Skip to content

Günün Resmi

Günün Resmi

Georges Seurat - La Grande Jatte'de bir Pazar günü 

1884-86, Tuval üzerine yağlı boya, 205 x 305 cm, Şikago Sanat Enstitüsü, Şikago, ABD

Yorumlar

Hazır eşcinsellikten bahsetmişken

3 Ağustos 2010, yazan Burcakman,
Yorum no: 4071

Hazır eşcinsellikten bahsetmişken bugün (3 Ağustos 2010) Taraf gazetesinde Murat Kapkıner imzasıyla yayınlanan "Eşcinsellik Günahtan Daha Fazla Birşeydir" başlıklı yazıyı eklemek istiyorum. Önce yazıyı "Medya Ayıplarına" mı eklesem acaba diye düşündüm ama söz konusu yazı yorum yapılamayacak kadar aşağılık bir nefret söyleminden ibaret olduğu için yorumsuz eklemenin yeteceğini düşündüm. 

Not: Eğer site yöneticileri eklediğim yazının gereksiz yere fazlaca uzun olduğunu düşünürlerse yazıyı kaldırmaları benim için sorun teşkil etmez, bilgilerine sunulur... 

Eşcinsellik günahtan daha fazla bir şeydir - Taraf - Istanbul -03.08.2010 
              
Hastalık değil, günahmış. Herhalde hastalık denince herhangi bir hastalık gibi Müslümanlar tarafından da anlayışla karşılanacağı endişesini taşıyıp Müslümanlara bir kıyakla ellerine anlayış göstermemeleri için bir koz verdi.

Önce şunu hatırlamakta yarar var. Her hastalık günah değildir ama kimi hastalıklar günahtan daha fazlasıdır. Bu durumda artık günahtan değil, ileri derece, uzmanların konuşabileceği bir hastalıktan bahsedilir.

Bir de şöyle diyelim: Günah olan bütün edimler aynı zamanda fıtrî, beşeridir. Fıtrî, beşeri, insan doğasında bulunmayan edimleri, İslam ‘günah’ kategorisinde ele almaz.. Bütün (Kur’an ve Sünnetle belirlenmiş) günahları tekrar düşünün hepsi insanoğlunun yaradılışında var olan, bu edime insanoğlunun istidadının bulunduğu şeylerdir. Çünkü ademoğlunun yaratılışında ona “Takva (günahtan sakınma) ve fücur (günah) lehimlenmiştir” İnsanın ikisine de müstaid yaratılışı söz konusudur.

Alkolü içki tüketmek günahtır, handiyse insanlıkla birlikte içki tüketilmektedir. Zina, en doğal, karşı konamaz güdümüzün yasal olmayan şeklidir. Faiz, kazanma, edinimden bir şubedir, islamda hoş görülmemiştir. Ve isterse insan bir sürü , hatta haklı gerekçeyle çalar.

Bütün günahlar tanıdığımız, hatta yasak olmasa çoğumuzun gerçekleştirebileceği tanıdık şeylerdir, hiçbiri yaratılışımıza aykırı değildir; inanmamışsak (çoğu kişi için) yapabileceğimiz eylemlerdir. Mesela hiç anlamadığımız şeyler değildir.

Kil yemek orucu bozmaz. (veya kefaret gerektirmez; anımsamıyorum şimdi. İkisinden biri) Yani günah değildir. Çünkü fıtrî değildir. Bir bireyin aklın, örfün, adetin dışında ama kimseye zarar vermeyen aptallıkları, delilikleri de günah değildir.

Emirler (farzlar) da böyledir. Suyun helâl olması için kimse ayet inmesini ummaz. ‘Taşları yemek yasaktır’ diye bir buyruk da kimseye gerekmez.

Mesela demek istiyorum ki bir müslümanın eşcinselliğe günah ya da sevap diyebilmesi için o fiili anlaması, bilmesi gerekir. Ki yaratılışı bozulmamış değil mümin hiçbir insan bu fiili esasen anlamaz, bilmez. Biliyorum, anlıyorum dediği anda, o anomaliden kendisinde de kısmen var olduğunu çıkarırız. Ve çıkarsama hiç de sağlıksız değildir. Bir felsefî sonuçtur. Yaratılışı bozulmamış insan, anlamak bir yana ilkin tiksinti duyar. Şeraitte (yineliyorum) yenmeleri haram olmayan ama teb’an kerih (yaratılışımız itibariyle tiksindirici) hayvanların yenmesi hoş görülmemiş, bunlar hakkında nassa gerek görülmemiştir. Kertenkelenin yenilmesi gibi.

Helâl ve haramın dışında ondan çok daha fazla sapkınlıklar söz konusudur ve bunlar için nas gerekmez. Nitekim Saadet Çağı’nda eşcinseller hakkında bir nas varid olmamıştır. Her coğrafyada hissesi kadar görülen bu anomali herhalde o gün de vardı. Araştırmacılara göre bu sorunun şer’i cezasının ne olacağı içtihadı Hz. Ali dönemine rastlıyor. Eğer eşcinselliğe salt ‘günah’ derseniz, zinakâr ama sağlıklı insana hakaret etmiş olursunuz, aynı kefeye koymakla.

İnsanlar cinayet işleyebilir ama bunların hiçbiri sadist değildir. Cinayet, çığırını Kabilin açtığı yalnızca bir günah iken sadizm bir anomali, bir fıtrî sapmadır.

Eşcinselliğe günah derseniz afife kadın ve afif erkekleri aşağılamış olur, onların da potansiyel birer eşcinsel olduklarını söylemiş olursunuz. (Sen buna müsaitsin demiş olursunuz.)

Söz buraya gelmişken şu yaygın ‘cinsel tercih’ konusunu da ele alıp ivedilikle tashih etmek de gerekir.

Bilinsin ki eşcinsellik bir ‘tercih’ değil olsa olsa bir zorunluluktur. Sağlıklı insanlar doğal ilişkilerini tercih etmemişlerdir. Ona zorunludurlar. Siz söz konusu fiile ‘tercih’ derseniz bu zorunlu ilişkideki geri kalan herkese de fiillerini tercih etmiş olduklarını söylemiş olursunuz ki bu absürddür. Bu açıdan da iş günahtan ziyade hastalığa yakındır. Sağlıklı insanların ilk kez tren gören ineğin trene baktığı gibi baktığı, bu gayr ı fıtrî, gayr ı tabii olay günah değil (şimdilik) en genel kategori ile hastalıktır. İslam’ın bu şeylerle ilgisi yoktur. Nasıl ki ‘islam şizofrenler hakkında ne diyor’ diyemezsek kimse de bir mümine gelip ‘söyle bakalım senin dinin benim için ne diyor’ deme hakkına sahip değildir.

Bu yazı eşcinselleri aşağılamak, onları dışlamak için yazılmamış, aksine onlar için ne yapılabiliri tartışmıştır. Onları kendi doğuştanlıklarına tekrar kavuşturmanın yolları ne olabilir sorusuna yanıt aramıştır.

Yazar

mazlummurat55@gmail.com

Paul Cadmus - İtalyan barı ve büyülü gerçekçilik

2 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4052

Eveeet, bir önceki resimden ve Francis Bacon'dan yol yapıp, Paul Cadmus'a geçebiliriz artık. 20. yüzyıl ressamlarının büyük bölümü üst gerçekçilikten kübizme, dadacılıktan soyut resime "figüratif resim anlayışı"nın dışında gezmeye merak salmışken, Paul Cadmus "figür ağırlıklı" çalışmalarını sürdüren, cinsel tercihi nedeniyle de "erkek figürü"ne ağırlık veren bir ressam.

Sanal ansiklopedimiz, her şeyimiz, kitaplık raflarımızda tozlanan larousse'larımızı britannica'larımızı boşa çıkaran vikipedimiz, kendisini tanıtırken; "çalışmalarında erotizmin ve toplumsal eleştirinin unsurlarını birleştirerek büyülü gerçekçilik olarak adlandırılan bir tarz oluşturmuştur" diyor. Kaynak Gabrial Garcia Marquez'gillerden ve yüzyıllık yalnızlıklardan bildiğimiz "büyülü gerçekçilik" buraya tam uyuyor mu, bütünüyle şüphedeyiz...

Neyse, Cadmus'tan ilk seçtiğimiz resim, "İtalyan barlarındaki kalabalık ve gürültünün bir eleştirisi" imiş. Kendisi 1950'li yılların başında İtalya'da yaşayıp çalışmış ve kafası kâfi derecede şişince bu resmi çizivermiş. Ayrıyeten resimde görünüyormuş. Tarifi şöyle: Cümbüşün ortasında, üstteki setten aşağıya doğru eğilen çıplak bedenin hemen arkasında ve sağında, bir kaşını yukarı kaldırıp elini ağzına doğru götüren kişi... Böylece, daha ilk resminden, küçük de olsa bir Paul Cadmus portresi vermeyi başardık!

Resim ve malumat kaynağımız: http://eyelevel.si.edu/2006/08/bar_italia_1.html

Francis Bacon - İki figür ve eşcinsellik

1 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4045

- Ağbi gördün mü, "solcular"ın sitesine, haberveriyorum mudur nedir, eşcinsellerin seviştiği resim koymuşlar.

- Vay i...'ler vay. İyi yaptın bunların solculuğunu tırnak içine alarak. Tırnağa, paranteze, kutuya, kafese, tecrite alacaksın böylelerini.

- Yaa, günlerdir yayınladıkları İngiliz ressam Francis Bacon, homoseksüelmiş meğer. Bak, o da kutu içine almış zaten sevişmelerini.

- Bakmiyim şimdi ama bunlar hep böyle...

Resim kaynağı: http://www.artquotes.net/masters/bacon/paint_2figures.htm

Francis Bacon - Resim

31 Temmuz 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4040

Francis Bacon'ın "Resim" adını verdiği bu resmi, ünlü bir resmi imiş, hatta, şaheserlerinden biri olarak adlandırılıyor... Et, beden ve hareket, Bacon resminde zaten merkezi bir konumda imiş. Bu resimde de öyle. Yalnız bu kez, yola çıkarkenki amacı sonradan sapma göstermiş ve ortaya farklı bir resim çıkmış. Daha somut söyleyecek olursak, Bacon tuvalin başına geçtiğinde asıl amacı "bir tarlaya konan kuş resmi" çizmek imiş. Sonra çizdikçe resim yön değiştirmeye başlamış ve üst üste yaşanan "kazalar" neticesinde  ortaya bu resim çıkmış.  İlginç...

Resim ve bilgi kaynağı: http://www.artquotes.net/masters/bacon/paint_painting.htm

Francis Bacon - Otoportre

28 Temmuz 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4001

Evet, Bacon yayınımız anında sonuç verdi ve günün resmi köşesi "çok okunanlar" sıralamasındaki yerini hızla terk ederek, hak ettiği marjinalliği geri kazanıverdi. Zaten ne bu böyle, adam otoportresini yapıyor, afedersiniz, bu işi helada yapıyor! Bir lavabo, bir ampül, çarpık çurpuk bir yüz, arkadan da ver aynayı, ver aynayı, oldu sana otoportre. Yok öyle! Neymiş, çok içmiş, başı ağrımış, lavabonun yanına kurulmuşmuş. Kussaydın bari! Aynı zamanda, zamana ve ölüme dair imalarda bulunuyormuş. Hadi canım sen de! Yoksa bileğini mi kesmiş de, o mu kanıyormuş? Daha neler...

Resim ve yorum kopi peysti: http://www.artquotes.net/masters/bacon/paint_selfportrait.htm

Bizde yapsan arabesk derler

28 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4002

Ya da bunu yazsan-söylesen arabesk olur, çizersen yüksek sanat.

Francis Bacon - Papa, varolma, çığlık, marjinallik

27 Temmuz 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 3986

Tam da karikatür yayınlamış, "günün resmi" köşesini "up up up" yapmış,  popülerliğe kavuşturmuştuk, şimdi yine resim yayınlayıp marjinalleşmenin manası ne? Hem de Francis Bacon, Velazquez'in 1650'de yaptığı Papa portresini almış, içine "çığlık" yerleştirip bozmuş, kime ne? 

Kilise "bana ne" dememiş ama; viki'de öğrendiğimize göre: " Papayı resmeden eserleri hala kilise çevrelerinde olaylar çıkarılmasına sebep olmaktadır." Kaynak

20. yüzyıl İngiliz resminin ve figüratif ekspresyonizm akımının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Bacon, Velazquez'in yanı sıra, Goya, Rembrandt ve Van Gogh'tan da etkilenmiş, çarpık-çurpuk portreleriyle ve de varolmanın ızdırabını yansıtan "çığlık yüklü" eserleriyle ünlenmiş. 

"Bir çığlıkla doğduk, bu dünyaya çığlıkla geldik, ve belki de aşk, yaşam korkusu ile ölüm korkusu arasında serilen bir cibinliktir" lafı da Bacon'a aitmiş.

Resmin ve son alıntının kaynağı: http://www.artquotes.net/masters/bacon/paint_study.htm 

Behiç Ak - Televizyonda "tartışma programı" hazırlığı

25 Temmuz 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 3974

Günün resmi köşesine karikatür girmek yasak mı? Değil. Hele karikatür, "televizyonlardaki tartışma programları"nı bu açıklıkta ve gülünçlükte özetleyebiliyorsa, hiç değil. Eline, aklına sağlık Behiç Ak... 

Kaynağımız facebook'tan bir paylaşım. Karikatürü buraya da yapıştıralım ki, günün resmi, yarın, öbür gün güncellenince karikatür uçmasın:

           

Fikret Mualla - Balıkçılar

23 Temmuz 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 3970

Fikret Mualla resimlerini paylaşmaya 1946 tarihli Balıkçılar resmiyle başlamıştık. 1959 tarihli diğer Balıkçılar resmiyle bitirmemizde bir sakınca yoktur herhalde. Tevfik Fikret'in (giriş dizelerini, babamın akşam yemeklerinden önce söylediği) Balıkçılar şiiriyle hele: 

- Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder
Bugün açız yine; lakin yarın, ümid ederim
Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader

- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur
Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta

- Olur
Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala
Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz
Çocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz
Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz

Hâlâ
Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi
Döğerdi sahili binlerce dalgalar asabi

- Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın
Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha

Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın
Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa

- Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa
- O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor...
- Ya sakın
O gelmeden ben ölürsem

Kadın bu son sözle
Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
Soluk dudaklarının ihtizaz-ı hasirine
Bakıp sükut ediyorlardı, başlarında uçan
Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine
Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cuşan
Bir ihtilac ile etrafa ra'şeler vererek
Uğulduyordu...

- Yarın yavrucak nasıl gidecek

Şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -
şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin
Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid
Kenarda, bir taşın üstünde bir hayal-i sefid
Eliyle engini güya işaret eyleyerek
Diyordu: "Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!"

Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; "Yürümek
Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda... Yürü!"
Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

Deniz ufukta, kadın evde muhtazır... Ölüyor
Kenarda üç gecelik bar-ı intizariyle
Bütün felaketinin darbe-i hasariyle
Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder
Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor
Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...

Resim Kaynağı: http://www.moualla.org/english/painting.php?id=58 

Fikret Mualla - Düşünen kadın

22 Temmuz 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 3956

Fikret Muallla Vikipedi'de tanıtılırken "Coşku dolu resimler yaptı. Huysuz, uzlaşmasız kişiliğini ve mutsuz yaşamını resimlerine yantsıtmadı, yaşama sevinci dolu resimler yaptı" denmiş. Bohem yaşantının izleri pek çok yerde görülse de, www.moualla.org galerisindeki resimleri bütün olarak izlediğimde bana nedense "hüzün" daha ön planda gibi geldi... Özellikle, iki ayrı Balıkçılar resmi, Sabah, Kırmızı Bistro, Toulouse Lautrec portresi vb. bu izlenimi verdi.  

"Düşünen Kadın" ise arada kalmış sanki. Rodin'in ünlü "düşünen adam"ına bir gönderme de olabilir; ailesinin kendisini kız çocuğu olarak bekleyip Mualla adını uygun görmesine de; yorum yapalım derken spekülasyon yapmayalım şimdi! Yalnız, genelde "düşünen adam/kadın" portrelerindeki düşüncelilik hali, melankoli ve "sıkıntı"nın izleri pek yok gibi. Bana müstehzi bir ifade varmış gibi geldi...

Resim kaynağıhttp://www.moualla.org/english/painting.php?id=66

 

 

AdaptiveThemes