Skip to content

Günün Resmi

Günün Resmi

Georges Seurat - La Grande Jatte'de bir Pazar günü 

1884-86, Tuval üzerine yağlı boya, 205 x 305 cm, Şikago Sanat Enstitüsü, Şikago, ABD

Yorumlar

Rubens ve Brueghel - Görmenin alegorisi

31 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4386

Rubens yayınımıza verdiğimiz dört günlük kuşlu, çocuklu ve de zorunlu aranın ardından, sadece "solo resimleri" ile değil "kolektif eserleri" ile de bilinen ressamımızdan, son kez, Brueghel üstadımızla birlikte yaptığı bir resmi paylaşalım istedik. Brueghel'lerin yaşlı olanı ile birlikte çizdikleri "görmenin alegorisi"nde, rönesansın bu iki büyük ressamı, özellikle ressamların neyi, nasıl görüp tuvale aktardıklarına dair karışık bir stüdyo/atölye tablosu sunuyorlar. Bütün o resimleri, heykelleri, portreleri, dünyevi ve kutsal görüntüleri, kendilerine melekler mi gösteriyor; yoksa atölyenin dışarı açılan kapılarından gerçek dünya mı içeri sızıyor? Daha önce resimlerine yer verdiğimiz Brueghel'in "ayrıntı işçiliği" Rubens'in tarzı ile birleşince yeni bir görme biçimi mi ortaya çıkıyor? Brueghel, Rubens'in tablosuna niye karışıyor? Yok öyle değil, aslında tersi söz konusu; Rubens, Brueghel'in tablosuna karışıyor. Zira "izlek" Brueghel'in. Daha önce "işitmenin alegorisi"ni (Kaynak), "kokunun alegorisi"ni (Kaynak) ve "zevkin alegorisi"ni (Kaynak) çizen ressam, bu kez yanına Rubens'i alıp "görüş"ü ve görme biçimlerini çoğaltmaya çalışıyor...

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/B/bruegel/jan7.html

Rubens - Kuş ile çocuk

26 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4341

Hollanda'da doğan, İtalya (Floransa, Venedik) ve İspanya'da resim sanatının ve rönesansın merkezlerinde kendisini geliştiren, Titian, Tintoretto ve Raphael etkisinde kendi üslubunu yakalayan, Caravaggio ve Caracci gibi çağdaşlarıyla birlikte resmin doruğuna tırmanan, klasiğin gücü ve etkisiyle bugün de hayranlıkla izlenen Peter Paul Rubens; bir bebeciğin eline kondurduğu kuşla, masumiyetin ve haşarılığın, dünyaya merak ve oyun dolu bakışın sevecen bir resmini daha bırakmış bizlere.

Sinema, müzik ve edebiyat ağırlıklı göndermeler serbest ya bu köşede, Ken Loach'un, bir çocuğun yırtıcı bir kuş yavrusunu eğitmeye çalıştığı, "Kerkenez" filmi de geldi aklımıza. İzlene!..

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/R/rubens/rubens64.html

Çocukları konu alan filmler -

26 Ağustos 2010, yazan safuska,
Yorum no: 4343

Çocukları konu alan filmler - hani artık ayrı bir sektör haline gelen çocuk filmleri değil ama - insanı apayrı bir dünyaya götürüyor gerçekten de. Böyle son izlediğim film "kirpi" (le hérisson) idi ve çok beğendim. Varsa bildiğiniz, önereceğiniz, ama özellikle kahramanı bir kız çocuğu olan başka bir film, zevkle izleriz.

çocukları konu alınca,

26 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4344

çocukları konu alınca, genelde aileden, okuldan, (dini) eğitimden ve toplumdan kaynaklı baskı unsurlarını da ele alırlar bir şekilde. zorladım hafızamı, teneke trampet'e schlöndörff yorumu benim belleğime en çok kazınanı galiba. özellikle büyümeme kararı veren, çığlığıyla camları çatırdatan çocuğumuz oscar'ın, büyüklerin dünyasına masanın altından bacak hizasında olan bitenlerle daldığı sahne - kendi çocukluğumla, gün'e gelen komşu teyzelerle bir paralellik kurmanın da etkisiyle - hafızama iyi kazınmış nedense! bergman'dan fanny ve alexander'ı da pek sevdiğimi  hatırlıyorum ama ondan bir sahne kalmamış aklımda mesela. çocukluktan ergenliğe, liseye  ve isyana uzanılırsa, lindsay anderson'dan "if" bir numara! tek başına "çocukları konu aldığı" söylenemez ama truffaut'nun savaşın çocuklarını/savaşan çocukları anlattığı filmi ve çocukların delice koşturmacası; yine aynı kategoriye girmese de, de sica'nın bisiklet hırsızları'nda çocuğun babasıyla restorana gittiği ve yan masadaki zengin çocuğuna "hava basmaya" çalıştığı sahne (yine benim için) unutulmazlar arasında. vardır daha ama hafızanın ilk elden "erişim izni" bu kadar galiba... 

Çocuk güzel mi?

26 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4346

Çocuğun, bacağından iple bağlı bir kuşa eziyet ettiğini yalnız ben mi görüyorum?

Ayrıca çocuk bebecik de değil. Yaptığı iş en az 3-4 yaşlarında olduğunu gösteriyor. Kuş çırpındığında ipi bırakmadığına göre 5-6 da olabilir. Aşırı şişman olduğu için bebek sanılıyor sanırım.

Dünyaya 'merak ve oyun dolu' bakışı da ben göremiyorum. Çocuk, havadaki elinin işaret parmağıyla, bacağından bağlı kuşun kafasına vurup onun çırpınışını boş gözlerle izliyor. Bakışına, duruşuna bakılırsa elinde çırpınan canlının -bırakın acısını, korkusunu- heyecanına bile ortak değil. Yaptığı işin kötülüğünden bihaber bir çocuğun bile, en azından, kuşun çırpınmasıyla birlikte heyecanlanması gerekir. Bunun bile olmayışı çocuğun masumiyetinden de şüpheye düşürüyor beni.

Karşımızdaki çocuk hiç de sevimli değil.

zorlu bir konu. "çocukların

26 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4348

zorlu bir konu. "çocukların masumiyeti" denen klişenin palavra olduğu, özellikle hayvanlarla ilişkileri, kedilere, kurbağalara, kuşlara çektirdikleri eziyet düşünüldüğünde, rahatlıkla söylenebilir tabii ki! resimde de "çocuğa bakış"a ve "çocuğun bakışı"na bağlı olarak farklı uçları görebilmek mümkün herhalde. benim "yorumlar"daki bazı sözlerim tümüyle kişisel, başka yorumlara, görüşlere, görme biçimlerine de eyvallah derim... eyvallah.

yaşı ve "bebecikliği" konusunda ise bir şey diyemem. resmin ingilizce adını "infant with a bird" olarak vermişler. "infant", havayolu şirketleri için 2 yaşında bitiyor, 2'den sonra "childe"a geçiyorlar, 20 lira yerine 90 lira alıyorlar! pediatrlar 3'te bitiriyor "infant"ı ve bebekliği. rubens'in tavrı meçhul!..

Bergman'dan Fanny ve

26 Ağustos 2010, yazan safuska,
Yorum no: 4345

Bergman'dan Fanny ve Alexander hemen eklenecek listeye, teşekkürler...Teneke trampet, bisiklet hırsızları ve Kes kuşkusuz pek değerli. Ama hafızayı kız çocuklu filmler için zorlayınca aklıma ilk olarak ancak İran sinemasından, "cennetin çocukları" geldi. İdeefixe'in "bu ürünü alanlar bunları da aldılar" kategorisi acaba burada ne kadar işe yarar diye baktım, yaramıyormuş... 

Rubens - Seneca'nın ölümü

25 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4321

Üstad Rubens, feylesof, retorik ustası ve hukukçu Seneca'nın ölümünü anlatıyor. Roma İmparatorluğu'nun etkili düşünür ve senatörlerinden Seneca, M.S. 65'te (bir dönem felsefe öğrettiği) Neron'a "ters" gidince, adı Neron'a karşı suikast eylemiyle birlikte anılınca, dönemin Ergenekonlarından birinde yargılanıyor ve "madem ölümü bu kadar basit karşılayan, metin olun diyen bir felsefe uyduruyorsun, buyur o zaman kendi ölümünü kendin becer, intihar et de görelim" cezasına çarptırılıyor. Rivayet o ki, Seneca da gayet soğukkanlı bir şekilde bileklerini kesip intiharını gerçekleştiriyor. Rubens üstadımız 1615'te bu "efsanevi intihar"ı resmetmiş... Süreci izleyen muhafızlar, bilekten akan kanı temizleyenler ve ölümü deftere/kayda geçirenler, "ölümcül yaşam"a bambaşka bir anlam katıyor...

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/R/rubens/rubens44.html

 

Rubens - Zincire vurulmuş Prometheus

23 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4284

Tamam, Perseus'ta zorlandık ama Prometheus "bizim eleman", biliriz. Hem, Tanrıların diyarından ateşi çalıp bize getirecek kadar yürekli dostumuzu nasıl bilmeyiz?  Her ne kadar Zeus olacak o deyyus tutup zincire vursa da, üstüne üstlük, başına bir kartal dikip karaciğerini oydurup dursa da, "bizim en esaslı elemanımız" Herakles gelip kurtaracak Prometheus'umuzu yakında ve direnmenin ve özgürlüğün ateşli şiiri büyüyecek yeni kurtuluş kavgalarıyla... Peter Weiss'tan "Direnmenin Estetiği"ni bir daha mı okusak acaba?..

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/R/rubens/rubens114.html

 

Rubens - Perseus ve Andromeda

20 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4260

Klasiklerden yayınlayıp, mitolojiden seçiyoruz ama meseleden pek çakozlamıyoruz! Bu durumda ne yapıyoruz; halihazırda okumakta olduğumuz bir kitapta mitolojiden bir örnek verildiyse yahut bilgilendirici bir not düşüldüyse ondan istifade ediyoruz:  

"Perseus, Yunan mitolojisinin en önemli kahramanlarından biridir. Babası Zeus, annesiyse Argos kralı Akrisios'un kızı Danae'dir. Perseus'un büyük babası Akrisios bir kâhine gidip bir erkek çocuğunun olup olamayacığını sorar. Kâhin ona kızı Danae'nin bir erkek çocuğu olacağını ve bu çocuğun onu öldüreceğini söyler. Korkuya kapılan ve kehanetin gerçekleşmesinden korkan Akrisios, kızını bir dadıyla sarayın bodrumuna hapseder. Tavandaki bir yarıktan altın yağmuru olarak sızan Zeus genç kızla birlikte olur ve Danae'nin aynı adı verdiği Perseus doğar. Akrisios bu kez kızıyla torununu bir sandığa koyarak denize atsa da, Poseidon'un da yardımıyla Zeus onların on iki adalardan biri olan Seriphos kıyısına sürüklenmelerini sağlar. Bu adanın kralı Polydektes'in balıkçı kardeşince bulunurlar ve kral Danae'ye göz koyduğundan, Perseus'tan kurtulmak için kendisinden, onu her göreni taşa çeviren bir gorgon olan Medusa'nın başını getirmesini ister. Bunu Tanrıça Athena ve Tanrı Hermes'in yardımıyla başaran Perseus, dönüş yolunda karıştığı bir macera sonucu Poseidon'un lanetinden kurtaracağı Andromeda'yla evlendikten sonra (burada bir parantez açalım, seçtiğimiz resim Perseus'un Andromeda'yı kurtarmasıyla ilgili, elinde de söz konusu Medusa başı -  a. mert) Seriphos'ta hâlâ annesine eziyet eden Polydektes'i, ona Medusa'nın kesik başını göstererek, taşa çevirir; nihayetinde yurdu Argos'a dönerken Larisa'da uğradığı spor oyunlarında, gazabından kurtulmak için oraya kaçmış olan dedesine kasıt olmaksızın isabet eden bir disk sonucu dede Akrisios ölür. Üzüntüsünden, hakimiyeti kendisine geçmiş olan Argos'u Tiryns'le değiş tokuş eder, sonunda, karısı Andromeda ve birçok çocuklarıyla mutlu bir saltanat sürerler."

Alıntı kaynağı: Ernst Bloch, İzler, s. 67-68, yayına hazırlayanın (Esat Bozyiğit) Perseus ile ilgili notu, İletişim, 2010

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/R/rubens/rubens84.html

 

 

AdaptiveThemes