadaş! Senin de Şevval Sam'a laf söyletmezken İlkay Akkaya'yı taşlayan yorumun varsa şu çok bilmiş halinle, bak ben de ona çok bozulurum İlkay'dan hazetmediğim halde. Sana sesten de hiç anlamıyosun, de get işine demeye bile cüret ederim, demedi deme. Hayydi selametle.

Ses çok mu önemli

28 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3998

Şevval Sam'ın sesi güzel demedim ki ben. Kendi güzel. Sesini de uydurmuş arabeske. Dinlenir. İş sese kalsa şarkıcıların yüzde 3-5'i dışında güzel ses bulunmaz. Tarz var mı, uyuyor mu, uyduruyor mu ona bakıyoruz. Yoksa Leonard Cohen'in, Yves Montand'ın vs. sesi çok mu iyi? Kadın da uydurmuş. Acılı kadın edasını verebilmiş kendi sesine. Hiç rahatsız olmadım, sevdim. Konservatuvarda eleme yapmıyorum nihayetinde. (Zaten belki de esas sorun bu, insanız, hayatta kalmak için her naneyi en nadirinden ve organiğinden yemek zorunda değiliz. Hatta öbür türlüsünü yemek zorundayız. Başka türlü idealler peşinde erkenden ölür gideriz. Olanlar içinde kendine göre iyi olanını seçmeden yaşanmaz. Kiminle evleneceğiz, çocuğumuz deha değilse ne yapacağız, istediğimiz okulu kazanamazsak ne yapacağız, bulduğumuz iş kötüyse ne yapacağız? Bulduğumuzu sevip, ona tutunup çalışacağız üzerinde.Yoksa burada işin ne? Aha Küba orada.)

Madem sordunuz söyleyim: İlkay Akkaya ve Şevval Sam arasındaki fark çok değil bence de. Ama temel fark biri çok soldan başladı buraya geldi, diğeri giderek daha sola ilerledi. İlerleyene sempatimiz doğal olarak daha çok. O yüzden İlkay Akkaya'ya kızdığımız noktalarda Şevval Sam'a müsamahalı olabilirim bir miktar.

Ama biz de biliyoruz çok farklı olmadıklarını. Mesela 1 Mayısta Leman Sam ile İlkay Akkaya'nın birlikte geldiklerini de gördük. O yüzden bunları birbiriyle yarıştırmıyoruz.

Birol Toplaoğlu'dan daha iyidir diyeni de görmedim. Aklımdan da geçmedi. Şevval Sam piyasayı bilir elbet. Sibel Can'ın programına da çıkar.

Ama bir de şuradan bakalım: Teodorakis'in müziği ne, bazen kübalılar geliyor mesela şenliklere falan ne söylüyorlar, geçen bir doğu alman marşı vardı burada, neydi o? İçelim, aşık olalım, acı çekiyoruz vs. bunlar yok mu bu müziklerde de? Var ve hep olacak. Türk, Kürt, Arap latin amerikalı veya Rus gibi sevemez. O yüzden de bu acılı hava bizde hep biraz daha belirgin olacak. Ama hepsi bundan ibaret de değil.

Dur sana bir arabesk şarkı söyleyim, belki de sanat müziğidir (ki nerede biri başlar, nerede öbürü biter?):

Ne çıkar bahtımıza ayrılık varsa yarın
Sanma ki hikayesi şu titreyen dalların
Düşen yaprakla biter
Böyle bir kara sevda kara toprakla biter

Ağlama olma mahsun gülerek bak yarına
Sanma ki güzelliğin o ipek saçlarına
Dökülen akla biter
Böyle bir kara sevda kara toprakla biter

Nerede karamsarlık, nerede uyuşukluk? Umut vaadediyor, güven vaadediyor, kırma dökme yok, karamsarlık yok, güzelliğe yorum getiriyor.

Ben bir parti yöneticisi olsam bu şarkıyı uyarlar seçim şarkısı yaparım yolu bulunursa. Ritmi de güzel, hızlı, devingen. Böyle bir araba arabesk şarkı var.

Arabeskte hayat aşağılanıyormuş

28 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4000

Kemal Okuyan yazısında arabesk hayatı değil ölümü yüceltiyor falan yazmış. (sanki klasik müzikte, cazda ölüm kader yok) Tamam arabeskte öylesi de var ama en iyi arabesk şarkılardan biri 'Ya Evde Yoksan' gayet de hayat dolu, yanan soba, sıcak oda, ufak rakı, sabaha kadar sevişme, işe gitmeme, deliksiz uyku özlemi... Nerede ölüm, nerede kader? Hem de her işçinin günlük sorunları ve her daim üzerinde taşıdığı yoğun tedirginlik hissiyle birlikte:

Elbisem gündelik pabucum delik
Haberin olsa da sobayı yaksan
Yağmur iliğime geçti üstelik
İçim ürperiyor ya evde yoksan

Sarhoşsam kapını çaldığım anda
Saç baş darmadağan açık saçıksa
Bir de ufak rakı varsa masanda
İçim ürperiyor ya evde yoksan

Sabahlara kadar içsek sevişsek
Ne ben işe gitsem ne sen ayılsan
Derin bir uykunun dibine düşsek
İçim ürperiyor ya evde yoksan

Ama arabeskçiler ağlayıp ağlayıp parayı götürüyormuş. Sinemacılar, tiyatrocular, baleciler, seramikçiler, vitraycılar, ressamlar ne yapıyor sanki... Herkes ağlar bizde.. Burada kabahat arabeskte değil özü itibariyle küçük üretici durumundaki sanatçının meşgalesinde, hayatında. Ama adam sonuçta kendi emeğiyle ürettiğini satıyor. Yada birkaç kişi yazıp-besteleyip-söylüyor. Satış esnasındaki istismardan da tek başına sorumlu tutulamaz bu adamlar. Zengin arabeskçilerin yanında sefil arabeskçiler çok daha büyük bir kitledir. Ünlü isimlerin bile hepsi patron değildir. Piyasa topyekun, şirketleriyle, organizatörleriyle, tüm kurumlarıyla sorumlu.

entellere arabesk

28 Temmuz 2010, yazan efer ve san tab...,
Yorum no: 4003

bir de şöyle bir karikatür mevcut. belki mevzuyla alakalıdır, onu diyorum:

http://www.itusozluk.com/gorseller/entellere+arabesk/65608

Arabesk tartışmalarına iki şarkıyla katkı

28 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4004

Biri Jane Birkin imzasını taşıyor. "Arabesque" albümünden Elisa:

http://www.3gpdb.com/videoy.php?b=NsxRN8_D1lo&jane-birkin-elisa-studio-l...

Diğerine ise bu sitede daha önce değinilmiş. Orhan Gencebay'dan, Bitecek Dertlerimiz:

http://www.haberveriyorum.net/haber/tayyiple-el-ele-tutusan-orhan-abinin...

Dinlemek için:

http://video.mynet.com/nickzor/ORHAN-GENCEBAY-BITECEK-DERTLERIMIZ/507619/

Arap müziğini sömürmek de değil

28 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4005

Gencebay'ın, Tatlıses'in birçok şarkısı düpedüz Mısır müziğidir. Tek farkı Türkçe sözleri. Arabesk hikayedir. Bahsedilen müzik büyük oranda Türkçe sözlü Arap müziğidir. Bu müzik aşağılanırken çoğu zaman bile isteye, bazen bilmeden Arap müziği aşağılanıyor.
Maalesef Türkiye'de Arap olan her şey gerici sayılıyor. En acısı solcuların da bir bölümü bu yargıyı şiddetle savunuyor.
Lübnan'da, Suriye'de, Irak da komünistler de bu aşağılanan müziği dinliyor. Haberiniz olsun.

Arasak daha çok çıkar

28 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4007

Kuzey Afrikalı Rachid Taha, bizde tek kalemde arabesk denilecek şeyle Fransa'yı sallamıştı geçen yıllarda.
http://www.dailymotion.com/video/xwkrs_rachid-taha-ya-rayah_music

Natacha Atlas da hep arap işi yapar. Böyle bazıları var tümden arabesk. Dönemsel arayışlarda ve bir sürü detayda da var arabesk. Mesela Brigitte Fountain'in Guadalquivir'i de bayağı arabesktir. (Arabeskten, heresin anladığı gibi, arap müziği ile karışık aranışları anlıyorum elbette.)

Bazılarının eğlence kültürümüz bunlardan temizlenmeli derken hoşlanılmayan şey 'kıvırmak' ise arap havalarının temizlenmesini istemek mantıklı olur elbet. (Yoksa zaten çok acılı şeyler oynamaya müsait değil.) Ama bunu, özellikle de kadınlarda, güzel bulursanız arap havalarının eğlence kültürümüzde ve başımızın üstündeki yeri bakidir. ('Özellikle' dememin sebebi bu havalarda erkeklerin değil kadınların daha çok oynaması.)

Göbek dansı da gayet estetiktir, latiftir; laiktir de aynı zamanda. Günahtır nihayetinde. İslamın bunca yüzyıllık hakimiyetine rağmen yaşar ama. Siz bu coğrafyada, bunu bile güzel bulmuyorsanız, niye güzel bulmuyorsunuz? Onu da kendinize sorun.

Sıska balerinlerin, modern kazıkların burnu havada tripleri değil de balık eti hatunların cilveli kıvırmalarına kıl kapıyorsanız buralarda gerçekten işimiz zor olacak.

Geçin artık şu batılılık takıntılarını. Batı kalmadı artık. Kalan aydınlanma mirası. Onun da batıyla alakası bizden fazla değil artık. Tutanın elinde kalır. Herkes kilise ile klasik müzik arasındaki bağı görüyor ve bağı kuruyor. Caz caz deyip duruyoruz, adamlar caz formuyla ilahi söyleyip duruyor boyuna. Buralardan bakılırsa arap müziği onlardan daha bile laiktir. Kafadan dinin dışına itilmiştir.

Arabesk dinlemeyin caz dinleyin

28 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4008

Arabeskten hiiç hazzetmem amma tkp çevresinin, Okuyan'ın da son yazısından belli olduğu gibi, arabeski yerin dibine batırıp jazz'a övgüler düzmeleri nasıl bir tutumdur acep, sormak lazım kendilerine. Hangisi bu coğrafyaya daha yakın ,hangisi bu halkların acılarını daha iyi dile getiriyor ? Müzikal olarak aralarında çok mu büyük bir üstünlük farkı var ? Biraz tutarlılık arıyor insan...

Caz'ın, Arabesk'e müzikal üstünlüğü gibi bir soru dahi olamaz

29 Temmuz 2010, yazan sinangrozni,
Yorum no: 4019

Caz müzik, son derece karmaşık müzikal yapılara bürünebilen, icrası ustalık isteyen bir müziktir. Hele trompet gibi zor bir enstrümanınız varsa, doğru dürüst bir parça çalabilmek bile, aylarınızı alır.

Arabesk de ise müzikal altyapı önemli değildir. Müzik daha ziyade arka planda kalır ve genel geçer bir hissiyat yaratmaya çalışır. Bu müzikte kullanılan kemanlar, hemen her şarkıda benzer ezgileri yineler. Bu müzikte önemli olan sözlerdir.

Ayrıca arabesk müzik gibi, son 40 yılın icadı olan bir tarz, niye bu coğrafyaya daha yakın olsun. Halkımız demet akalın-serdar ortaç şarkılarını da dinliyor, hatta Türkiye'de Sezen Aksu dahi, Serdar'dan daha kalabalık konserler veremiyor. Hiç kimse, İsmail YK'dan daha fazla albüm satamıyor.  Aynı halkımız, akp,mhp,chp gibi partilere oy veriyor, önemli bir kısmı, koçları, sabancıları, insanlara ekmek veren, hayırsever işadamları olarak görüyor. E biz de bütün bu yanlış tercihlerle mücadele etmiyor muyuz? Daha güzel seçenekler yaratmaya çabalamıyor muyuz?

Trompet gibi zor enstrümanı

29 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4022

Trompeti Balkanlarda ve Bergama'da Çingeneler inim inim inletiyor. Tatlıses ekibine koymuyorsa milletin kulağına uymadığından koymuyor.

Ayrıca trompet zor da klarnet kolay mı? Onu da öttürmesi aylar alır. Kamıştan istediğin sesi almak, dudak büzerek istediğin sesi almaktan hiç de kolay değil. Erköse biraderlerden Kandıralı'ya, Deli Selim'den Selim Sesler'e klarnetin anasını ağlatıyor adamlar. Belini kırıyorlar. Hangi batılı orkestraya göstersen ağzı açık dinliyor bunları. Enstrüman tercihi kültürel bir vakadır, kolaylıkla zorlukla alakası yok.

Kemanda benzer ezgi, bütün divan edebiyatı şiirleri aynı şeyi anlatıyor demeye banziyor. (Bunu demişken, hımbıl divan edebiyatından da bir dize savurayım: Nicedir sinemde bir derdi pinhân ederim ben / Bir âh ile bu alemi vîran ederim ben! Ne kadar da uyuşuk ve geri değil mi? Halbuki fransız obskürantizmi öyle mi mirim, adamlarda medeniyet var, kravat var, tozluk takıyorlar potinin üstüne?)

Enstrüman işine hiç girmeyin isterseniz. Bizde (Ortadoğu ve Balkanlar) yaşayan her türlü müziği ve enstrümanı (bağlama ayrı) en iyi biçimde Çingeneler çalar. Müzikte yeni-iyi-ileri bir şey yapmaya niyeti olana bu da duyurulur.

Daha iyisi hepimizin derdi. Ama arabesk piyasada olanlardan daha geri, daha kötü değil. Birçok pop şarkıya on basar müzikal açıdan. Birçok şanson veya tangoyla yarışacak arabesk beste de vardır. Bu hakkı teslime çalışıyoruz.

Arabesk pop caz alaturka.. haydi gidelim parka

29 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4023

Hayret ediyorum. Biraz farklı şekilde başlamıştım. Asıl söz konusu şarkıcının böyle kolayca sakladığı piyasacalığını öven solu eleştirmiştim ama meğer onu savunmanın ardında gizli azımsanmayacak bir arabesk tutkusu varmış. Şaka maka da değil bu! Düpedüz gerçek.Yazık ki ne yazık! ...

Ben sizin derdinizi pek anlamadım ama. Siz arabeski ne olarak algılıyorsunuz da bin takla atarak destek veriyorsunuz? Üstelik batıcı filan diyerek "hor görme garibi" gevşekliğini kullanıyorsunuz. Arabesk bir müzik formu mu, bir kültür mü, bir ideoloji mi, eni konu bir değerler sisteminin bir parçası mı? Bunlardan biri mi birkaçı mı hepsi mi? Nasıl bakıyorsunuz acaba arabeske? Biz yerin dibine batırıyoruz arabeski "batıcılık" uğruna diyelim ama siz hangi açıdan övüyorsunuz burada?

Müzik formu olarak mı? Bu form hiçbir müzik kuramına dayanmaz, makam ayak falan barındırmaz, tarzı bireysel farklılıklarla şekillenir. Böyle esneyebilen bir müzik türünü müzikal anlamda değerlendirmek için ortak bir kriter bulmak bile çok güç. Şimdi kuramsıza örnek caz felan demeyin kalkıp da. Arabeskle caz yanyana bazı şartlar altında gelebilir birbirine benzetilebilir. Batıcılık ayağına cazı arabeske zorla tercih etmek abestir. Her ikisi de kendine özgü toplumsal koşullarda doğmuş, kültürel ve ekonomik şartlarla şekil almış türler, ezilmiş dışlanmış insanı işler, evet caz da mistiktir.

Diğer müziklere benzerliği ve farklı tür icracılarının arabesk tınıları bulunuyor diye mi aklanıyor? Arabeskin zaten Yunan, Mısır, İran, Bizans kökeni var. Normal olarak bu yörelerin geleneksel müziğiyle benzerlikler taşır. Bu müzikleri icra edenlerde de benzer tınılar olabilir. Arabesk ayrıca Türk halk müziği, Türk sanat müziği ve batı müziğinden de esinlendi. Türk müziği de Bizans ve Arap kökenli. Schumann'ın tınılarını bile arabeske benzetenler var. Şimdi kültürel bir değeri olan sanat müziğinde halk müziğinde ve batı müziğinde de benzerlikler var diye onların hepsinde arabesk var deyip de bu kurama dayalı formlarla estetikten de yoksun arabeski müzikal anlamda bir tutabilir misiniz?

Hadi diyelim tuttunuz. Yahu arkadaşlar, geri ideolojilerin etkisinde halk müziğinin de sanat müziğinin de batı müziğinin de yozlaşma sürecini de mi göz önünde tutamıyorsunuz? Ordan burdan örnek verip arabeske dayanak arıyorsunuz? Ayrıca bir sürü türü türedi bunun. Pop arabesk, solcu arabesk felan, protest...... sanat müziği ve diğerleri de piyasa kaygısıyla onunla iyice kaynaştırıldı…

Ama caz gibi arabeskin de içinden kopup geldiği öncülleri var tabii.....Bunları geçin ama. Müzik teorisyenleri bu konuları yeterince işlediler. Sorun da bu değil zaten. Şimdi biri tutarsızlık var, metal, caz savunuluyor arabesk tukaka ediliyor demiş. Cazdan bahsettim. bana göre böyle bir üstünlüğü yok cazın. Ama o tutarsızlık sizde var. Metale karşısınız ideolojik olarak da, arabeske, kültürüne neden değilsiniz? Size bunu sormak lazım.

Umudunu yitirmiş, gelecekten korkan, kendine ve çevresine inancı kalmamış gençliğin büyük bir kısmını hem metal müzik hem de arabesk, yalnızlığının sarayına hapsetmiyor mu?. Müzik toplumsal işlevini yerine getiriyor mu her iki tarzda da.

Kültürel yönden gelişme olanağı bulamayan yoksul kitlenin hor görülmüşlüğünü, ötekiliklerini ifade etme biçimlerini karşıdakini “batıcı” diye suçlayarak hem de, çok yanlış bir şekilde savunuyorsunuz. Arabeskin evrimini toplumsal ve siyasal açıdan değerlendirmeden böyle bir duygusal tepkiyle hareket etmek çok anlamsız. Arabesk, yaşadığımız toplumsal siyasal dönemlerin çeşitli bozukluklarının yansıma biçimidir. Bu toplumda adaletsizlik, eşitsizlik, dışlanmışlık gibi bozukluklar arabesk olarak tezahür etti. kapitalistleşmenin piyasacılaşmanın gelişim süreci, çarpışan güçlerin buradaki pozisyonları doğmasında da gelişiminde ve şekillenmesinde de etkili oldu, oluyor. Bir toplumsal bozukluğun dışa yansımasından bahsediyoruz kısaca.

Eziklik dışlanmışlık yoksulluk içindeki mutsuz çoğunluğa "başa gelen çekilir" kültürünü aşılayan, kurmak istediğimiz değerler sistemine tezat ne varsa içinde bulunduran, içe dönük isyanı kaşıyan bu müzik kültürünün başka toplumların çeşitli tezahürlerinden biçim dışında başka ne farkı var? Dışlanmışlıkla çevresine güvensizliği de artan kişiyi toplumdan iyice koparır bu müzik türü. Bütün çektiklerinin tek sorumlusunu felek ilan eder. İsyanını içine hapsettirir. Bunun dünyada başka örnekleri var tabii. onların varlığı arabesk için bir aklama olabilir mi hiç.

Evet mutsuzluğu, umutsuzluğu hem sömürür (küçücük çocukları bile acımasızca kullanmıştır bu uğurda) hem de tabii ki çoğunlukla onu işler. Kader, felek, çile, ölüm isteği, metafizik öğeleri öne çıkarır. Halkın onu algılayış biçimi budur: "Koy bir Müslüm baba efkarlanalım" denmez mi? “Al canımı allahım” diye feryat edilmez mi? Hiçbir açıdan doyurulmamış halk kitlesine ölüm tek çıkar yol olarak gösterilmez mi? Ama hep ölüm teması ve umutsuzluk meta tüketicisi kişiyi yaşamdan da müzikten de kaset satın almaktan da tamamen koparır. Bunu kim hangi sistem ister? Mesnetsiz, hedefsiz bir başkaldırı, bir umut ışığı, vuslat ümidi de sezdirir arada.

Daha fazla uzatmaya gerek yok. Bu müziğin hiçbir umut verici yanı yok sanatsal kültürel ilerleme açısından.

* Ama bunları geç, caz cuz yapma ruhumuzda var “solcu” Orhan babayı seviyoruz piyasayı tanımadığını söylemesinin numara olduğunu çok şükür kabul etsek bile Şevval Sam da güzel kadın, tutarsız da olunur gerekirse sanane diyorsanız banane tabii. Belki de hep buydu toplumun arzuladığı müzik? Belki de “batıcılık” yapacağımıza, insanlığın kültürel kazanımlarını, sanatsal değerlerini övüp geliştirmeye bu toplumda var etmeye çalışacağımıza farklı değerlere sahip insanları bu yoz üslup etrafında birleştirmek mümkün, biz şimdi bununla ne yapacağız diye sormak daha doğru olur? Belki de karışmamak en iyisi? Sol da yeniden kendi arabeskini bulsun bırakalım da. (solcu arabeski diye sönmüş yılmış solcuların başkaldırı müziğini yapmış Ahmet Kaya da atılmış ortaya. Orhan babaya bile dönüldüğüne göre, solcu arabeski boşluğu ciddi boyutlarda, doldurulma zamanı yakın görünüyor.)

Bu arada Sibel Canda güzel güzel ince ince söyledi Sam. Müslümle şahane hasbıhal oldu. Hakikaten baya bi ilerleme fark ettim ben de... Tüdanya'dan Bergen'den onların "sokaktan gelen", "acıların kadını" ezik hallerinden kendine güvenen burjuva yorumcu Şevval Sam'a...Onlar bu kadar piyasacı olamadılar ne yazık ki. “Aşağılamamıza” maruz kaldılar. Şimdiki gibi soldan sahiplenicileri pek çıkmadı. Şimdi olduğu gibi ses o kadar önemli değil sanata manata gerek yok, görüntü yeter hatun güzel olsun yeter mi diyordu o zaman da solcular??? İşte böyle diyorsanız (öyle demiş yorumcu. hakikaten gösteri çağı değil mi) gidin yaşayanlarını izleyin ne yapalım. Sonra da Parayı verdi düdüğü çaldı'yı okuyun. Beğenin!

Seçim şarkısı olarak önerileni dikkate alan çıkar onu da merak etmeyin. Ama bence bizim durumu daha da güzel açıklayan bir popüler şarkı var bugünlerde çalınan. Bu yorumun başlığının sahibi şarkıcı söylüyor:

"Ben yazdım kadere hüznü, perişanı
Sonu gelmez yine de bitemez ümitler
Ama yoksa bahçemin eski şanı
Sebebi koparılan çiçekler"

***
Son not. Yok yok ben İlkay'dan pek hazetmesem de, hala grevlere katılıp şarkısını türküsünü söyleyen bu emekçi kadını da dinleyen kitlesini de bulaştırmam böyle karşılaştırmaya. o sadece ironik bir soru idi. en azından müzikal çizgisini böylesine yozlaştırmadan çalışan biriyle sam gibisinden birini arabeski savunmak uğruna aynı kefeye koymak mı?. aman yanlış anlama olmasın.

Bundan önceki son paragraf

29 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4024

Okuyan da Müslüm dinlerken göğsümüzü jiletlediğimizi anlayacak. Dinliyoruz, bazılarını seviyoruz ama o kadar değil.

Biz de sizin gibi Bülent Ortaçgil, Ezginin Günlüğü vs. isimleri daha çok seviyoruz. Bunlar arabeskten elbette daha iyi. (Tabi bunlar da piyasayı gayet iyi biliyor, bilmek zorunda çünkü.)

Mevzu bu uzun yorumdan önceki yorumun son paragrafında özetlenmiş. Arabesk de eğlencelik müziklerden biridir. Diğerleri gibi bir şeydir. Diğerlerinden farklı olarak ortadoğuludur, yerlidir. Bu özelliği de onu diğerlerinden daha geri göstermek için kullanılamaz. Hatta yerlilik, anti-emperyalizm ve yurtseverlik için tutunacak bir dal verir hepimize.

Ama iyi bir tespit de yapmışsınız. İyi, harbi bir solcu arabeskçi lazım memlekete. Çıksa da dinlesek, dinletsek.

(Sibel Can'ın programını ben de biraz seyrettim. Müslüm bitmiş artık. Böyle bir insan İtirazım Var'ı kağıda bakarak okur mu ya hu. Ben bile ezbere okuyorum.)

Arabeskin geleceği yok öngörüsünü ise ancak piyasanın daha da fazla 'batılılaşması' sağlıyor. Evet, eskisi kadar arabesk yok. Eskisi kadar bıyık da, gömlek de, kumaş pantolon, iskarpin ve ceket de yok. Gençlerimiz artık amerikalı çünkü. Tabi zenci olarak. Bol kotlar, beyzbol şapkaları, thirt, mont, spor ayakkabı giyip, mamıdı mamıdı maykrofon yapıyoruz. Ya da streç tşhirt giyip elektronik sesleriyle titreşiyoruz. Bunlar arabeskten daha mı iyi? Arabeskte bir miktar direnmek iyi olur. Arabesk tümden ölürse bu sefer rap içinde veya başka bir bok içinde kulvar arayacağız, mecburen, mecburiyetten. Öl demekle ölmüyor, ol demekle olmuyor çünkü popüler kültür.

Piyasayı bunlar kilitliyor artık. Siyaset yaparken mevcut iki tarafa nasıl eşit olamıyorsan, burada da hesabını ona göre yapmalısın.

İnsanlar Hande Yener, Demet Akalın, Serdar Ortaç yerine Şevval Sam dinlesin, Volkan Konak dinlesin tabi. Onları severlerse edecekleri iki laftan da feyz alırlar belki. Bu tiplerin karşısına konacak ehven arıyoruz, kabaca. (İlkay Akkaya dinlese de olur tabi. Sorun onun bunlarla aynı sahnede olmaması, o bizimdi, kırkından sonra büyük sahneye niyetlenmesi sorun. Bunu yapmaya çalışırken Zaman'a bile röportaj vermesi sorun.)

Neden arabeske müsamaha var, metale yok

29 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4026

Çünkü arabeskçi en fazla kendini aşağılar, hor görür, ne ederse kendine eder; ama eşitlik talep eder, insan yerine konulmayı ister. Sıradan insana küfretmediği gibi onun ağzından konuşur. Bağırmaz, buyurmaz, inler.

Metalci ise kendini üstün görür, bazı insanları ve dolayısıyla insanlığı aşağılar, bazen de ırkçıdır. Bağırır, kendini dayatır.

kakafoni ve kızıl ötesi

29 Temmuz 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4028

ufaktan salça olayım. müzikal ayrımlar ya da müzikal yapılardaki ayrımlar, enstrümanların zorluk derecelerine, o enstrümanlarda icralarla bulunanların virtüözitelerine bağlanamaz sanırım. fasıl heyetinin kemanından "kafa güzel" iken aldığımız keyif ile bir yandan kitap okurken bir yandan igor oistrach'ın paganini yorumlarını dinlemekten aldığımız keyifi de karıştırmamak lazım galiba. (keyif ve keyifçilik, iki binlerdeki yansımaları vb. ayrıyeten karıştırılabilir ama) stefan grapelli, yanında "hız tutkunu" kontrbasçı niels henning orsted pedersen, kemanını kopenhag'daki tivoli bahçelerinden esinlenerek çaldığında başka; yanında "çingen gitarcı" django reinhardt, akdeniz ve doğu kültürüne dalıp dalıp çıktığında başka "öttürüyor" mereti. orhan gencebay'ın orkestrasında "öttüren" kardeşimizi bu topraklarda milyonlar dinliyor, onu da dinlese belki yeni bir esin alıp "füzyon arayışları"na oryantal bir sos daha ekleyecek olan regina carter'ı ise  tüm dünyada on bin kişi. "potansiyel olarak" (elbette, devrimcilerin siyasi toplumsal kültürel güçlerine bağlı da olarak) ikisi de devrimci bir marşı yorumlayabilir ya da devrimci bir şarkı yaratabilir; ilki yorumlarsa/yaratırsa daha popüler kılabilir, ikincisi marjinal bir şey "yumurtlayabilir" ama müzikal kulağı ve birikimi gelişmiş birine yeni soyutlamaların kapısını da açabilir. şu müzikal kulağı ve birikimi gelişmiş, algısını bir şekilde eğitmiş, beğenilerini "inceltmiş" dinleyici var ya, işte o, seçkincilik ve kibir tarafından esir alınmadıysa ve de aynı zamanda devrimciyse, kendi beğenileri ve (önüne kibir kokan "yüksek" sıfatını eklemediği) kültürel tercihleri  daha popüler olsun diye uğraş da verebilir. kendisi de "ruh hali"ne göre sık sık "mevcut popüler"e, onun farklı biçim ve türlerine uzanabilir, onunla eğlenebilir, ondan beslenebilir, duygularını ve coşkularını paylaşabilir! lakin, "mevcut popüler"in temsilcilerinden kimilerini, diyelim "fantezi müziği", jennifer lopez'i, müslüm gürses'i yahut "death metal"i (tür olarak, tarz olarak, form olarak, icracı/yorumcu olarak vb.) genelde yoz ilan edip hepten dışlaması, bazen de yozluğa daha yatkın olduğunu düşünüp (kendinden ve çevresinden) uzak tutması mümkündür. dinlemiyorsan dinleme de ne diye dışlıyorsun, yozluk onun özünde mi bakalım, gülhane'de müslüm dinleyen jiletçi çocukla toplumsal temasını nasıl sağlayacaksın, senin dışladıkların yarın bir gün devrimci marşlar söylerlerse, jennifer'la müslüm düet yaparsa bir mayıs marşında ne yapacaksın, seni gidi yüksek kültürcü seni, diye yeniden tartışmaların içine çekilebilir! abartıyorum tabii, yine de -yöntemsiz yol aldığımızda - meseleler bu şekilde iyice abartılabilir ve karışabilir gibi:

sanatsal formlar/arayışlar, doğu ezgileri, batı ritimleri, kompozisyon yapısı, çoksesliliğin zihinsel/düşünsel gelişime katkısı, eğlenceye/keyife/dansa abanan popüler parçalar, aynı parçalardan yahut yan komşularından yansıyan çürümüşlükler/yozluklar, "ruh halime göre hepsini dinliyorum" kolaycılığı,  minimalizm ve multikültüralizm, modernizm ve post'lu olanı, bizim toprağın ezgileri, komşu toprağın etkileri, kardeş türküler ve dünya müziği, geleneksel türküler ve otantizmi çağdaş türküyle birleştirmeli mi birleştirmemeli mi, ahmet kaya'yla serdar ortaç'ın kavgaları ve de ortak noktaları, elektronik de bir hayli gelişti - yeni formlar için kulağı oraya da dikmeli, matematiğe uzanan mükemmel bir soyutlama yahut sulukule'de coşkusal bir patlama, mozaik diye tutturup saçmalama, popüler olan iyi de müziğin sanat kulvarındaki gelişim başka bir şey değil mi, oryantal etkiler ve de ezgiler bize daha iyi gitmez mi, schoenberg dinleyen bob dylan dinleyemez mi, faithless delikanlıyı bozar mı, yorgun argın söylemeyin şu türküleri, halayın dairesel hareketleri gerici dediydi biri, özgür doğaçlama diyip diyip kafamızı düdüklemeseniz keşki, herbie hancock usta bir aşçıyım ama her usta aşçı gibi arada sandviç yiyorum diyerek önüne geleni "kavırlayamaz" mı, şevval sam piyasaya karşı ama entellere arabesk albümü yapıp üç beş kuruş kazanamaz mı, fazıl say'ın dedikleri kemalist/aydınlanmacı bir isyan mı elitist küstahlık mı, hanimiş bakiyim mahler'in lied'leri, duke ellington'ın süitleri, "bana türümü/tarzımı soruyorlar, bir iyi müzik vardır, bir de kötü müzik, ben ilkini yapmaya çalışıyorum" sözleri... işte size yaman yaman çelişkiler ve de kakafoni.

neresinden başlayacağımızı, neresinden tutup nasıl yürüteceğimizi, yöntemi işte, yöntemi, belirleyemediğimizde... neticede bir tartışma (kültürü) oluşturulamadığında, bu tür ortamlarda  her telden ses çıktığında, zemin sürekli kaydığında yahut dağıldığında, kakafoniden başka bir şey mümkün mü sahi?

olsun, bazı bazı kakafoni de iyi...  ya da  zevkleri ve renkleri tartışmayın hocam; kızıldır en iyisi!..  

Öyle de...

29 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4033

Evet kızıl en güzelidir.

Ama yöntem ne olmalı, nasıl olmalı?

3781 no'lu Yorumcu arkadaş !

31 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4042

Vermez olaydın şu Şevval sam'ın adresini. Bi açtım pir açtım.Kafa tamam.!
Ne devrim kaldı,ne açlık ne tokluk ! No problema !
Bacımız söyledikce içesim geldi.Bir fransız şarabı 'Merlot-trockın' açmıştım yet
medi.İkincisini de deviriverdim.Cikcik cik ama. götürüyo valla !
feleğim şaştı. Şimdi uyuşuk haldeyim.Boşver...Böyle gelmiş böyle gider.Şevval
bacımız sağolsun... dertlerin sonu yok nasılsa..Aksi gibi bir de sevgilim var benden
300 km.uzakta.Şevval diye, sizin salık verdiğiniz Arabesk'leri telefonda dinlettim.
Telefonu suratıma çarptı.. Sanırım güzelim ilişkimizi noktaladı.
Herhalde Şevval bacımızı kıskandı. cik cik cik ama.. bak neler oluyo.

Fado bile

2 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4055

Fado bile komünistler tarafından bu kadar aşağılanmadı. Ki doğrudan, kelime anlamıyla bile, fado kader demektir. Salazar'ın bizzat kullandığı -ama içeriği ve biçimiyle doğrudan faşizmi desteklemeyen- bu tarz bile Portekiz'in solcularınca dışlanmadı.

Fadonun en ünlü ismi Amalia Rodrigues SSCB'ye turne de düzenledi. Portekizli ilericileri kendince destekledi de. Salazar döneminde kendisine nişanlar bile verildi ama o mahkumları destekleyen komitelere katkıda da bulundu, şarkı yaptı, bazı şarkıları yasaklandı. Bazı şarkıları Angola ve Mozambik direnişlerince kullanıldı. Çünkü bizim süper materyalistlerimiz, en ilericilerimiz kadar akıllı değildi direnişçiler veya Portekiz solcuları. Onlar iktisat kadar, insanların gönül telini titretenlere kulak kabartmayı da biliyordu.

İlerici iktidar da Amalia Rodrigues'e nişan verdi. Hakkında yaptıkları yorum şuydu: ''Tanrıya inanan, muhafazakar ve yapmacıksız şekilde apolitik bir kadın. Ama Nisan devrimiyle nasıl geçineceğini biliyor.''

Türkiye arabeski böyle kadın ve erkeklerle dolu. Birçok arabeskçi ilerici bir iktidar gündeme geldiğinde farklı bir tavır mı alacak sanıyorsunuz. Arabeskçiler eninde sonunda buranın çocuklarıdır ve buraya söylerler şarkılarını. Ticaret de olsa, çakallık da olsa, diyecekleri, satacakları burayadır. Orhan Gencebay'ın 70'lerdeki hali neyse olacakları da odur. Eğer sol toplumda bir karşılık bulur, acılar doğru biçimde dillendirilmeye başlarsa, bu toplumsallaşmış solu yansıtan ilk bestelerin ciddi bir bölümü de arabesk tınılı olacaktır. Sözleri de öyle.

Çulhaoğlu arabesk hakkında ne demiş

2 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4059

Çulhaoğlu'ndan kopyalayım önce:
(Çulhaoğlu bir Eğit-Sen şenliğinde yaşadığı deneyim üzerinden, solun kültürel alana bakışına dair önemli bir eleştiri getiriyordu 1995’teki yazısında. Özetle şenlikte bir kadın sahneye çıkıp Ferdi Tayfur’un “Emmoğlu”nu söylemeye başlar ve gelen sert tepkiler üzerine apar topar sahneden iner.)
Kadınlı erkekli solcu/sosyalist insanları, evlerinin dışında, TV’den uzakta birarada
tutmada ve kaynaştırmalarını sağlamada ‘Emmoğlu’unun da bir işlevi varsa, yaşasın ‘Emmoğlu’! Sonra bugünün Türkiye’sinde ‘Emmoğlu’nu dinleyen ve beğenen insanların, hele hele kadınların, dinlemeyen ve beğenmeyenlerden daha düzene bağlı, daha az dirençli, daha az militan olabileceklerine de hiç inanmıyorum. Nihayet, ‘Emmoğlu’na ve benzerlerine tepki duyan insanların, ‘vermeyin insana izin, kanması ve susması için; hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin’ gibi sözlerin ve ‘devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir gider’ türünden imgelerin yer aldığı bir marşı huşu içinde söylemelerinde de bence bir gariplik vardır.

Ali Cenk Gedik bir kitap eleştirisinde alıntılamış Çulhaoğlu'nun dediğini. Bir de kendi dediği var:
Benim de caz-arabesk ikilisine dair bir oyunum vardı, kitapta bu sözleri okuyunca hemen aklıma geldi: Türkiye emperyalist bir ülke ve tüm dünyada caz yerine arabesk müzik itibar görüyor. Arabeske ya da emperyalist bir ülkede yaşamaya bayıldığımdan değil sırf “oyun” olsun diye düşünmüştüm. Bu kez kitabın başka bir bölümünde Türkiye’yle ABD arasında kültürel anlamda benzerlikler bulunduğunu okudum.

Alıntıladığım yer yabancı değil, Ali Cenk Gedik'in yazısının tamamı aşağıda:
http://arsiv.sol.org.tr/index.php?yazino=10168
(Bu arada Orhan Tekelioğlu bence bu yazıdaki kadar övülecek biri değil.)

Peki bu yazarlar niye şimdi de böyle laflar etmiyor arabesk hakkında?

Başka bir müzisyen

3 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4067

Konuyla çok alakalı değil ama piyasa, müzik arabesk şu bu derken aklıma geldi. Aradım buldum. Edirneli Deli Selim'in oğlu, klarnetçi Murat Kızılcıklılar, babasının yazdığı 'Fasulya' şarkısını kullanan Ata Demirer'le ilgili konuşuyor.

Para mı istediğini soran muhabire 'Rahmetli babam okuma yazma bilmezdi, ondan kaydettirmedi. Alısın gitsin ya. Bir şey istemiyorum. Her şey para değil. Bugün o benimkini çalar, yarın ben onunkini çalarım. Müzisyenler aile gibi. Bir izin istesin, başka bi şey değil.' diyor.

Fazıl Say der mi bunu? Mesela?

(Videoyu unutmuşum)
http://video.mynet.com/habervideo/Fasulya-sarkisi-calinti-mi/488920/

Fazıl Say da arabeskçi çıktı

1 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4401

Fazıl Say'a şeriatçı bir kızdan mektup gelmiş ve o da bu mektupla coşmuş. Onun çekeceği her filme müzik yapacakmış, okuması için her türlü gideri ondanmış... Kızın dediği de özetle şu: 'Ya hu sen de iyi insanmışsın, senin de burada yaşamaya hakkın var. Gitme kal bu ülkede'

Mektubu, Say'ın yorumunu ve iki metnin üslubunu bu tartışma bağlamında değerlendirilmek üzere ortaya bırakıyorum:

http://www.odatv.com/n.php?n=fazil-say-hangi-turbanliyi-destekliyor-3108...

Ben burada ısrarla arabeski savundum ama aklımdan geçen şarkıların hiçbiri bu vaka kadar arabesk değildi. Arabeskin en radikal karşıtının bile duygusal durumu, ruh hali budur. Buyrun arabeski eleştirin.

Artık Basketbol Şampiyona'sının açılışında Fazıl yerine Müslüm'ün çıkmasının bu arabesk tartışmasıyla ne derece alakalı olup olmadığını da düşünmüyorum. Mahzuni'den 'Boşu boşuna'yı dinliyorum.

 

 

AdaptiveThemes