Skip to content

Türkiye-Slovenya maçından tribün notları

9 Eylül 2010, ekleyen ahmet bertuğ

milli takım, çeyrek final maçında slovenya'yı da farklı yenerek yarı finalde sırbistan'ın rakibi oldu. bu 12 güzel çocuğun hepimizi mest eden oyunları ve diğer detaylar, medyada bolca yer alacaktır. tribünden bizim gözümüze çarpan "diğer" detaylar şöyle:

 
çarşı iş başında: beşiktaş taraftar grubu çarşı, türkiye-fransa maçındaki tribün boşluklarını görmüş olacak ki slovenya maçında iş başındaydı. salonun en uzak (ve en ucuz) yerinden aldıkları biletlerle toplandıkları köşeden tüm salonu yönlendirdiler.
 
sürekli cazgır eşliğinde harekete geçirilmek bir yerden sonra seyirciyi de paralize ediyor. fransa maçında rakip hücumlarda çıkarılan gürültü dışında adamakıllı bir tezahürat yükselmemişti tribünlerden. "france, france" tezahüratları birçok kez hakim ses haline gelmişti salonda. çarşı ise başından işi sıkı tuttu. gerçi önce cazgırlarla ve salonda yapılan müzik yayınıyla bir "iktidar mücadelesi" yaşandı ama neyse ki yetkililer çabuk geri adım attılar. hatta çarşı'nın anonsçuya da yaradığını söylebilirim. fransa maçından çok daha yerinde ve dozunda müdahalelerle seyircinin tansiyonunu doğru zamanlarda yükseltmeyi başardı. çarşı, maç koptuktan sonra nefsine hakim olamayarak bir "beşiktaş" tezahüratı yaptı ama karşı ıslıklarla onlar da fazla uzatmadı. ama "gün doğdu"yu söylemeyi ihmal etmediler.
 
milli takım finale doğru yürüyor. yarı final ve final biletleri bitmiş görünüyor ama federasyon bir şekilde çarşı'ya yer açarsa hiç fena olmaz. hemen pota arkasında ya da daha iyisi fiba delegasyonu ve sponsorlara ayrılan yerlerde olabilir. yoksa maazallah finalde bir de litvanya ile karşılaşırsak, o bir düzine davullu litvanya taraftar lejyonu ne saha avantajı bırakır ne seyirci...
 
tribünlerde ise fransa maçındakinden daha fazla boşluk vardı. bunun ana sebebi, aynı salonda oynanan sırbistan-ispanya maçından sonra sırp ve ispanyollar'ın yerlerini terk etmesiydi.
 
reklamlar, ponpon kızlar ve abdullah gül: rakip hücumlarda gürültü çıkarsın diye herkesin eline tutuşturulan, üstünde bir sponsorun isminin yazdığı ince uzun balonlar var. bunlar da "doğal olarak" sponsor markanın renginde imal ediliyor (bu konuda sponsorlar çok hassastır). fransa maçında da kırmızı-beyaz giymiş ahalinin elinde mavi balonlar vardı, tabii bunları en çok mavi formalı fransızlar sevdi. çeyrek final mücadelesinde de slovenler'in yeşiliyle bir bankanın yeşili de güzel uyum sağladı açıkçası.
 
abdullah gül'ün salonda olması, saha içinde de mecburi değişikliklere yol açtı. özellikle ikinci yarıda molalardaki reklam taarruzu hız kesti. bu reklam aktivitelerinde havalı tabancalarla tribünlere plastik top ve tişört atılması "güvenlik riski" olarak algılanmış olabilir. bir de ponpon kızlar hız kesti. salonda geçirdiğimiz bu beş gün içinde, en az sahne aldıkları ve en kapalı kıyafetlerini giydikleri maç türkiye-slovenya karşılaşmasıydı.
 
salon ve organizasyon: maalesef yarı final ve final maçlarında salonda olamayacağız. salonun mimarisi gayet başarılı. abdi ipekçi'den çok daha iyi. en "kötü" yerden bile sahaya uzak hissetmiyorsunuz kendinizi. ama iç düzenlemeler aynı ölçüde başarısız. kimi yerlerde görüş açınızı boydan kesen kalın kablo sütunları var. yaklaşık yirmi yılda bitirilen bu salonun çatısının, -her büyük basketbol salonundan bildiğimiz üzere- bir tepe skorbordu taşıyamayacağı anlaşılınca bu mesele köşelerdeki iki dev ekrana skorbord yansıtılarak halledilmeye çalışılmış ama bu ekranlara yeterli yakınlıkta ya da uygun açıda değilseniz okumakta sıkıntı çekiyorsunuz. ayrıca "official fan shop"larda her ülkenin tişörtleri ve hatta nba takımlarının ürünleri satılırken bir tek angola'nın tişörtlerinin satılmadığının altını çizmek lazım. insan ayıp olmasın diye iki tane koyar.   
 
memleketin tüm salonlarında ve stadlarında yaşanan problem bu şampiyonada da sürdü. bir ülkedeki hakim mantalite öyle üç, beş yabancı geldi diye değişmiyor tabii ki. koltuğunuza oturduğunuz andan itibaren reklamcılar, cazgırlar beyninize girmek için takla üstüne takla atıyor, ip üstünde canbazlıklar sergiliyor ama iki adım geride, o koltuğa oturana kadar her türlü saygısızlığa ve akıl noksanlığına maruz kalıyorsunuz. tuvaletlerden (ki türkiye ortalamasının üzerindeydi) büfelere, giriş çıkışlara kadar birçok tanıdık manzarayla baş başa kaldık. neyse ki milli takım farklıydı.
 
İLGİLİ YAZILAR:
 
Dünya Basketbol Şampiyonası'ndan notlar
 
Ponpon kızlar giyinirken Türkiye'ye resmi din gelmiş!

 

 

 

AdaptiveThemes