Skip to content

Sol yapılardan referandum sonucu değerlendirmeleri

13 Eylül 2010, ekleyen Hasan Duru

EMEP, ESP, Halkevleri, ÖDP ve TKP'nin başkan ve yetkili kurullarının 12 Eylül anayasa değişikliği referandumunun sonuçları hakkında yaptıkları ilk açıklamalardan bazı bölümler şöyle (kalınlaştırmalar bize ait):

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel (Evrensel gazetesinden): "Emek ve demokrasi güçlerinin 'hayır' çalışması güçlendirilmeli"

Bunca baskıya, tehdide ve propagandaya rağmen AKP’nin istediği sonucu alamadığını belirten Tüzel, “Hem hayır oyları hem de boykot oranı hesaba katıldığında 13 Eylül’de gündem değişmeyecek” diyen Tüzel, oy oranlarının anayasa paketinin Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirmeyeceğini de gösterdiğini belirtti. Referandum sürecinde emek ve demokrasi güçlerinin hayır yönünde bir çalışması olduğuna değinen Tüzel, bu çalışmanın daha da genişlemesi gerektiğini söyledi. Tüzel, “Bu anayasa paketi Türkiye’nin sorunlarını çözmeyecek. İşçisi, emekçisi, kamu emekçileri, Kürtler, Alevi hareketinin güçleri daha geniş bir birliktelik oluşturarak, eşit, demokratik, özgür bir ülke yaratma mücadelesini bundan sonra daha da yükseltmelidir” dedi.
 
TAMAMI: http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=75059
 
 

 
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanı Figen Yüksekdağ (atilim.org’dan): "Partimizin de içinde yer aldığı boykot cephesi referandumun galipleri arasında"
 
Yüksekdağ, kazananın boykot ve değişim isteği olduğunu belirtti.
 
Figen Yüksekdağ, Kürt halkının iradesi üzerinde kurulan ablukanın sonuç vermediğini belirterek, "Kürt illerinde boykot kazandı" dedi. Kürt halkının ve boykot cephesinin referandumdan siyasi iradesini ve gücünü artırarak çıktığına dikkat çeken Yüksekdağ, "Kürdistan'da boykotun kazanması, evet'i de hayır'ı da önemsizleştirdi. Partimizin de içinde yer aldığı “Ezilenlerin ve Emekçilerin Boykot Cephesi” referandumun galipleri arasında yer aldı. Referandum, halkın seçeneksiz olmadığını, 3. Cephe'nin mümkün olduğunu, bu cephenin örülmesinin temel bir ihtiyaç olduğunu gösterdi. Boykot, Batı illerinde de göreceli olarak başarı elde etti. 12 milyon seçmen sandığa gitmedi" dedi.
 
ESP Genel Başkanı Yüksekdağ, "Referandum ilerici, sol, sosyalist güçlerin sürüklendiği politik parçalanmışlığı ve ideolojik kaosu sergiledi" diyerek şunları söyledi; "Boykot taktiği ve etrafında örülen siyasi irade, bu parçalanmışlığın ve kaosun aşılması bakımından da önemli olanaklar sunmaktadır. Burjuvazinin evet/hayır oyununa yedeklenen ilerici ve sol güçler, bu sonuçtan gerekli dersleri çıkararak işçi sınıfı ve ezilenlerin bağımsız siyasal çizgisinin ve çıkarlarının tamamlayıcısı olmalıdır.”
 
TAMAMI: http://www.atilim.org/haberler/2010/09/13/ Yuksekdag__Kazanan_boykot_ve_degisim_istegi_.html
 
 
 
Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol: "Halkın hakları mücadelesinde yeni mevziler ve araçlar oluşturulmalı"
 
Referandum sonuçları göstermektedir ki “MHP’nin kalesi” olarak bilinen birçok yerde AKP büyük oranda “evet” sonucu elde etmiştir. Tayyip Erdoğan’ın “MHP, solcuların, komünistlerin, darbecilerin, teröristlerin safına katılmıştır” söylemi, Anayasa değişikliklerine dair bir itiraz geliştirmeyen MHP’nin “Habur” edebiyatından daha etkili olmuş görünmektedir. Üyeleri Danıştay baskınına, Hrant Dink cinayetine ve Akın Birdal’a yönelik saldırıya karışan BBP’nin “yetmez ama evet” tavrının yanında, komando kadrosundan ülkücü faşistlerin desteği tabanda etkili olmuştur. Tüm bunlara Saadet Partisi eklendiğinde sağın “evet” etrafında bloklaştığı görülmektedir. Erdoğan referandum sonrası konuşmasında tüm bu unsurlara tek tek teşekkür etmiştir. Erdoğan’ın teşekkür listesine “Okyanus ötesinden bu sürece destek veren” Fethullah Gülen’in de eklenmesiyle AKP’nin oluşturduğu sağ bloklaşmanın tüm parçaları tamamlanmaktadır. Sol görünümlü taşeron örgütler (DSİP gibi) ve sendika görünümlü sınıf işbirlikçileri de (Hak-İş ve Memur-Sen gibi) bu sağ bloğun meşrulaştırıcı aygıtları olarak kendi çaplarında rollerini oynamış ve Erdoğan’dan teşekkürlerini almışlardır.
 
Referandum sürecinde değişiklik paketinde yer alan emeğe ve kamusal haklara yönelik saldırıları halka anlatan, AKP’nin ve AKP’nin payandalığını üstlenen sol kılıklı liberallerin yalanlarını teşhir edip demokrasi maskelerini indiren tek gerçek özne sosyalistler ve ilerici emek/meslek örgütleri olmuştur. Bu süreçte sol içerisinde ideolojik netleşme ve ortaklaşma adına önemli adımlar atılsa da, “evetin yalanını” toplumun geniş kesimlerine anlatmada yetersiz kalındığı görülmektedir. Bu eksikliklerin, sadece ideolojik netleşmeyle ve daha güçlü bir kampanyayla giderilemeyeceği de bellidir. Yapılması gereken, AKP eliyle sürdürülen neoliberal dönüşüm sürecine karşı halkın hakları mücadelesinde yeni mevziler ve araçlar oluşturmaktır. Buna paralel olarak, neoliberal dönüşümün sürdürücüsü gerici-faşist-otoriter iktidara karşı özgürlük, demokrasi ve kardeşlik mücadelesini büyütmek sosyalistlerin ve emek hareketinin görevleri olarak açığa çıkmaktadır. Bu bağlamda boykot tavrını ortaya koyan Kürt hareketi ve destekleyenler aynı görevlerle karşı karşıyadırlar; “sol” evetçilerle safların farklılaştığı yolların tamamen ayrıldığı ise ortadadır.
 
TAMAMI: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=32731
 
 
 
Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş: "Ortak kavga sürdürülmeli"
 
Referandumun galibi yüzde 58 oy oranı ile muhafazakar-liberal bloktur. Bu blokun siyasal önderi Tayyip Erdoğan manevi önderi Fethullah Gülen’dir. Bu blok 12 Eylül‘ün bir ürünüdür.
 
Referandumun önemli bir sonucu ise Kürt illerinde BDP’nin uyguladığı boykotun başarısıdır. Yüksek orandaki boykot ile AKP bölgede kaybetmiştir. Bu sonuçlar AKP’nin her tür baskı ve tasfiye operasyonunun sonuçsuz kaldığını göstermiştir.
 
Referandum sonuçları. AKP’nin uyguladığı sömürü politikalarına ve ülkenin giderek muhafazakâr-liberal etkisi altına alınmasına karşı önemli bir tepkinin ve direncin olduğunu da göstermiştir. Yüzde 42’lik oyların ağırlıklı bölümü ve boykot oyları bu yöndeki oylardır. Yapmamız gereken bu direnci güçlendirmek, eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelesine aşkla, inatla, umutla ve aynı kararlılıkla devam etmektir.
 
Önümüzdeki dönemde toplumsal muhalefetin ve solun görevi, sosyalistlerin hayır gerekçesinde vurguladığı ve dile getirdiği talepler etrafında ortak bir kavgayı sürdürmek olmalıdır.
 
TAMAMI: http://www.odp.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=2337
 
 
 
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Siyasi Bürosu: "Sosyalizmi ülkenin bütün sorunlarının çözümü olarak ortaya koyacağız"
 
Seçim hilelerini, propaganda döneminde başlayan seçim suçlarını bir kenara koyarsak, referandum sonuçları iki şeyi göstermektedir: Bir, AKP sağı kendi çevresinde birleştirmiştir, sağ AKP'de tekleşmektedir. İki, Türkiye'nin son 30 yılına damga vurmuş olan sağcılaşma karşısında anlamlı bir direnç oluşmaktadır. Türkiye'nin geleceği bu direncin sosyalizme örgütlenmesine bağlıdır.
 
Kürt illerinde alınan sonuçları “Kürt sorununda çözüm sürecine güç kazandıracak bir gelişme” olarak değerlendirmek (...) yanlıştır. Bu sonuçlarla birlikte kesinleşen, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin daha Amerikancı ve daha gerici bir şekle sokulması sürecinde Kürt sorununun bir araç olarak kullanılmaya devam edeceğidir.
 
Yüzde 42'lik “hayır” oranının AKP'ye dönük bir toplumsal direncin ve en genel anlamıyla solun ürünü olduğu doğrudur. CHP'nin bu birikimden yararlandığı da bir gerçektir. Öte yandan CHP, andığımız toplumsal direnci büyüten ve birleştiren bir parti konumunda değildir. Tersine bu direnç CHP'nin elinden kurtarılmalıdır.
 
Bizim için açık olan şudur ki, Türkiye kendisini bekleyen tehlikelerden ve içine sokulduğu karanlık korku tünelinden ancak sosyalizmi hedefleyen bir yolla kurtulabilir. Türkiye'nin komünist partisi, bu devrimci bilinçle sosyalizmi ülkenin bütün sorularının yanıtı, bütün sorunlarının çözümü olarak ortaya koyacak ve örgütleyecektir.
 
TAMAMI: http://www.tkp.org.tr/basin-aciklamalari/sag-akpde-birlesti
 

Yorumlar

Yağcı Nabi, sonuca pek sevinmiş..

16 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4614

Yağcı Nabi, referandum sonucu karşısında pek bir sevindirik olmuş.
Ona kalırsa, "devrimsi bir değişim" gerçekleşmiş, o da zil takıp oynamış..
İşte yazısı, meraklısı için.
http://www.taraf.com.tr/nabi-yagci/makale-bu-bir-devrimsi-degisimdir.htm

--------------------

NEDEN OLMASIN 16.09.2010
Nabi Yağcı

Bu bir devrimsi değişimdir

Şimdi bu nitelemeyi daha kendimden emin olarak kullanıyorum. Dünkü The Guardian gazetesi de, “Türkiye’nin sessiz devrimi. Geçmişi baskılar ve askerî darbelerle dolu olan ülkede küçük bir devrim gerçekleşiyor, bu kez demokratik ve kansız olarak” demiş.

Demokratik devrimsi değişimin öznesi açık ki değişimden yana olan, militarist vesayet rejimini reddeden, sivil demokrasi isteyen halktır. Bu halk 2007’de de direncini göstermişti. Halkın ezici çoğunluğu hem değişimden yana olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koydu hem de değişimlerin arkasında duran bir güç olduğunu gösterdi.

Bu değişim dinamiğini yakalayabilen, halk desteğini arkasına alabilen AK Parti değişimin çok önemli bir taşıyıcı siyasi gücü durumuna geldi. Zaman zaman geri adımlar atmış, yanlışlar yapmış olsa da iktidar imkânlarını değişimden yana kullanabilmiştir. Bunun en belirgin örneği askerlere karşı YAŞ toplantısındaki direnci olmuştur.

Halkla birlikte yürüme, halk olma yolunu nihayet seçebilmiş küçük de olsa yenilikçi sol da içinde, liberaller, İslami duyarlılıklı çevreler, muhafazakâr demokratlar, hümanist düşünceli aydınlar, kadınlar, genç siviller, sanatçılar, entelektüel aydın çevresi, kısaca yükselen sivil toplum hareketi bu referandum sürecinde çok renkli ve çok etkili bileşik bir demokratik muhalefet gücü olarak ortaya çıktı. Çok önemsediğim bu yeni gelişmeyi daha sonra başlı başına ele almak istiyorum.

Bugün bizim gazetede sevgili Tan Oral karikatürüyle harika özetlemiş: Artık TSK’ya bakmak dünde kaldı, şimdi STK’ya bak. Militarist vesayetçi zırh delindi. İlk kez halk ve sivil toplum olarak kendi hukukumuzu yaratıyoruz. Yeni anayasa yapma iradesini elitlerin elinden aldık. TBMM de yasa yapma iradesi üstündeki vesayeti kırmış oldu.

Bütün bunlar basit değişimler değildir.

Tabloya dâhil edilmesi gereken bir de Kürt olgusu var. Boykot kararını yanlış bulduğumu ama gönlümün tatmin edici bir oranda boykot çıkmasından yana olduğunu söylemiştim. Tersi durumda Kürt hareketi üstüne devletin çullanabileceğini ve şiddetin artabileceğini ifade etmiştim. Çıkan sonuç bu açıdan benim için sevindirici oldu. Özellikle Güneydoğu’da tatmin edici oranda boykot tuttu. PKK-Öcalan ve BDP’nin Kürt sorununun çözümünde muhatap oldukları bir kez daha görüldü.

Muhataplık destek kazandı, fakat bana göre dramatik bir çelişki de ortaya çıktı. Dramatik çelişki dediğim şudur: BDP boykotu kazandı ama anahtar parti olma iddiasını da kaybetti. Bunun temel nedeni belki de boykot kararının yanlışlığından daha fazla, “katı boykotçu” tutumdur yani bu kararın gerekçelendirilmesindeki yanlış politikadır. Çünkü boykot gerekçeleri “Hayır” diyenlerinkiyle aynıydı, Geçici 15. Madde’nin kaldırılmasını bile önemli görmediler. Bunun gerisindeki neden ise AKP’yi baş düşman olarak alan yanlış politikadır. Öcalan Kürt sorununun CHP ve devletle çözüleceğini açıkça söylemişti. Referandumda çıkan yüzde 58 “Evet” bu politikayı iflas ettirmiştir. Artık kimse böyle bir çözüm yolundan söz edemez.

Sanıyorum bu yanlış politika referandumda “Evet” oylarının düşük çıkacağı hesabı üstüne kurulmuştu. Öyle olsaydı boykotu tutturan BDP anahtar parti olacaktı. Fakat yüzde 58 “Evet” bu imkânı ortadan kaldırmıştır.

Bu konuda son bir şey daha söylemek istiyorum. Eğer “Evet” oyları açık fark yaratmış olmasaydı, böylece “Evet” Türkiye genelinde siyasi ve moral üstünlük kazanmasaydı boykota rağmen kendi farklı eğilimlerini sandığa yansıtmaya cesaret eden, sandığa gidip “Evet” diyen Kürtlerin bu tutumu siyaseten önemli bir ağırlık oluşturmayabilirdi. Oysa şimdi öyle değildir.

Bağlı olarak PKK-BDP şimdi bir çelişkiyle daha karşı karşıyadır. Herkes biliyor ki, boykot olmasaydı Kürtler ezici bir çoğunlukla “Evet” diyeceklerdi. Tabanın “Evet” eğilimiyle boykotun “Hayır”cı gerekçelerinin yarattığı çelişki BDP yönetimi için çözülmesi gerekli bir problem olarak ortada durmakta.

Fakat bütün bu söylediklerimin ötesinde bir gerçek var. Kürt sorununun çözümünde batıda ve doğuda iki muktedir güç kendini tartışmasız biçimde ortaya koymuştur artık. Bu iki gücün uzlaşma yolundan yürümesi gerekir.

Kanımca referandumun sonuçları savaşın gerekçelerini de artık çok zayıflatmıştır. Halk savaşa, ölümlere “Hayır” demiştir. Savaşı, şiddeti kışkırtan MHP’nin ırkçı şovenizminin artık pirim yapmadığını çok açık ve sarsıcı biçimde göstermiştir. Bu nedenle iki muktedir gücün önünde duran ilk sınav ne pahasına olursa olsun ateşkesi uzatmak, bunun için her şeyi yapmaktır. Devamında ise Kürt meselesinin çözümü için her iki tarafın da yeni sayfa açması, yeni politikalar üretmesi, cesur açılımlar yapması gerekir. Artık elinizi tutan yok.

Özetle, referandum sonuçları sivil demokratik, barışçı yeni bir Türkiye’nin müjdecisidir.

nabi.y@superonline.com

 

 

AdaptiveThemes