Skip to content

Sovyetler Birliği'nin 'kıyamet günü' makinesi

23 Eylül 2009, ekleyen Erkin Özalp

ABD’nin atom bombasını geliştirmesi ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda sadece dünyaya gücünü göstermek amacıyla Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine bu bombaları atması nedeniyle, Sovyetler Birliği de kendi nükleer silahlarını geliştirmek zorunda kalmıştı. Nükleer silahlanma yarışı, insanlık için yıkıcı sonuçlar doğurabilecek bir nükleer savaşın yaşanması tehlikesini de beraberinde getirdi. Dahası, Ronald Reagan’ın ABD başkanlığına seçildikten sonra sosyalist ülkelere karşı çok daha saldırgan bir politika izlemesi, nükleer savaş tehlikesini daha da artırmıştı. Sovyetler Birliği, bu dönemde, bir “kıyamet günü” makinesi geliştirmiş...  

“Perimetre” adlı makine, (daha doğrusu sistem), 1985 yılında, ABD’nin bir konudan emin olmasını sağlamak için devreye sokulmuş: Sovyetler Birliği’nin tüm üst düzey yöneticileri bir nükleer saldırı sonucu ölse bile, Perimetre, ABD’ye yine nükleer silahlarla karşılık verilmesini (neredeyse) güvence altına alacakmış.
 
Perimetre’nin “yanlışlıkla” kendi kendine harekete geçmesi ve dünyaya bir nükleer yıkım getirmesi (neredeyse) imkansızmış. Zaten, bu olasılığı ortadan kaldırmak için tasarlanmış. Perimetre’den önce, Sovyet önderliğine, “insan faktörü”nü tümüyle devre dışı bırakacak sistemler de önerilmiş; ancak bu sistemler reddedilmiş.
 
Normalde yarı uyku durumunda bulunan sistem, yalnızca üst düzey yetkililerden biri tarafından açıldığında aktif hale geliyormuş. İlk yaptığı da, Sovyetler Birliği sınırları içinde bir nükleer patlamanın gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için, yer sarsıntısı, radyasyon ve hava basıncı algılayıcılarından oluşan bir ağa bağlanmak oluyormuş. Bir karşı saldırıyı başlatmasının önündeyse, dört ayrı “eğer ise” önermesi duruyormuş:
 
1. Eğer aktif hale getirildiysen, Sovyet topraklarına nükleer bir saldırının gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini sapta.
 
2. Eğer bir nükleer saldırı gerçekleştirilmişse, Sovyet Genelkurmayı’nın savaş karargahıyla bir bağlantının bulunup bulunmadığını kontrol et. Eğer varsa ve aradan belirli bir sürenin (15-60 dakika) geçmesine rağmen yeni saldırılar gerçekleşmemiş görünüyorsa, yetkililerin hâlâ yaşadıklarına karar ver ve kapan.
 
3. Eğer Genelkurmay’la bağlantılar kesikse, kıyamet günü gelmiş demektir. O andan itibaren, komutayı, korunaklı yeraltı sığınağındaki (Perimetre’nin de bulunduğu sığınak) askeri yetkililere devret.
 
4. Eğer sığınaktaki kişilerden biri düğmeye basarsa, nükleer silahları ateşle.
 
Sovyetler Birliği (ve ABD) açısından iki büyük tehlike vardı: Karşı tarafın bir nükleer saldırısına hazırlıksız yakalanmak ve karşı taraf bir nükleer saldırı başlatmamış olsa bile, öyle yaptığını zannedip erken karşılık vermek. Perimetre de, hem ABD'nin saldırı ihtimalini düşürmek, hem de “erken karşılık verme” ve bu yolla bir nükleer savaşı başlatma tehlikesini en aza indirmek için geliştirilmiş.
 
Kimileri, “İyi ama, nükleer silahların hiç üretilmemesi çok daha doğru olmaz mıydı?” diye sorabilir...
 
Elbette öyle olurdu... Ama ABD’nin elinde nükleer silahlar vardı. Dahası, bunları kullanabileceklerini de göstermişlerdi. Dolayısıyla, Sovyetler Birliği’nin pek fazla şansı bulunmuyordu.
 
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin elinde Perimetre’nin en son durumu hakkında kesin bilgiler bulunmasa bile, sistemin hâlâ devrede olduğu biliniyormuş... Perimetre’nin varlığını ve çalışma ilkelerini ise, sistemin kurucularından Valeri Yariniç açıklamış...
 
Kaynak: http://www.wired.com/politics/security/magazine/17-10/mf_deadhand?currentPage=all

 

 

 

AdaptiveThemes