Skip to content

AYŞE K.: 'Evetçi' çevreciler üzerine...

18 Eylül 2010, ekleyen Erkin Özalp

Ayşe K. arkadaşımızın bir habere eklediği "yorum"u, "YORUM" bölümümüze taşımakta yarar görüyorum... Arkadaşımızın referandum sonrasında HES karşıtlarının gözaltına alınmasıyla ilgili haberine gelen bir ziyaretçi yorumunda, 12 Eylül'de oylanan anayasa değişikliklerinin, "yerindelik denetimi"nin engellenmesi konusunda bir yenilik içermediği görüşü savunulmuştu (Kaynak). Ayşe K. arkadaşımız da, "Evetçi" çevrecilerle ilgili olarak, (ilk ve son paragrafları hariç) şu yorumu yazmış: 

Tuhaf gerçekten. Kimin, neye, niye evet veya hayır dediği kolayca anlaşılmıyor. Bir taraftan Cumhuriyet Gazetesi'nin AKP karşıtı (ve yazılarını okumadığım için bilemiyorum ama belki referandumda da "Hayır" oyu kullanmış) bir yazarı Işıl Özgentürk'ün altın madeni konusundaki kabul edilemez tutumunu, cemaat yandaşı yerli/yabancı maden şirketlerini bin takla atarak gözü kapalı biçimde savunan, bunu yaparken orada mücadele etmiş yöre halkını ve aktivistleri aşağılayan tavrını öğreniyoruz; diğer taraftan, bu altın madeni şirketlerinin hukuk tanımazlığına, talanına, sömürüsüne karşı özverili bir biçimde, gerçekten saygı duyulası, takdir edilesi bir mücadele yürütmüş olan EDP İzmir İl Başkanı Av.Arif Ali Cangı'nın (sanırım ziyaretçinin hukukçu çevreci referanslarından biri de kendisidir), herhalde "Evet"in arkasında durmak için, değişmesi gündemde olan 125. maddeye eklenecek hükmün (zaten eskisinde de var olan) "yerindelik denetimini" sınırlandırdığı ama "kamu yararı denetimini" sınırlandırmadığı, AKP'nin bu hükmü gündeme getirmesinin "hukukilik" kavramını aşmaya yetmeyeceği, dolayısıyla bunun, "Hayır" demek için bir argüman olmadığı iddiasıyla karşılaşıyoruz.

Bu maddeyle ilgili tartışmaları kısmen takip etmiştim. Bir anlatımın, bir meseleyi özü itibariyle açıklamayı amaçlayıp amaçlamadığını anlamak için o işin uzmanı olmak gerekmiyor. Ben de bir hukukçu değilim ama söylenmeye çalışılan şey ortada. "Hukuki denetim" ile "yerindelik denetimi"nin nasıl ve neden bu kadar keskin biçimde birbirinden ayrılır süreçler haline getirildiğini açıklamadan, hatta ikincisinin, 'hukuka giriş' dersinde öğrendiğimiz hukuk yaratma fonksiyonunun yerine getirilmesinde de bir süreç olarak neden artık görülemeyeceğini veya bu kadar tartışılan bir kavramın fenalığı üzerinde nasıl bu kadar çabuk uzlaşabildiğimizi ve daha önemlisi 'yerindelik denetimi yapıldığı' saptamasını kimin, neye dayanarak yapacağını açıklamadan, hukuki denetimin zaten yerindelik denetiminden beklediğimiz kamu yararı denetimini barındırdığını, açılan davaların şimdiye kadar yerindelik denetimi değil de hukuki denetimin içerisinde değerlendirilen "kamu yararına aykırılık" gerekçesiyle kazanıldığını ve bundan sonra da aynen o şekilde kazanılmaya devam edilebileceğini belirtmek, hukuki tartışma yapıyor gözükmenin ardında, lafı dolandırma, kavramları gölgelendirme yoluyla başka bir amacın vurgulandığına işaret ediyor. "Yerindelik denetiminin" zaten sınırlandırılmış olduğunu ve (o halde neden ekleniyor bu hüküm diye sormadan) bu anayasa değişikliği ile "kamu yararı" ilkesinin uygulanmasında hiçbir değişimin olmayacağını söylemek ama bu hükmün "pekiştirici" nitelikteki gerekçesini göz ardı etmek tartışmaya bilimsel kavramlarla yaklaşmak isteyen titiz bir kişiye uygun bir davranış da değildir. Ayrıca biz AKP’nin bu “denetime” defalarca ne için karşı çıktığına, bunu ne için engel olarak gördüğüne ve “pekiştirme” ihtiyacı duyduğuna tanık olmuşken bunları ileri sürmek abestir. "Evetçi” çevrecilerin yaptığı da görebildiğim kadarıyla, kısaca buydu. "Hayırcı" çevrecilerin ya da meslek odalarının ya da başka sivil toplum kuruluşlarınınsa 125. maddenin, anayasa değişikliğine karşı bir argüman olamayacağını belirttikleri herhangi bir açıklamalarına rastlamadım.

Ama bütün bunların pek bir önemi kalmadı artık.

Yani bu anayasa değişikliği ile “Evetçi” çevrecilerin kaygılandıkları önümüzü tıkayan "engelleri" ortadan kaldırmış bulunuyoruz. Gözümüz aydın olsun!

Artık daha da siyasallaşmış yargının, Bakanlığın yargıçlar üzerinde artan etkisinin bulunduğu bir ülkede, yargıçların nasıl “hukuk devletinin uyanık bekçisi” olabileceğini, yargının nasıl olup da idarenin aldığı kararlara karşı çıkıp "hukuki denetimin" içerisinde "kamu yararını" gözetebileceğini sade bir vatandaş olarak anlamasak da olur. Hatta kamu yararıyla yürütmenin aldığı her kararın örtüştüğünü, belki de sermayenin yararıyla aynı anlama geldiğini kabul etmemizi de isteyeceklerdir bizden. Zaten referandumun hemen ardından hiç vakit kaybetmeden girişilen şu yukarıdaki haberlere konu olan işler de, bunlar hangi hukuki kılıfa sokulacak göreceğiz, ardı arkası gelmeyecek olan daha da güçlü ve hukuki dayanaklı saldırıların işaretçisi "değil". Bunların da tümü bizim gereksizce saldığımız korkulardan ibaret(ti)!

Çevre hukuku derneği gibi kimi kuruluşların dikkat çektiği noktaların "yaşamı savunan" sol görüşlü kişilerce ne uğruna göz ardı edildiğini anlamak gerçekten zor geliyor, daha doğrusu bizi bir adım daha geri düşüreceği kesin olan bu (yeni demeyelim madem, pekiştirici) hükmü birtakım hukuki tanımlamaların ardına gizleyerek "evet" propagandası yapmış olmalarını kendilerine hiç yakıştıramıyorum. Şimdi bu kişiler, "aslında değişmeyen" şartlar dahilinde mücadele eden halka ve aktivistlere nasıl bir mücadele hattı önerecekler, bunu da biraz merakla, daha çok da kaygı içinde bekliyorum.

Ama bu da mesele değildir belki de. Nasıl ki Işıl Özgentürk talancı altın madeni şirketini savunup (bu arada cemaat yandaşı altın şirketini de savunarak ve aklamaya çalışarak) bugüne dek AKP karşıtı olarak kalmayı başarabildiyse ve hâlâ da devam ediyorsa, söz konusu "yaşam savunucuları" da "Evet" cephesinde kalarak küresel sermayenin yaşam alanlarımızı talan etmesine, altın madeni şirketlerinin sömürüsüne, Allianoi'nin yok edilmesine, doğal kaynakların özelleştirilmesine karşı durmayı başarabilirler belki, hatta önümüz yasal olarak daha da açıldığına göre (!), suç duyuruları ve mahkeme kapıları dışında herkese örnek oluşturacak başka mücadele yöntemleri de geliştirebilirler belki de. Bu durumda, her iki gruba da bana daha zorlaşmış ve bulanıklaşmış görünen "iş"lerinde şans dilemek gerekir.

TARTIŞMAYI BAŞLATAN YAZI:

Referandumun sonucu, HES’çi şirketleri harekete geçirmiş: HES karşıtları gözaltında

Yorumlar

fillerin tepismesi

18 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4662

sanal ortamilarin azizliginden midir kisilerin sadist isteklerinden midir insan hic olmadik kaliplara sokulabiliniyor. gecen sene kendi de katildigi mitinge gidene liboslarla kolkola demisti biri, simdi siz de bilincli olarak hayir demis birine evetcilere kanmis diyerek yanlis bir profil cizebiliyorsunuz yada bunu varsayip kendi bildiginizi okuyorsunuz.o zaman oyle deyin bana donuk bir cevap olmasin. evet tarafiyla alakam olmadigindan referandumla ve evetcilerle ilgili yazdiklarinizi uzerime almiyorum o yuzden. gereksiz!. arif ali cangiyi duymadim cesitli sivil toplum kuruluslarindan okuduklarimdi. sahtekarlar surusu akp hukumetinin gayesini tartismaksizin soyledim.fakat uyarim da israr ediyorum. yerindelik denetimi engellemesi turkiyeye has bir uygulama degil bir kere. yazili hukuku asan bir kavram olarak degerlendrilir model alinan ab hukukunda.dozunu yada baska ulkelerdeki engellenme gerekcelerini ozel olarak arastirmadim fakat dayatmaci ab asigi badem biyklilarin ornek aldigi modellerde yarginin yerindelik denetimi savunulmaz. monserlerin hukuk anlayisi kapanindan cikmadan onlari ornek alip hastalikli ve tezatlarla dolu hukuk devleti anlayislarini tartisiyorsaniz tutarlilik acisindan bunu savunmamaniz da gerekir ama zorlama savunuyorsunuz..o yuzden akpnin isi kolaydir yarginin yerindelik denetimini engelleme suclamasini alt etmek icin. gordugunuz gibi akp kuresel sermaye araciligi hizmetine muhalefet eden cevrecileri bile katti yanina. yarginin hukuk yaratma islevi de tartismali.

evetci cevreciler icin elestirilerinizin bir kismina katilmakla birlikte "meselenin ozu itibariyle" sizin de yanlis bir tartismanin tarafi oldugunuzu dusunuyorum. elestirel bir tavir takinmadan icine dustugunuz ve ortak oldugunuz bu hukuksallik-yasallik takintiis benim ve emekci halkin ne kadar umurunda dersiniz, hiiccc.fakat siz evetcilerle kime hizmet ettigi zaten belli, dort basi mamur bir baski mekanizmasina donusmus burjuva hukuku minvalinde tartisiyorsunuz. burjuva hukuk ideolojisi kapsaminda yarginin islevi gibi yapay ucucu bir konu etrafinda donuyorsunuz..kemalist hezeyan dedigim budur bir yonuyle. surda tartisilan konulara bakiyorum bu hezeyandan nasiplenmemis bir tek kelam goremiyorum. goremem cunku turkiye soluna hakim en koklu dusunce statukocu kemalizmdir.isil ozgenturk hakkinda dusundukleriniz de ne demek istedigimi acikliyor.akp-cemaat karsitligi temelinde siyaset yapiyorsunuz.sikinti burda. halbuki bizim derdimiz sadece akp ile degil. akpden once de bu topraklarda fasizm hakimdi.hatirlatmak istedim.tekrar etmeyim 19 eylul mitingi tartismasini da okuyun.

ben de bu minvalde ise yaramaz bati imitasyonu filler tepismesini gorunce yine boykot muydu bilcumle ezilenler icin en hayirlisi diye dusunuyorum. hayirimdan pisman olacam sonunda.

boş-luk

20 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4682

hiç üşenmeden, yazdıklarınızı ikinci bir kere okuma inceliği göstermeden(imla saçmalıklarınızdan anlaşılıyor) satırlarca yazıyorsunuz. ben kemalist falan değilim, ama mücadeleme güc aktacak her şeyi dinleyebilirim. bence başka işlerle ilgilenin, mesela 19.yy solcu terimlerini falan ezberleyin, aranızda dinazorlarla konuşun vs..
ama hiç bilmediğiniz mücadelelere burnunuzu sokmayın..

'Evet'e ilk uygulama

20 Eylül 2010, yazan samata,
Yorum no: 4689

"Antik termal kenti Allianoi’nin üzerine kum dökülmeye başlandı.. Referandumla mahkemelerin bu tür konularda karar verme yetkisi kaldırıldığı için artık idare ne derse o olacak."

Kaynak: http://haber.gazetevatan.com/Haber/329867/1/Gundem

Dezenformasyon

21 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4701

Yukarıdaki haber tamamen çarpıtma. Henüz mahkeme kararı verilmedi ki yerindelik denetimi yapıp yapılmadığını bilelim. Ayrıca yerindelik denetimi eskiden de yasaktı şimdi de yasak. Dolayısıyla mahkemelerin kararlarında bir değişiklik olacağını zannetmiyorum. Kumla kapatma kararı da referandumdan çok önce alınan bir karar ve dediğim gibi henüz hala yargı aşamasında.

 

 

AdaptiveThemes