Skip to content

Zülfü Livaneli geçmişte çok mu edepliydi?

29 Ağustos 2009, ekleyen Erkin Özalp

Livaneli’nin “Özgürlük” şarkısının bestesini Vodafone’a satmasıyla ilgili eleştiriler karşısında aldığı tavır pek çoklarında şaşkınlık yarattı. Kimileri de, “Demek adamı çıldırtma noktasına gelmişler” dedi. Oysa, Zülfü Livaneli benzer bir tavrı daha önce de göstermişti. Üstelik, tümüyle haksız olmasına rağmen! (Bu olayı hatırlamıyordum, bir arkadaşımızın önerisi üzerine araştırdım.) 

Zülfü Livaneli, 17 Mayıs 1999 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, hakkında çıkmış olan bazı eleştirilere şu yanıtı vermişti:
 
“Son olarak bu birkaç kişilik çevreye bir sözüm var: ‘Otuz yıldır Livaneli’yle uğraştınız. Cumhuriyet gibi saygın bir gazeteyi, iğrenç bar dedikodularına meze yaptınız. Ama aradan geçen yıllar, sizi değil bizi doğruladı. Bundan sonra da elinizden geleni ardınıza koymayın. Göğse atılan jiletlere değil, feryatlara, titremelere değil, Londra Senfoni Orkestrası'na küfür edin. Seviyenizi ortaya koyuyorsunuz!’
 
Evin İlyasoğlu ve Önder Kütahyalı, haksız saldırılarının hesabını mahkeme önünde verecekler.
 
Bundan sonra, basında çıkacak her sövgü yazısını mahkemeye vereceğim.”
 
Konu, “Livaneli’nin büyük başarısı” diye sunulan bir olaydı. Londra Senfoni Orkestrası, Zülfü Livaneli’nin “New Age Rhapsody” adlı eserini albüm olarak kaydetmişti... Bu gelişmeden, dünya müzik tarihine geçecek bir olay diye söz edilmişti (hatırlayan kalmış mıdır?)...
 
Evin İlyasoğlu, Cumhuriyet gazetesinde, bu iddiaların üzerine gitmiş ve söz konusu eseri Livaneli’nin değil orkestra şefi Francis Shaw’un bestelediğini, ayrıca Londra Senfoni Orkestrası’nın da parasını veren herkesin eserlerini çaldığını yazmıştı. Zülfü Livaneli, işte bu değerlendirmeleri “sövgü” olarak değerlendirmiş, mahkemeye gideceğini yazmış ve gerçekten de gitmişti...
 
Livaneli’nin açtığı davada bilirkişinin ne dediğini Hakkı Devrim’den aktaralım:
 
Zülfü Livaneli'nin, müzik eleştiricisi Evin İlyasoğlu ile Cumhuriyet'ten Berrin Nadi ve Fikret İlkiz aleyhine açtığı tazminat davasına İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi baktı.
 
Mahkeme bilirkişiden görüş istedi. İTÜ Türk Musikîsi Devlet Konservatuvarı öğretim üyeleri, yazıları, iddiaları, delilleri incelediler. Konservatuvarın müdürü, besteci, Prof. Yalçın Tura'nın raporundan bazı alıntılar:
 
> New Age Rhapsody'deki 11 bölümden 9'unda kullanılan temler, Zülfü Livaneli'nin daha önce besteleyip yayımladığı şarkılardan alınmıştır. Hafif müzik alanında parçalar çok kere söz yazarı, melodi bestekârı, armonileyen, orkestra düzenlemesini yapan, aranjör vd... gibi farklı kişilerin ortak çalışması olarak ortaya çıkmakta, ama çok kere parçayı seslendiren şarkıcıya mal edilebilmektedir.
 
> Senfonik müzik alanındaysa durum farklıdır. Bu tarz eserlerde işleme, kullanılan fikirden, ödünç alınan temden daha önemli sayıldığı için, ortaya çıkan eser, işleyenin malı sayılmaktadır.
 
> New Age Rhapsody, bir senfonik eser olarak kamuya sunulmuştur. Bu açıdan bakıldığında rapsodi değil, 11 parçadan oluşan bir süittir; bütün olarak, işlemeyi gerçekleştiren Francis Shaw'un kaleminden çıkma, onun kişiliğini, armoni ve orkestrasyon anlayışını yansıtan bir eser sayılır. Shaw'un, "Livaneli'nin Şarkıları" adlı eseri diye adlandırmak daha doğru olurdu.
 
> Bu eserin, Francis Shaw'a ücret karşılığı ısmarlandığı ve Shaw'dan, Livaneli'nin bazı şarkılarını bir orkestranın çalabileceği bir esere dönüştürmesinin istendiği ortadadır. Teamül, bu gibi durumlarda işçiliğe ağırlık vermekte, eserin sahibi olarak, melodi veya melodileri besteleyeni değil, onları işleyeni, armonileyeni, orkestraya uygulayanı görmektedir.
 
> Livaneli'nin, bu eserin bestecisi olarak ortaya çıkması, senfonik müzik anlayışı ve etiği bakımından doğru bulunamaz.
(http://www.radikal.com.tr/2001/01/09/yazarlar/hakdev.shtml)
 
Ya mahkeme kararı?
 
Yine Hakkı Devrim’den:
 
Eserin Francis Shaw'un bir bestesi sayılması gerektiği, dışarıda seslendirilen ilk Türk eseri iddiasının reklam amaçlı olduğu, orkestranın bu eseri seçerek değil, sipariş üzerine ele aldığı konularında kanaatini belirten Asliye 8. Hukuk Mahkemesi, 28 kasım 2000 tarihinde kararını açıkladı.
 
Karardan çok önemli bir bölümü aynen aktarıyorum:
 
"Davacı Zülfü Livaneli kamuya mal olmuş bir sanatçıdır. Alkışlar, övgüler kadar gerçeği yansıtan bütün eleştirilere katlanmak zorundadır".
 
Anayasa'da yeri olan "basın yoluyla düşünce açıklama hürriyetini" de hatırlatan Mahkeme, Livaneli'nin açtığı davayı reddetmiştir. Dava giderleri ile davalı avukatlarının vekâlet ücretlerinin Zülfü Livaneli tarafından davalı tarafa ödenmesi de alınan kararın bir gereğidir.
(http://www.radikal.com.tr/2001/01/10/yazarlar/hakdev.shtml)
 
Son olarak, Evin İlyasoğlu’nun 31 Mart 1999’da Cumhuriyet’te çıkan yazısını aktaralım (vurgular bize ait):
 
Bizim sütunlarımızın ilgi alanı değil Livaneli 'den söz etmek. Ancak garip, çelişkili bir durum var ortada. Müzik ve bilim çevrelerinden öylesine tepki geldi ki, ister istemez konu başlıklarımızdan birisi Livaneli'nin senfonisi oldu. Kimdir Zülfü Livaneli? Önceleri protest tarzı şarkı-türkü biçimini sesiyle sazıyla, kendine özgü bir üslupla seslendirirken tanımıştık kendisini. Şiirle öyküyü, sazla sözü halka seslenen bir retorik içinde dile getiriyordu. Bu bir üslup muydu? Şan ve opera sanatçılarının ''detone'' olarak niteledikleri bir söyleyiş tarzıydı. (Hele konserlerinde üst üste söylediği şarkılarda giderek tondan düştüğünü gözlemlememek olanaksızdı.) Ancak kendine özgü bir çağrısı vardı, geniş kitleye seslenen bir söylem bulmuştu. Daha önce Ruhi Su 'nun opera eğitimli donanımıyla yoktan var ettiği çizgide değildi kuşkusuz. Sonra yazar Livaneli, sinemacı Livaneli, politikacı Livaneli, uluslararası örgütlerin üyesi Livaneli gündemleri işgal etti. Politikaya bir soyunup bir vazgeçmesiyle, gazeteden gazeteye transferleriyle ilgi odağı oldu. Bütün bunlar hâlâ bizim sütunlarımızın konusu dışında kalır. Ancak bir senfoniden söz edildiğine göre, bizim hangi bestecimiz bugüne kadar böylesi bir senfonik yapıtı böylesi bir senfonik topluluğa çaldırdı, şeklindeki beyanları üstüne müzikle ciddi uğraşanların, çağdaş müzik tarihimizi iyi tanıyanların da tepkisini çekti.
 
New Age Rhapsody: Teknik açıdan, biçim özelliği içinde açıklarsak ''New Age'' on-onbeş yıl önce moda olan, soft-electronic (yumuşak elektronik seslerden oluşan) bir tür. ''Rapsodi'' ise tek bölümlü ve içinde baştan sona çeşitlenen yerel ezgilerin bütünlüğü içinde bir tür. Demek ki bu yapıtı henüz dinlememiş olan, başlığına göre, elektronik, yumuşak sesli, kesintisiz çalınan, tematik-folklorik bütünlüğe sahip bir yapıt bekleyecek. Ancak herhalde burada New Age, ''yeni çağ'' anlamında kullanılmış. ''Rapsodi'' ise tek bölümlü olma özelliği yerine on bir bölüme ayrılmış. Form açısından her biri birbirinden ayrı düşünülmüş parçalar. Tematik bütünlüğe ise itibar edilmemiş.
 
Livaneli bir söyleşisinde ''Besteciliğim de görülmeli'', bir diğerinde, ''Şarkı yapar, seslendiririm ama esas yönüm bestecilik'' demekte. İyi de, burada Livaneli'nin Türk halk ezgilerinden esinlenip bağlama ile söylediği birkaç şarkının melodileri ancak beş-altı bölümde gelip geçiyor. Elli dakikalık süre içindeki bu senfonik yapıt tümüyle Francis Shaw'un bestesi. Bir İngiliz'in, İngilizce konuşurken araya Türkçe birkaç sözcük yerleştirmesi gibi bir şey olmuş. Livaneli ise bu yapıtla artık ''besteciliğinin ortaya çıktığını, yaşamının izdüşümü'' olduğunu söylüyor.
 
Francis Shaw, dünyanın en ünlü şeflerinden biri, LSO da neredeyse dünyanın en ünlü orkestrası olarak tanıtıldı günlerce. Bu bir zaferdi! Kimi gazetenin ilk sayfa manşetinden TV'lerin ana haberlerine dek ''ilk kez bir Türk bestecisinin uluslararası arenaya taşındığı'' söylendi, yazıldı. Önce şefi tanıyalım: Francis Shaw, Etibank'ın desteklediği, Lütfi Kırdar Salonu'nda düzenlenen konserde Cemal Reşit Rey Orkestrası'nı yönetirken aslında şeflikle ilgisi olmadığını bizzat kendisi söylemiş üyelere. Londra Kraliyet Müzik Okulu'nda ve Film Müzikleri Akademisi'nde kompozisyon öğretmenliği yaptığını, bundan önce de bir kez Moskova'da konser yönetmiş olduğunu belirtmiş. Ne de olsa her kompozitör orkestrayı tanır, elini kolunu sallayarak müziği çaldırtır! Livaneli'ye yakın bir örnek, Theodorakis 'tir. Aradaki fark şu ki, Theodorakis müziğini kendisi orkestralayabilecek bilgiye sahiptir. Hem de alçakgönlüyle, kendi kulvarında yarışarak. Besteleme sanatı sadece melodiyi yazmak değildir. Yazılan melodinin armonizasyonu ve orkestralama rengi de bestecinin karakterini yansıtır. Topluma mal olmuş bir sanatçının yapıtları İngilizce aksan ile söylenen Türkçe şarkılara dönüşmüş. Oysa Türk müziğinin ruhuna uygun aranjörlerle çok daha sıcak bir orkestrasyon ortaya çıkabilirdi. Kaldı ki, kendisi yıllardır çaldığı bağlaması ile niçin orkestranın önüne oturmamış, niçin solistlik yapmamış? Shaw'un orkestlaması adeta bir laboratuvarda profesyonelce planlanmış. Büyük orkestranın gücüyle özellikle vurmalı çalgılarda görkemli doruklar yaratılmış. Birdenbire, müziğin akışını keserek, gelişmenin adımlarını hiçe sayıp patlayıveren doruklar...
 
Parasını ödeyen çaldırır
 
Şimdi İstanbul'da CD'leri yok satıyor. Öyle bir reklam yapıldı ki! UNESCO, Etibank gibi sponsorlar bulundu. Bu tür modaya, markaya düşkün alıcılarla, Zülfü Livaneli'yi geniş kitlede üne kavuşturan üsluba alışık dinleyici CD veya kasetlerden birer tane edindi. İngilizce konuşan bu müziği Türk halkı ne yapsın? Ya yurtdışında?.. Öyle çok var ki böylesine film müziği benzeri çalışmalar! Bir furya ''etnik-otantik-senfonik'' gibi tanıtımlarla satılacaktır. Hiç merak etmeyin, devletimizin senfoni orkestraları da ''Zülfü Livaneli adı dinleyici getirir'' diye alıp konser salonlarında çalacaklardır. Ya sonra?.. Livaneli bundan sonraki senfonik bestelerini kime yazdırtacak acaba? Herbiri İngilizce mi konuşacak, yoksa yeni bulunan kompozitörlerle başka ülkelerin dillerini mi? Bu arada şimdiye kadar Londra Senfoni'de hangi Türk'ün bestesi çalınmış, sorusunu hemen yanıtlayalım: Londra'nın bilinen önemli orkestrası, bütün klasik müzik meraklılarının bileceği gibi Londra Filarmoni'dir. Bu orkestranın Gürer Aykal yönetiminde ve BBC Orkestrası'nın baş viyolacısı Ruşen Güneş solistliğinde Saygun 'un viyola konçertosunu CD yaptığını duymuş muydunuz? Hatta, taa 1926'ya uzanıp Cemal Reşit Rey 'in Anadolu Türküleri'nin zamanın en ünlü Avrupa orkestralarından, Paris'in Pasdeloup Orkestrası tarafından Albert Wolff 'un yönetiminde çalınışından başlayabiliriz söze. Ardından, Cemal Reşit'in nice senfonik yapıtının, hem de kendi yönetiminde Avrupa'nın en büyük orkestralarıyla çalınışının tarihlerini sıralayabiliriz. Saygun'un Yunus Emre Oratoryosu'nun 1947'de Lamaureux (Paris) orkestrası ve 1958'de Stokowski yönetimindeki NBC (New York) Orkestrası tarafından, 3. Senfoni'sinin Moskova Devlet Senfoni tarafından seslendirilişi.. Ve daha nice örneklerden sonra, bir iki yıl önce Kamran İnce 'nin David Zinman yönetiminde Şikago Senfoni Orkestrası tarafından seslendirilen yapıtlarına dek uzanabiliriz. Halen, İnce'nin yapıtları Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bütün büyük orkestraların dağarcığında yer almakta. Öte yanda Londra Senfoni, Lale Barçın İmer 'in de kulağına geldiği gibi, parası ödenince dilediğiniz kadar üye toplayabilen bir topluluk. Ve henüz bir konserinde çalmış değil Livaneli/Shaw'un senfonik yapıtını.
 
Bize gönderilen çok sayıda faks ve e-mail notlarından son bir aktarma yapalım: ''..Ben bu CD'den hiçbir şey anlamadım. Konservatuvar öğrencilerine yakışan bir orkestrasyon ile 40 milyar TL. sokağa atılmış. Herhalde film müziği olarak dahi kullanılsa filme bir monotonluk ve sıkıntı katacaktır. Bazen böyle BBC'de hiç çalınmamış bestecilerin eserleri yer alır. Onları dinlediğiniz zaman niçin çalınmadıklarını çok iyi anlarsınız. 40 milyar harcanarak yapılan bu CD yerine bestecilik formasyonu görmüş 40 ayrı bestecimizin birer CD'si yaptırılabilirdi..''
Bu değinmeler, çeşitli tepkilerden sadece birkaçının ortak paydası. Böylesi bir yazıyı kaleme almayı gazetem adına ve bu konuya tepki gösteren bilim ve müzik çevreleri adına kendime görev bildim.
 
 

ZÜLFÜ LİVANELİ HAKKINDAKİ DİĞER YAZILARIMIZDAN BAZILARI: 

ATAOL BEHRAMOĞLU: Zülfü’ye ve Sezen’e bir çift sözüm var (Cumhuriyet)
 
Zülfü Livaneli gerçek düzeyini küfürleriyle gösterdi
 
Livaneli'den 'Mustafa Kemal dinsiz değildi' açılımı
 
Aziz Nesin, bir reklam şirketine nasıl cevap vermişti?

 

 

AdaptiveThemes