Skip to content

ALİ MERT: Her yerde acı var, her yerde aydede

13 Ekim 2009, ekleyen Ali Mert

13.10.2009

“Çok fazla acı var.”  Kısa ama uzun, küçük ama büyük, az ama çok… böyle etkileyici bir not bıraktı ve atladı.

Geriye sadece yakınlarının ve tanıdıklarının hissettiği derin bir acı ve hüzün değil, “çok fazla acı var” ifadesinin genelliği, ürkünçlüğü ve kapsayıcılığı da kaldı. Bizi de kapsadı.

“Hangi somut acı”dan söz edildiğinin bilinmemesi, nasıl da rahatsız edebiliyor insan zihnini. Kişisel, toplumsal, düşünsel, duygusal, kılgısal… çıkmazların sürükleyip getirdiği acılar içerisinden bir ya da birkaç tanesini seçip, bu seçimin nedenlerini somut olaylara bağlayıp  “rahatlayamayınca” hepsinin birden üzerimize abandığı bir büyük sıkıntı!

Psikologların açıklamalarında, klasik “depresyon tartışmaları”nda, “entelektüel atışmalar”da ya da sosyoloji metinlerinin klasiklerinden Durkheim’ın “İntihar”ında bile kapsanamayan, kapsanamayacak bir acı!

Lanet düzenin hangi pisliklerinin ona (sürekli) değdiğini, kendisini en son ne zaman “terk edilmiş” hissettiğini, başkasının acılarını kendisine dert eden entelektüel tavrının “umutlu edimler”le buluşabilmesi için hangi yolları denediğini ve nerelerde tıkanıverdiğini, toplumu didiklerken toplumcu düşünce ve eylemle ne kadar buluşabildiğini, 12 Eylül’ü nasıl yaşadığını, "12 Eylül’ün bugün de yaşamasını" nasıl yaşadığını, umudun nasıl yok edilebildiğini, ülkesinde bir çocuk bedeni daha parçalandığında en derinlerinde nelerin kopup gidebildiğini… tam bilemiyoruz.

Ama birçok şeyi de biliyoruz: Uğur’u, Seyfi’yi, Ceylan’ı… Oralarda bir yerlerde, en çok da “Dicle dolayları”nda biriken büyük acıları…

Ülkemizdeki kadın intiharlarına, töre ve namus cinayetlerine dönük sosyolojik araştırmalarda da, “Dicle dolayları”nın öne çıktığını biliyoruz mesela. “Gerçek sosyal çözümler”in yokluğunda, en çok intiharın yaşandığı ilimiz için, utanmaz bazı şirketlerin “Batman ağlıyor” diye “sosyal sorumluluk” kampanyaları düzenlediklerini de. Üstelik öğretim üyelerinin bu kampanyalar dahilinde sahte açıklamalar yapmak zorunda kalabildiklerini de…

Bütün bunları biliyoruz, ama yine de acıyı tahammül edilemez hale getiren son darbelerin neler olduğunu bilemiyoruz.

Belki bütün bunlara karşı büyük harflerle yazılabilecek bir “mücadele”nin öne çıkamayabildiğini, kişisel arayış ve zorlamaların toplumsal mücadeleyle buluşamayıp yenik düşebildiğini, “oyunlar”ın sürdürülemez olabildiğini ve gerçeklerin acıtıcılığına karşı gerçek mücadeleler yürütülmesi gerektiğini… biliyoruz.

Bu tür “değerler”i bilsek de, onların her insana her zaman değemediğini de biliyoruz; hakkında somut bir şeyler öğrenerek, “rahatlatma”ya çalışıyoruz bir şekilde kendimizi. Töre cinayetleri üzerine yoğunlaşan bir sosyolog olduğunu öğreniyoruz haberlerden, kesmiyor tabii ki, “ekşi”de yazan öğrencilerine ve asistanına bakıyoruz: Sabancı Üniversitesi’nin güler yüzlü, deli dolu, yerinde duramayan, rahat, “facebook karşıtı”, enerjik, dünya güzeli, “insan hakları, sivil toplum vb. diyen diğer hocaların aksine eylemlere katılan”, “öğrencilerini gülme krizlerine sokabilen”, “ateşli konuşmalar yapan”, … hocası, “senin benim gibi biri”.

Yine somut bir bilgi: “Anne, baba ve kardeşi Poyraz’dan özür dileyerek”, “dayanamadığını” belirterek atıveriyor kendisini köprüden. Babasının öykücü ve şair Dinçer Sezgin, (Aşağıdaki yorumlardan öğrenilebileceği gibi bu bilgi doğru değil, babası Murat Koğacıoğlu) annesinin eğitimci Nevzat Süer Sezgin olduğunu öğreniyoruz, bir edebiyat grubundaki yazışmaların içinden.

Bu bilgi (kirliliği) çağında, çok fazla bilgi var!

Çok fazla acı gibi. Biliyoruz ama bilmiyoruz.

*

Acıyı dindirebilecek ve hatta yenebilecek ne var peki elimizde?

Ancak gerçek bir mücadelenin içinden geçip umudu yeşertebildiğimizde, “dönüştürme iradesi”ne güç verebildiğimizde, ezilenlerden yana, eşitlikten yana bir bilinci, eleştiriyi ve hayalgücünü geliştirebildiğimizde, üretebildiğimizde/yaratabildiğimizde… yanıtlar bulmaya başlayabileceğimiz sancılı sürecin bir yerinde, aydınlık gelecek düşüyle birlikte, “yeni doğanlar”ı, “yeniden doğanlar”ı ve onların “bakışları”nı düşünmek de var sanki bir yerlerde.

O halde, “somut bilgi” olsun; bir “yeni doğan” var bizim evde. Her yerde aydede bulunabileceğini, görülebileceğini bilmezdim daha önce. Öğreniverdim onun sayesinde.

Gecenin karanlığında ışımasından ve bir ay boyunca hemen her şekli almasından hareketle herhalde, her şeyi büyük bir merakla tanımaya ve anlamaya gayret eden bir zihnin işleyişinde, O, her yerde.

C ve O harfinde; bütün, yarım ya da dilim karpuzda; boş bir defter yaprağına çekilen bir çizgide, atılan bir imzada; bilgisayarın ekranında yanıp sönen ışıkta; kaplumbağanın gözünde, o gözün kapanışında; halıları dokuyanların ve okuyanların icat ettiği yuvarlaklarda; hemen bütün tişörtlerde ve pantolonlarda; kimliklerde, ehliyetlerde, fotoğraflarda; limonlarda ve limanlarda; Meriç’te de, Dicle’de de….aydede her yerde.

Çok fazla aydede var. Bakıyoruz ama görmüyoruz nedense.

*

“Çok fazla acı var” diye bırakılan bir intihar notunun genelliği ve kapsayıcılığı ile de taşıdığı acı çizerken yürekleri, sanki “türdeş”miş, paralellik kurulabilirmiş gibi, böyle “özel bir konu”ya girilir mi şimdi?

Bizim şair, “en son umut ölür”ü şiar yaptıysa, bir “yeni doğan”ın verebildiği sevinçler, yeni ve yeniden doğanlara dönük umutlar da belki bu konuya dairdir denir, girilir.

Acının yanına aydedenin girmesi, o an hissedilen acıyı azaltmaz belki. Bireysel ilişkilerde de, onların ümitsizce yitip bitmelerinde de; toplumsal ilişkilerde de, onların biriktirip biriktirip önümüze attığı gerçeklerde de; savaş ve sömürüde, yok edilen masum bedenlerde de; çürüyen ilişkilerde, çürüten sistemde de, gerçekler böyle olunca düşlerde bile… acı her yerde.

Peki, acıları yenebilmek için, “yeni doğanlar”ın, “yeniden doğanlar”ın, hayata kurcalayıcı bir merakla bakıp mücadele edenlerin, “aydede aydede” diyenlerin bakışlarından ve görüşlerinden umut üretmek de her yerde olabilir mi?

Sosyalizmin yeni doğuşunu ve yeniden doğuşunu ümit etmek; “acı ve aydede her yerde” diyerek…

-------------------------------

Daha önceki yorumlar:

Arada adada (vol. 2: "Kuyrukta")

Gine nire?

Mustafa Kemal Türkiye Dostluk Derneği

a) gerici b) dinci c) mürteci d) yobaz e) istifa

 
Kırmızı çizgili kız
 
Vicdan gibi maymuncuk olmaz, vicdanla da o iş olmaz
 
Yalçın Küçük 1 Numara Olunca Küçük Yalçın Ne Olur?
 
Öcalan Kimleri Okursa İş Yapar?
 
Işık mı, nur mu, Fevziye mi, Fethullah mı? 
 
Berfin, Uğur için de yaşar, üretir mi acaba? 
 
8, 7, 6, 5, Allah belanızı versin! 
 
Tehlike sorununun farkında mısınız? 
 
Arada Adada 
 
Stop ya da spot  
 

 

 

Yorumlar

her yerde acı var

14 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1091

merhaba,
sevgili dicleyle ve bıraktıgı notla ilgili dusuncelerime ve hislerime tercuman olmussunuz.
itiraf etmeliyim, bu acı cok da romantize etmeden, hele hele idealize etmeden nasıl ifade edilebilir diye dusunmustum. bunu ancak bir sosyalist yapabilirdi.
bu tuhaf keder icinde umut ve güc verdiniz. tam da olması gerektigi gibi.

bu arada aydedeniz kutlu olsun, sevgiler.
demet

Dicle'nin ölümü

14 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1092

Yazınızı baştan aşağı okuyunca, bunun başlığı da, Dicle'nin intiharı değil, ölümü oldu. Belki de taksiyi boğaz köprüsüne diken birileri, at şuraya imzanı, yaz notunu, sonra da at kendini aşağı dedi, zorladı, bilmem ki! güzel anlatınız bana bunu düşündürdü. çünkü anası Nevzat da kuşkulu böylesi ölümden, intihar ona yakışmaz deyip durdu, kaçırmışlardır dedi duyunca İzmir'de. Bilmem ki! Yazınızdaki ifade usumu iyce karıştırdı.

Sayın Yazar, babası Dinçer

14 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1093

Sayın Yazar, babası Dinçer Sezgin değildir Dicle'nin Murat Koğacıoğlu'dur.

Babası

14 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1094

Sayın Yazar, Belki bu saatte çok önemli değil ama, zaten acılı insanlar hakkında yazar iken biraz daha özenli olmak gerekir sanırım. Özensiz veya yanlış bilgi şudur. Bir edebiyat sitesini kaynak göstererek Dicle'nin babasının Dinçer Sezgin olduğunu açıklamışsınız. Diclenin babası eski 68'lilerden ve FKF'lilerden YMM Murat Cahit Koğacıoğlu'dur. Annesi Nevzat hanım, Murat beyden aydıktan sonra, Dinçer bey ile evlenmiş olabilir.

teşekkürler

14 Ekim 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 1095

merhaba, zaten "bilgi"nin, bir edebiyat grubundan geldiğini, orada, burada bir "bilgi kirliliği" olduğunu da ifade etmeye çalışmıştım. annesi nevzat süer sezgin'in sonraki eşi, yani üvey babası olabilir dinçer bey. bilgilendirmeniz için teşekkürler... (sitenin "etkileşimli karakteri" gereği, hatalı bilgiler yorumlarda belirtilip düzeltilince, metnin içinde de düzeltip eski bilginin üzerini çiziyoruz, bu yazının içinde de gerçekleştirdim).

sevenleri, arkadaşları ve öğrencileri en başta, acıyı paylaşan herkesin başı sağolsun... ali

Yalnızlık ömür boyu!

14 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1097

Yalnızlık ömür boyu! Dayanamadım hocam bugün cenaze töreninize gelmeye. Okula da gitmedim. Ortaköy'de köprünün ayağına bir çiçek bıraktım, ağladım. Yalnızlık ömür boyu. Güle güle.
Serkan

Acı ve Umut

17 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1117

Nefis bir yazı.
Sosyalistler, yenidoğanlarının yüreklerine, akıllarına umudu yerleştirebilmeliler, hiç sönmeyen ayışığı gibi.

 

 

AdaptiveThemes