Skip to content

Vedat Günyol kimdir?

16 Eylül 2010, ekleyen samata

Ahmet Vedat Günyol 1912 yılında Fatih'te dünyaya gelir. Günyol'un babası Ali Fikri Bey Ebüzziya Tevfik ile Ali Kemal'in arkadaşlarındandır. Babasının matbuat ile ilgilenmesine de Tevfik ön ayak olur. Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyet döneminde ise kaymakamlık yapar. Günyol'un çocukluğu babasının kaymakamlığı sırasında Dıyarbakır'da geçer. İlkokul beşinci sınıfı Cahit Sıtkı ile birlikte Diyarbakır'da bitirir. Şeyh Sait isyanından sonra İstanbul'a göçülür. Daha bu yıllardan Günyol'un dergi merakı başlar. Eğitimine Fransız okullarında başlar, Galatasaray'da bitirir. İlk önce hukuk fakültesine başlar, 1937 1939 yıllarında ise Paris'te bulunur. Aidin Dino ile dostlukları başlar bu dönemlerde. 1941'den itibaren ise Tercüme Bürosu'nda çalışmaya başlar. Bu dönemde Orhan Veli, Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu ve Yaşar Nabi ile dostlukları başlar, aynı yıllarda üç yıl kadar da Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde Fransızca öğretmenliği yapar. 1952'de ise Rockefeller Vakfı'nın çağrısı üzerine Amerika'da Harward ve Columbia üniversitelerinde Mukayeseli Edebiyat ve Eleştiri kurslarına devam eder, çok sevdiği arkadaşı Orhan Burian'ın ölümü ile ülkeye döner.

Günyol deyince akla Yeni Ufuklar dergisi ve Çan yayınları gelir. Ilk önce Orhan Burian ile birlikte 1951 yılında Ufuklar olarak bu dergiyi çıkarmaya başlarlar, bu dergi sonrasında Yeni Ufuklar olacaktır. Çan yayınları ise 1959'da Ferit Edgü'nün bir hikaye kitabı ile başlar, sonrasında ise giderek Camus'den, Kafka'dan, Sartre'dan çevirilere yönelir. Asıl Çan yayınlarının duyulması bundan neredeyse 200 yıl önce yazılmış Babeuf'ün Devrim Yazıları' Sabahattin Eyuboğlu ile birlikte çevirip yayınlamaları ile başlar. Bu olay çeviri tarihimize de Babeuf Olayı olarak kayda geçmiştir.

Yeni Ufuklar dergisi 1970'lerin sonuna dek neredeyse aralıksız yayınlanır. Bu dergi edebiyat ve düşün alanımızda da çok önemli bir yer tutmuştur. Nermi Uygur, Cengiz Gündoğdu, Önay Sözer ve Afşar Timuçin gibi büyük felsefecilerimiz ilk yazılarını bu dergide yayınlamışlardır. İkinci Yeni şairleri Cansever, Süreya ve Uyar'ına burada şiiri ve yazıları yayınlanır. Yazarın Dile Gelseler kitabı 1940 ile 1960 arasında yazdığı yazılarının bir toplamasıdır. Yazarın Yeni Türkiye Ardında kitabı ise çok daha fazla politika ve toplum sorunlarıyla ilgili yazılarını bir araya getirmiştir.

Vedat Günyol 12 Mart darbesinde gizli TKP örgütüne üye olmaktan Sabahattin Eyuboğlu, Tilda Kemal, Azra Erhat ve Magdi Rufer gibi ismlerle birlikte gözaltına alınır. http://www.haberveriyorum.net/haber/aski-kariyerine-tercih-eden-kadin-magdi-rufer Günyol tutuklanma süresince büyük öğrenci lideri Harun Karadeniz ile tanışır ve aralarında önemli bir dostluk başlar. Günyol Karadeniz öldükten sonra hakkındaki en güzel yazılardan birini kaleme alır. Günyol uzun bir hayatın ardından 2004 yılında aramızdan ayrılır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Vedat_G%C3%BCnyol

Mehmet Seyda, Edebiyat Dostları, Kitaş Yayınları, İstanbul: 1970.

Yorumlar

Vedat Günyol’un anılarından...

16 Eylül 2010, yazan Ayşe K.,
Yorum no: 4616

Uzak Yakın Anılar 1 adlı kitabında, 12 Mart’ta Sansaryan'daki gözaltı günlerini ve Maltepe cezaevinde Harun Karadeniz’le karşılaşmasını anlatıyor, kişiliği üslubuna sinmiş, günümüzde arayıp da bulamadığımız, artık nesli tükenmiş aydınlarımızdan Vedat Günyol:

“...Sigara dumanları, çay kokuları, kıvıl kıvıl insan hayhuyu içinden bir güzel, bir tok insan sesi “Hocam!” diye yükselip kavrıyor benliğimi. Birden yabancılığımı unutuveriyorum. Bu, o güne kadar tanımadığım, ama sıcaklığını yakınlığını duymayı, duyabilmeyi, bir özlem susuzluğuyla beklediğim, bekleyeceğim bir sesti. Harun Karadeniz’in sesiydi bu, inançlı, inandırıcı, inandıran, koruyucu, koruyan sesi. Bütün çaresizliğimi, ne oldum ne olacağım sorularını, bir çırpıda yanıtlamıştı bu ses, bu insan sesi, bu kendine güvenen ve çevresine güven salan ses.
 
Otuz otuz beş kişilik bir koğuş içindeydim, alçak tavanlı, sağlı sollu, iki katlı ranzalarla uzayıp giden. Koğuş, iki lavabolu, iki helalı dört köşe bir aralıkta son buluyordu. Koğuşa ilk girdiğimde, kapının yanında yöresinde, Emniyet’te görür gibi olduğum, ama, yasaklandığı için, başımı kaldırıp hoşbeş edemediğim, yabancı kaldığım iki delikanlı vardı. Yüz vermediler bana. Selamlarını bile esirgediler benden. Bir suçlu durumundaydım sanki. Ama, Harun Karadeniz, o içten, o cömert yürekli insan, yetişmişti imdadıma. Türlü öğrenci eylemlerine girip çıkmış, işkencelerden geçmiş, bunca güzel, bunca soylu, övünülesi, eli eteği öpülesi körpecik, inanlı, inançlı insanlar arasında, benim de, karınca kaderince bir yerim olabileceğine inandırıyordu beni. Bir ürkek, bir tedirgin mutluluk sarıyor içimi. Bu eylemci, bu gözüpek, yılgısız gençler arasında, bana da insan gözüyle bakanlar, bakabilenler vardı demek.
 
O güzelim insan, yani Harun Karadeniz, olup bitenleri, olup bitecekleri, ya da bitmeyecekleri serdi gözlerimin önüne. Beni bir köşeye çekerek, bir masa başında, Türkiye Komünist Partisi (TKP) diye adlandırılan, bence ismi var cismi yok bir gizli, bir yeraltı örgütünün sorumlularından olduğumu, hep birlikte olduğumuzu anlattı bana, şemalar çizerek. Akıldışı bir suçlamanın, akıllıca bir açıklamasını yaptı bana bir çırpıda. Olmayacak, uydurma, yakıştırma bir suçlamanın gülünçlüğünde bir araya gelmiştik, çaresiz. Gülmek ve beklemekti yapacağımız, yapabileceğimiz...
 
...Tutukluyum, bilinmez, hesaplanmaz, kestirilemez bir tarihe kadar. Varsın öyle olsun. Değil mi ki, bunca eşsiz, bunca erişilemez, özverili, gözüpek, yılgısız genç arasındayım, helâl olsun diyorum...”
 
Kaynak: Vedat Günyol, Uzak Yakın Anılar 1, Belge Yayınları, 1990, ss.46-9.
 
 

 

 

AdaptiveThemes