Skip to content

MUSTAFA KEMAL ERDEMOL: Ayrıl da gel (sol.org.tr)

17 Eylül 2010, ekleyen Erkin Özalp

Referanduma ilişkin yapılan değerlendirmelerde çıkan sonucun kimse için sürpriz olmadığı anlaşılıyor. Başından belli olmasına rağmen, bir çok kalem erbabının büyük birer bilge edasıyla sonucu zaten bildiğini söylemiş olmalarındaki kendini beğenmişliğin artık kabak tadı verdiğini söylemek gerek. Bu kalem erbabı, toplumsal dinamikleri iyi okuduklarından, bireylerimizin kodlarına vakıf olduklarından o kadar eminler ki, hayret doğrusu.

En önemli analizimiz(!) “halkımızın ne kadar cahil olduğu”. Sosyal paylaşım sitelerine şöyle bir göz atın, referandum sonuçlarından yola çıkılarak elbette, bu halkın büyük şairi Nazım Hikmet’in, içinde “Koyun Gibisin Kardeşim” dizelerinin geçtiği şiirini de görürsünüz, büyük Aziz Nesin’in “halkımızın yüzde 60’ı aptaldır” sözünü de. Nesin’in “şimdi bu yaptığım ironiyi halksevmezliklerine malzeme yapar birileri” dediğini kaç kişi bilir ayrı mesele tabii.

İşin içine “cehalet” sözü girdi mi, bu kavramı kullanan kişinin kendini koyduğu yer de ortaya çıkar. Benim böyle bir cesaretim yok, doğrusu. Donanım açısından bulunduğum yerin ne olduğu konusunda “ayarı” çoğunluğa bakarak vermem en azından. Herkes cahil ben değilim iddiası insanın belini büker çünkü. Ama çok kimsede belim bükülür korkusu yok gibi. Toplu bir tutum haline geldi mi tehlikesi daha da artıyor bunun haliyle.

Referandumda “evet” diyenlerin hepsi cahil bu inanışa göre. Çoğunluğun içinde olmama halinden alınan zevkin ulaştığı yer burası işte. Yüzde 58’i aptal bir halk var ortada, memleketin sadece yüzde 42’si aydın. Bu, öyle bir inanış ki, halk o kadar cahil ki, aydın olarak elimizde bir Aysun Kayacı adlı manken kız kalmış meğer. Ulusalcıların sitesi Odatv’de, Kayacı’dan, “aydın çıkışıyla bilinen” türü bir övgü cümlesiyle söz ediliyor. Kayacı’nın aydın çıkışı (!) “benim oyum çobanın oyuyla eşit olmamalı” cümlesinden ibaretti, hatırlatırım.

Kapışma başlasın o zaman. Referandumda “hayır”diyenlerin büyük bir çoğunluğunun hoşuna gitmeyecek biliyorum ama halk cahil falan değil. Aksine, kendi bulunduğu yeri, karşıtlarına bakarak ayarlayacak kadar zeki. Öyle ki, kendisine cahil diyenlere bakıp nanik bile yapıyor. Odunla, kömürle, buzdolabıyla AKP’ye de, referandum oylamasına da “evet” dediğine inanılan bu halkın aslında ciddi bir “hayır”cı olduğunu Ulusalcı, Kemalist bilmez ama sosyalist bilir ya da bilmek zorundadır. Aslında “hayır”cı bir halktır bu. “Hayır” dediklerinin başında da silahlı kuvvetler vardır. Cumhuriyet değerlerini, sadece asker savunusuna indirgeyenler ya da AKP’nin tüm çabasının “silahlı kuvvetleri yıpratmak” olduğunu bıktırırcasına vurgulayanlar bunu kavrayamadıkları için, “ordumuz” diye başlayan cümleler kurduklarında kendilerini dinletemezler bu halka. Çünkü bu halk, “mehmetcik”i sever ama “Genelkurmay”ı sevmez. Haksız da sayılmaz. Türkülerinde bile “jandarma, kolcu” kelimelerinin geçtiği bir halktan söz ediyoruz. Halk, köyünde bu “askerle” karşılaştı yıllarca. Şimdi, hiç de öyle olmadığı halde “asker karşıtı” sandığı AKP’ye destek vermesinin tek değilse bile önemli nedenlerinden biri budur.

AKP’nin asker karşıtlığı da koca bir yalandır. AKP ile Genelkurmay arasında artık saklanamaz bir ortaklık olduğunu, yine Ulusalcı, Kemalist bilmez ama sosyalist bilir ya da bilmek zorundadır. Asker- Sermaye-AKP ortaklığından haberi olmayan Ulusalcı da Kemalist de, AKP’ye karşı askeri desteklediği sürece, AKP ile Genelkurmay uzlaşmazlığından haberi olmayan bu halkın yanından geçemez. Ulusalcı – Kemalist ile halkın çoğunluğu, bu ortaklıktan haberdar değil de ben mi haberdarım sadece? Tabii ki bunu iddia ediyor değilim. Ama halk cahil diyenlerden biraz daha fazla gayret gösterme yeteneğim var. Son gelişmeler, Dolmabahçe mutabakatı, İlker Başbuğ’un sessizleştirilmesi gibi bir iki örnek bile, yetmez ama, durumu anlamaya yarar.

Bu halk “hayır”cıdır derken 27 Mayıs darbesini hatırlatarak yapıyorum bunu. Darbenin ardından, askerlerin tüm tersi yönlendirmelerine karşın, devrilen iktidarın kadrolarını yine hükümet yapan bir halktır bu. 12 Eylül anayasasına yüzde 90’lık bir oranla onay veren, ama askerin kurdurduğu partiye sandıkta zerre kadar yüz vermeyen de bu halktır. Askere sürekli “hayır” dediğine bu örnekler herhalde yeter. Şimdi, bu halkın karşısında, yoksulluktan, emek sömürüsünden, etnik ayrımcılığın kötülüğünden söz etmek yerine, “Silivri’deki yurtseverler” diye çıkıldı mı, AKP’yi ömrübillah iktidar yapar bu. Ulusalcı, Kemalist bunu bilmez ama, bir kez daha yineliyorum, sosyalist bilir ya da bilmek zorundadır.

Silivri’de bir hukuk ihlali olduğu, ciddi mağduriyetler yaratıldığı doğrudur. Ama bu halk elbette Mustafa Balbay’dan değil, Veli Küçük’ten zulüm görmüş bir halktır. Veli Küçük mü yurtsever? Fethullah Gülen cemaatinin devletteki örgütlenmesini ifşaa ettiği için Ulusalcıların bir anda gözdesi haline gelen Hanefi Avcı’nın Veli Küçük ile Ergenekon konusundaki yazdıklarına da bir göz atılmalı. Cemaat için yazdıklarına inanılıyorsa, Küçük ile Ergenekon hakkında yazdıklarına da inanılmalı herhalde.

Tüm AKP karşıtlıkları Silivri merkezli, Perinçek çizgili olanların AKP karşısında şansları yoktur. Çünkü halk bu “çizgi”yi hiç bir zaman samimi bulmamıştır. Bulunacak gibi de degil doğrusunu isterseniz. Siz duymuş olabilirsiniz ama ben hiç bir tarikat liderinden, hiç bir cemaat önderinden “misyoner faaliyetler arttı, dinimiz elden gidiyor” yakınmasını duymadım, Perinçek’ten, ulusalcılardan duyduğum kadar. Yakındıkları şeriatla baş edebilmek için darbeyi bile savunanların, din elden gidiyor sahte korkusunu bu halk yutmamıştır. Bu “cahil” halk yani. Aynı halk, “bizim dinimiz aslında çok iyi, bu yobazlar bozdu” diyen ulusalcılarla bir güzel dalgasını geçmiştir de. Ulusalcı ya da Kemalisten çok yanıbaşındaki din adamını dinlediği için elbette. İslamı da aslında “gerici”lerden daha iyi bildiğini sanan Kemalist de Ulusalcı da bu ülkenin en tuhaf figürleridir, samimi bulunmayışlarından ötürü, sahici de sayılmazlar.

Emeği, sömürüyü unutursan, cinsiyet ayrımcılığı ya da ötekileştirme gibi insanlık suçlarına aldırmazsan, cumhuriyet değerleri kaynaklı estetik beğenini bu olgulardan daha önemli sayarsan gider türbanlı kızın üzerine çullanırsın. AKP’ye yönlendirdiğin mağdurlar yarattığından haberin bile olmaz. “Estetik beğeniyle ne ilgisi var, zihniyete karşıyız” diyenlere, “Gül’ün eşi başını açarsa Cumhurbaşkanlığına itirazım olmaz” diyen Ulusalcıların varlığını hatırlatırım. Evren’in sözüdür bu, kimi kesimlerden destek de bulmuştur. Mazrufla değil zarfla ilgilenmek Ulusalcının özelliğidir.

Gözünü ötekileştirme o kadar kör etmiştir ki Kemalist’le, Ulusalcı’nın, bu ülkenin kişilikli insanlarından (her yaptığını asla onaylamadığım) Türkan Saylan’a, annesi Hristiyan olduğu için, “hristiyan misyoneri” diye saldırmıştır. Perinçek’in Aydınlık’ına bakın görürsünüz neler yazıldığını Saylan hakkında. Köy Enstitüleri’ni İngiliz sömürge kurumlarından aşırılmıştır diyerek küçümseyen, Türkiye Cumhuriyeti’ni “Batı Projesi” diye olumsuzlayan (Gülen’in görüşlerine ne kadar benziyor) Banu Avar, “vatansever”, ama “ne şeriat ne darbe” dediği için Türkan Saylan liberal, batıcı vs vs vs. Ulusalcı da Kemalist de neyi savunduklarını bilmedikleri için “yüzde 60’ı cahil” olan halk tarafından hiç de güvenilir bulunmamışlardır. Başbakan Erdoğan hakkında, İsrail yandaşlığına vurgu yapmak için yazılan Musa’nın Çocukları kitabından yola çıkıp Erdoğan’da Yahudilik arayan, sonra da Mavi Marmara olayından ötürü aynı Erdoğan’ı “bir kaç İslamcı için İsrail’le ilişkimizi bozdu” diye eleştiren, yine bir süre sonra, “İsrail’in uşaklığını yapıyor” diye suçlayan Ulusalcıya, Kemalist’e bu “cahil” halkın inanmasını nasıl bekler bir insan?

Kaldı ki, ulusalcının, Kemalist’in AKP ile “fikir/tutum ortaklığı”, ayrılıklarından daha çoktur. AKP de antisemit’tir, Ulusalcı ile Kemalist de. AKP de Batı düşmanıdır, diğerleri de. AKP de Kürt dostu değildir, diğerleri de. AKP de azınlık dostu değildir, diğerleri de. AKP de azınlık haklarına saygı göstermez, diğerleri de. Biri asker, biri sivil ama hepsi de “vesayetçi”dir. Hepsi de sermaye ile uzlaşmacıdır. Hiçbirinin emekçi diye de bir dertleri yoktur.

Referandumda “evet” diyen “cahil” halk, Atatürk’ü değil belki ama Atatürkçüyü hiç bir zaman sevmemiştir. İbadethanesine “Atatürkçüler” girmiştir çünkü. Sabahlara “Atatürkçülerin” darbeleriyle uyanmışlardır. Kafasına inen copu tutan el bir “atatürkçü” elidir ona göre. Buna inanmıştır hep. Attan düşen Erdoğan’ın karşısında, dilediğin kadar, at üzerinde dimdik duran Atatürk posteriyle çık, etkili olamazsın bu yüzden.

Vedat Türkali’ye vur, Sırrı Süreyya Önder’e vur, Adalet Ağaoğlu’na vur, böyle yaparak, onları hiç mi hiç ait olmadıkları AKP’ye ya da liberal cepheye dahil et, o cephenin taraftarlarını bilerek ya da bilmeyerek çoğalt, ama Silivri’deki “Yurtsever”i baştacı yap. Kürt açılımına, Alevi açılımına, çingene açılımına, eşcinsel açılımına, bu açılımların içinin boş olduğunu layıkıyla anlatmak yerine, cepheden karşı çık, ondan sonra da referandumda bu açılımlar da oylanıyor yanılgısına düştüğü için “evet” diyene “cahil” de.

Ulusalcı, Kemalist bunu yapsın da, sana ne oluyor sosyalist? Kim ne derse desin asla statüko karşıtı olmayan, Türkiye sermayesinin yeniden biçimlendirilmesinde, uluslararası sermaye eliyle figüranlık üstlenmiş AKP’nin karşısında, neyi savunduğunu bilmediği için “statüko” yanlısı bilinen Ulusalcıyla, Kemalistle senin ne işin var? Sosyalist/Kemalist/Ulusalcı ittifakı, varsa eğer, tez elden bozulmalıdır.

Sosyalist uzun maraton koşucusudur. İnanıyorsan buna, “ayrıl da gel sosyalist”.

Hak bildiğin yolda yalnız, ama onurunla yürü.

Kaynak: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/mustafa-kemal-erdemol/ayril-da-gel-33414

Yorumlar

Madem öyle

17 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4625

Madem öyle biz neden hayır verdik. Evet verseymişiz keşke. Halka temas eder, ona yakın dururduk.

Ayrıca çok ayıp, hangi sosyalist Silivri'deki yurtseverleri baştacı etmiş, onlarda hayır görmüş.

Yine çok ayıp, hangi sosyalist alevi, kürt, eşcinsel, çingene açılımlarına karşı onun dediğini yapmayıp cepheden karşı çıkmış.

Sanki Mustafa Kemal Erdemol'un ayrılıp gidesi; Vedat Türkali, Sırrı Süreyya Önder, Adalet Ağaoğlu tarafına geçesi var. O dediklerine en sert vuran bir yayında yazdığını fark etmemiş olamaz.

Halk halk diye, aynen liberaller gibi, tercihini aklamaya çalıştığı çoğunluk elbette cahil olarak özetlenemez, cahillik masumiyet de barındırır. Alevileri yargıdan ayıklamak, PKK'lileri Ermeni saymak, komünistleri düşman bilmek gibi konularda gayet istikrarlı eğilimleri olan tutucu sünni bir kitledir karşısındaki.

halk var, halk var

17 Eylül 2010, yazan samata,
Yorum no: 4629

Bende bu yazıda katılmadığım noktalar olduğunu soylemek zorundayım. Memleketin geleneksel olarak en geniş anlamıyla sola oy veren, yani seksen oncesi hani en sosyal demokrat doneminde, Kürtlerin, alevilerin, halkın ve pek cok demokrat solcunun destekledigi Ecevit CHP'sine oy veren bölgelerle, bugun en çok hayir veren bolgeler bana kalırsa son derece benzesiyor, Kürt bölgelerinin önemli bir kismi disinda, oralarda da boykot olmustur. 1980 öncesi dönemde en çok oy Ecevit'e Samandag, Tunceli, Datça, Hopa, Edirne'den çıkmıştır. Tabii, eğer Sivas, Çorum, Maraş, Malatya katliamları olmasaydı, oralardan Avrupa ve İstanbul'a göçüp gene hayır diyen seçmen de Maraş'daki vs. hayir oranini yukseltecekti. Yani, büyük sehirlerde evet veren ve halk olarak değerlendirmek istermisiniz DSİP'i falan bilemem, ama bu ülkede oldum olası solun tabani olan kesimler, Kürt alevileri de dahil, büyük cogunlukla halk kitleleri hayir dediler, boykot ettiler ama evet demediler ve 58'deki halka katılmadılar. MHP'liler ise Yozgat, Bayburt, Erzurum gibi kalelerinde evet dediler ve halk oldular. Bu referandumda ister beğenelim, ister beğenmeyelim Ulusalcılık, Kemalizm vs. değil, ülkemizdeki sol, sağ dengesine dönük birşeyler ortaya çıkmıştır. Yani en çok askeri sevmemesi gereken Tunceli halkı yoğun bir şekilde hayır demiştir ya da boykot etmiştir. Hani biz halkı beğenmiyoruz, ya bazıları da bizim halkımızı begenmiyor, mesela Datça'da yüzde 80 hayır veren, Bozcaada'da yüzde 80 hayır veren, Samandağ'da, Hopa'da, solun en ufak bir geleneği ve halk tabanı olan her yerde yoğun hayır veren. Yuzde 42 denen şey hele Türkiye gibi bir ülke de çok önemli bir şey bana kalırsa ve tabii ki daha önce de defalarca yazıldığı gibi bu 42 tabii karmakarışık, ama bir direnci temsil ediyor ve askeri falan da savunmuyor, Anadolu'da yaşam hakkını, cemaatlere, AKP'ye tepkiyi içeriyor ve bu kitlede bir yoğun temsiliyet, hegemonya ve tabii ki ayrıştırma (hegemonya zaten ayrıştırma olmadan olmaz) arayışı solun en önemli gündemi olmak zorunda bana kalırsa.

Tabii bu yazıda ki yüzde 58'i cahil gören ve yüzeysel, sorunlu bir siyaset yürüten Kemalist, Ulusalcı eleştirisine katılıyorum, ama ne yazık ki bu halk cahil, aptal vs. olmasa da sağcı, cemaatçi ve ne yazıkki epey kemikleşmiş bir şekilde AKP'ci bunu gözardı edemeyiz... Ve direnç tarafında, yüzde 42'de anlamlı bir güce ulaşmadan da sağcıları, cemaatleri destekleyen halk kitlelerine ulaşmamız epey zor, hatta hiç bu kadar zor olmamıştı....

Ayrıca solun önemli öznelerinin tam da bir arada, ulusalcı, kemalist vs. blokdan bağımsız bir platform oluşturdukları sırada bu yazı beni şaşırttı. Ben bu yazıya da, Türkali, Ağaoğlu ve Önder'in kendilerinin ittirilmek için ortaya koydukları performansın unutulmasına da çok şaşırdım...saygılarımla... 

Tabii bu yazıları da bu çerçevede hatırlatalım

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/yuzde-42nin-sirri-33384

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu

Evette keramet görenlere

17 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4631

Bir de 'Evet'te keramet gören tüm solcuları, halkın 'demokratik, özgürlükçü talepleriyle buluşmak üzere Yozgat, Çankırı, Erzurum, Siirt, Elazığ gibi hürriyet kalelerine davet ediyorum. Madem evetçiler bu toprakların değişim taleplerinin taşıyıcısı, devrimin dinamik güçleridir bu faşist-statükocu vs. Ege'yi, Trakya'yı, Marmara'yı, Akdeniz'i kendi haline terkedip halk yığınları ile kucaklaşmayı deneyiniz. Ve oralarda bir meydana çıkıp sosyalizm, özgürlük, eşcinsel hakları, azınlıklara hak vs. deyiniz bakalım başınıza neler gelecek. Bu kadar da izansızlık olmaz ki...

Bir başka açıdan yüzde 58

17 Eylül 2010, yazan samata,
Yorum no: 4632

Ahmet Hakan (Hürriyet)
 

 

AKLIMDA şu türden “şeytani” bir soru var:
Yasemin Çongar, Ahmet Altan, Emre Aköz, Eser Karakaş, Oral Çalışlar, Etyen Mahçupyan gibi isimler, herhangi bir halkoylamasında Türk halkının yüzde kaçını ikna edebilirlerdi?

 

AK Parti olgusu söz konusu olmasaydı ve bu isimler çarıklarını giyip Anadolu yollarına düşerek “Ey halkımız, hadi evet oyu verin” deselerdi...
Mesela Yozgat’tan yüzde 70, mesela Erzurum’dan yüzde 68 oy çıkar mıydı?
Hiç sanmıyorum.
 

Şunu söylemek istiyorum:
“Evet” oyları “yüzde 58” çıktı diye hiç kimse, halkımızın büyük çoğunluğunun demokrasi âşığı olduğunu, liberalizme gönül verdiğini, darbelerden nefret ettiğini, Kürt sorununun çözümü için “açılım” politikalarına tam destek çıktığını, Ermeni meselesine insancıl yaklaştığını falan sanmasın.
Keşke gelse ama “Yüzde 58” maalesef o manaya gelmiyor.
* * *
“Yüzde 58” şudur:
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük “Sünni muhafazakâr dayanışması”dır.
Türkiye tarihinin hiçbir döneminde... Cemaatler, tarikatlar, mukaddesatçılar, milliyetçiler, Osmanlıcılar, Anadolucular, Milli Görüşçüler, en radikalinden en ılımlısına İslamcı dernekler, ünlü hocalar, manevi yöne önem veren Türkçüler bu denli büyük bir ittifak sağlamamışlardı.
Türkiye tarihinin hiçbir döneminde...
Fethullah Gülen Grubu’nun hedefe kilitlenmişliği ile AK Parti’nin hedefe kilitlenmişliği bu denli at başı gitmemişti.Türkiye tarihinin en azından yakın döneminde... Sağ muhafazakârlık ile İslamcılık bu denli iç içe geçmemişti.
* * *
Yasemin Çongar, Emre Aköz, Ahmet Altan, Eser Karakaş, Genç Siviller, Oral Çalışlar, Etyen Mahçupyan, Taraf Gazetesi, Murat Belge falan...
“Yüzde 58” karşısında hiç olmazsa bir parça “ihtiyat payı” bıraksalar iyi ederler. Çünkü...
“Muhafazakâr ittifak”, şişede durduğu gibi durmaz ve bu işin sonunda onlara yine hayal kırıklığına uğramak düşebilir.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15801587.asp?yazarid=131&gid=61

Halka halka halkalanan halk

17 Eylül 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4633

“Halka halka halkalanan halk”, Can Yücel’in güzel dizeleri değildir sadece, sosyalistlerin hem “beklenti”si,  hem de “halkaları harekete geçiren taşı  – doğru yere- atabilme yetisi”dir. “Nerde o günler, nerede öyle halkalanacak halk” yakınması ise kesinlikle değildir.

Seçim sonrası oluşan “nerdeee”ci havaya karşı bir “halk uyarısı” yapmış Erdemol, iyi yapmış. “Aklını Yitiren Türkiye” adlı kitabında daha ayrıntısıyla ve onlarca örneğiyle işlediği gerçeğe tek bir yazıda ve referandum sıcaklığında işaret etmesi nedeniyle, tüm o “gerçeği” tek bir yazıya sığdırmak durumunda kaldığı için "uçlaştırma" olarak görenler/değerlendirenler olması ise kaçınılmaz.

AKP’yi “ayak takımı” söyleminden dolayı vurup buraya yüklenerek emek eksenli siyaset yapacağımıza “koyun edebiyatı”na prim vermenin, Nietzsche’den alıntılara güvenmenin yersizliğine dokundurmadır söyledikleri bir bakıma. Erdemol’unkiler gibi uyarılar olmasa, korkarım, yakında “solcular” Ahmet Yıldız’ın odatv’de yaptığı gibi Aysu Kayacı yazılarını hızlandıracaklar!..

“Millet iradesi” denerek sermayenin piyasacı ve gericileştirici politikalarının nasıl boyutlandırılacağı aşikar ise, halkı suçlamanın edilgenleştirici etkisi ve toplumdan/sınıftan iyice uzaklaşma riski de aşikar olmalı solcuya... 

'Cahil Halk' tartışmasına katkı

17 Eylül 2010, yazan safuska,
Yorum no: 4634

 

Referandum sonuçları hakkındaki analizler geldi geleli, soL Portal’ın (ya da TKP’lilerin) izlediği çizginin bu kadar “dışına çıkan” tek değerlendirmenin – şimdilik - M. Kemal Erdemol’un üstteki yazısı olduğu açık. Erdemol’un yazısını ilk okuduğumda çok benzer bir “kızgınlığı” paylaştığımızı fark ettim: odatv’de yayınlanan ölçüsüz ve aslında kendisi bir cehalet örneği olan o yazı. Öyle ki söz konusu yazı, adeta Ahmet İnselgilleri haklı çıkarmak için kaleme alınmıştı sanki!

Kemalistlerin bu ve benzeri tavırlarını eleştiren bir yazı kaleme almayı ben de düşünmüştüm ancak sonradan acaba bunun belki de kapsamı fazla geniş bir “genelleme” olacağına kanaat getirerek vazgeçmiştim. Sonuçta ne Odatv Kemalistlerin temsilcisidir, ne de tüm Kemalistler Aysun Kayacı’da destek arayacak kadar düştüler.

“Halkın cahilliği” iddiasının Kemalist düşüncenin ulaşıp ulaşacağı en kökensel “sebep” olduğu bilinen bir gerçek. Ancak bu eleştirilirken ortada şöyle bir sorun var: sosyalistlerin, bu iddianın geçersizliğini/yanlışlığını göstermek gibi bir kalkış noktaları olabilir mi, olsa bile bu meşru mudur? Erdemol “... halk cahil falan değil. Aksine, kendi bulunduğu yeri, karşıtlarına bakarak ayarlayacak kadar zeki” sözleriyle kendisini, yazısı boyunca hüküm süren bir kapana kıstırmış görünüyor. Ne halkın cahilliği, ne de halkın zekası, sosyalist bakış açısı için uygun bir girdi teşkil edebilir. Türk halkı da en az diğer tüm halklar kadar cahil, yine en az diğer tüm halklar kadar zekidir, hepsi bu. Kaldı ki Erdemol’un aynı paragrafta halkın “aslında ciddi bir ‘hayırcı’” olduğu tezinin, halkın zekasıyla olan bağlantısını kurmak güç de olsa, halkın ‘hayır’ dediklerinin başında silahlı kuvvetlerin gelmesinin sosyalistler açısından niçin önemsenmesi (ve olumlanması) gerektiğini anlamak da aynı şekilde güç.

Sanırım Erdemol, Kemalistlerin ‘halk cahil olduğu için AKP’ye evet demiştir’ argümanının karşısına kendi argümanını koyuyor: ‘halk cahil olduğu için değil, askeri (orduyu) sevmediği için aslında askere hayır demiştir’ (halkın, Erdemol’un da belirttiği üzere, AKP’yi asker karşıtı sayması konusundaki yanılgısı konumuz açısından ilgili değil, o nedenle geçiyorum). Kemalistlerin kendi dar kafalılıkları bir yana, eğer ortada böyle bir “olgu” var ise, kanımca sosyalistler bunun kökenlerini halk kültüründe ya da sosyolojik gerçekliklerde aramak yerine, ideolojiler dünyasına ait alanlarda ararlar. Unutmayalım ki 82 Anayasası’na da % 90 evet diyen de aynı halktır. Eğer halk arasında askere karşı hayırcılık bu kadar cesaretlendirilmişse ve bunun ideologluğu “asker vesayeti” söylemiyle sağ-sol liberallere düşmüşse, sosyalistlerin dikkatlerini yöneltmesi gereken olgu halkın tercihi değil, bu olmalıdır. İdeolojinin bileşenleri kadar ideolojilerin hangi özneler aracılığıyla pompalandığı da sosyalistlerin dikkatinden kaçamaz. Tabi eğer, bizim ideoloji dediğimiz, sol liberaller, sağ liberaller ve Kemalistler tarafından sırasıyla kültür, tercih ya da cehalet olarak algılanmıyorsa.

Erdemol’un yazısında değinilmeden geçilemeyecek birkaç nokta daha var. Ama bunun için öncelikle Perinçek çizgisinin aşırılıklarını bir yana bırakarak ilerlemek gerektiği kanaatindeyim. Bunlardan ilki İslamı dincilerden daha iyi bildiğini sanan Kemalistlere yöneltilen eleştiri. Her şeyden önce – halk nasıl bulursa bulsun – Kemalistlerin İslama karşı yönelttikleri eleştirilerde bir samimiyet payı her zaman var olmuştur, çünkü başka türlü derinliğin yokluğunda Kemalistlerin en büyük tutanağıdır laiklik. Kemalizmin, halk katında, eninde sonunda seküler bir yaşam tarzını sürdürmek isteyen orta sınıfların bir ideolojisi olduğu dikkate alındığında, İslam’ın bazı uygulamalarının – örneğin türban – “yanlışlığı” konusunda niçin bu kadar iddialı oldukları anlaşılabilir. Tutarsızlıkları, agresiflikleri, kendileri gibi düşünmeyenlere yönelik horgörüleri, örgütsüz bireysel çıkışları elbette kimi çevrelerin Kemalist laisizmin aleyhine işlemiş ya da işliyor olabilir, ancak bir de bunun yanında dünyayı, yaşamı, dini, örneğin kadının din içindeki konumunu, eşitsizlikleri de yine bu Kemalistlerin din ile ilgili çalışmaları sayesinde sorgulayan ve geleneksel tavırlarını değiştirebilen bir o kadar başka bir kesim daha var. Ve bunlar hiç de sol liberal yaftayla elit ya da kentli orta sınıflar olarak yaftalanamayacak türden emekçi, sendikalarda faaliyet gösteren, eylemlere katılan, ve tabii ki CHP’li kesimler. Yani bir yandan halk samimi bulmuyor derken, hangi halktan bahsettiğimizin de açığa kavuşturulması gerekir. Yanındaki din adamını dinleyeni halk sayıp, İlhan Arsel, Turan Dursun ya da Şahin Filiz okuyup kafasını özgürleştirebilmiş – en azından dinsel anlamda – emekçi kesimleri halk saymayacaksak, burada “halk” tanımında ciddi bir sorun var demektir.

Erdemol’un Kemalist ya da Ulusalcı derken neden hep Perinçek’i sanki bunların tek temsilcisiymiş gibi algıladığı da ayrı bir sorun. Burada Perinçek ve Aydınlık çevresinin tarihsel komedilerini neden tüm Kemalistlere ve Ulusalcılara mal ettiği çok da anlaşılır görünmüyor. Türkan Saylan hakkında kimileri böyle saçmalarken, yine Kemalist bir diğerleri baş tacı etmeyi de bilmiştir.

Belki de Erdemol bu yazıyı sadece Perinçek ve Aydınlık çevresiyle kavga etmek için yazmalıydı. O zaman “sol liberal” argümanlara prim verebilecek yorumlara kapalı, daha sade bir sosyalizan bir konum alma olasılığı daha yüksek olurdu kanımca.

Not: Erdemol’un “Vedat Türkali’ye vur, Sırrı Süreyya Önder’e vur, Adalet Ağaoğlu’na vur, böyle yaparak, onları hiç mi hiç ait olmadıkları AKP’ye ya da liberal cepheye dahil et, o cephenin taraftarlarını bilerek ya da bilmeyerek çoğalt” sözleri karşısında ise tek söylenebilecek söz, böylesine politize ve polarize olmuş bir ortamda, sol için entelektüel (fiziksel değil) şiddet kullanmak tamamen meşrudur ve hatta eğer yumurtacı değilsek bizim en meşru yolumuzdur yanıtı olabilir ancak.

Şafak İdil Ekmen

 

Erdemol' un handikapı

17 Eylül 2010, yazan ulas_ulas,
Yorum no: 4635

Bazı illerindeki HAYIR oylarını bir kenara bırakalım. Referandumun sonucunu Anadolu'da kullanılan oylar üzerinden değerlendirelim. Sonuç belki de yüzde 70 lere dayanacaktı. Referandum da halka sunulan şeyin anayasa paketi değil de, laikliğin kaldırılıp yerine şeriatın getirilip getirilmemesi olduğunu düşünelim. Sonuç ne kadar değişirdi sizce? Bence çok değişmezdi. Erdemol buyazıyı yazarken sermaye-ABD-gericilik kulşatmasındaki Türkiye halkının nasıl bir teslimiyet noktasına geldiğini gözden kaçırmış sanırım...

Adım adım gelen AKP sivil faşizmine onay veren yüzde 58'e dair, facebook tan ya da ulusalcılardan gelen değerlendirmeler ışığında yola çıkıp böyle bir makale yazmak Erdemol'a düşmemeliydi.. Çandarlar, Roniler, Oral Çalışlarla ne güne duruyor...

Ahmet Yıldız'a ithaf etsin o zaman

17 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4636

Erdemol, Ahmet Yıldız gibilere kızıp yazdıysa onun adını versin o zaman. Öyle ortaya 'ayrıl da gel sosyalist' diye seslenmesin. Belki aynı harada yetişmiz atlarız ama eküri değiliz Ahmet Yıldız'la, aynı kulvarda koşmuyoruz. (At yarışı terimlerini bile öğrendik 'halkımız'la konuşalım diye)

Basbayağı hayırcı sosyalistlere de çatıyor. Adalet Ağaoğlu evetçilerle birlikte yumurtayı yiyenler arasında, Türkali TKP'ye demediğini bırakmadı, SS Önder'i de aynı yayında en ağır eleştirdiler. Daha ne...

Halka bakışının da isabetli olduğunu kimse söyleyemez.

Evet sosyalistler bu ülkede büyümek için çoğunluğa, Sünni Türklere daha iyi seslenmenin onları örgütlemenin yolunu bulmalı ama sosyalistler yolu bilmiyor diye sünni Türk çoğunluğun ideolojik-siyasi tercihleri de aklanamaz. Cahil olmadıkları için aklanamaz. Neyi seçtiklerini ve neye karşı olduklarını gayet iyi biliyorlar çünkü.

Solcuları eleştirileceğiz madem ben de eleştireyim: Neden kimi Londra'dan kimi Berlin'den, kimi Kıbrıs'tan atıp tutuyor, yazıp çiziyor bu bazı solcuların. Yetmez gibi Londra'daki, Berlin'dekine çatıyor. Türkiye'nin suyu mu çıktı? Madem memleketi çok iyi biliyorlar, gelsinler de iki kahve toplantısında, iki pazar yerinde, ev ziyaretinde halka kendimizi nasıl anlatacağımızı göstersinler.

'Halkımız'a nasıl yaklaşmalı?

17 Eylül 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4641

Tek bir köşe yazısıyla “halkımız”ı layıkıyla çözümlemek ve ona nasıl yaklaşılması gerektiğini derli toplu bir şekilde ortaya koymak elbette mümkün değil... Hele bunun üzerine bir de ulusalcı/Kemalist kesimlerle tartışma ekleniyorsa...
 
Mustafa Kemal Erdemol, bir uca doğru savrulma eğiliminden hareketle, başka bir uca giderek, bazı vurgular yapmış... Kanımca, bu yazının ayrıntılı bir analize tabi tutulması, bizi çok fazla ilerletmeyecektir.
 
Şu basit nedenle: “Halkımız” hakkındaki genel değerlendirmelerimiz, kaçınılmaz olarak, içinde bulunulan anın ağırlığını taşır. Yeri gelir, kendisini TEKEL işçilerinin direnişiyle de ifade edebilen “halkımız”ın içindeki değerleri keşfederiz, yeri gelir, “halkımız”ın ne kadar kaypak olduğunu bir kere daha hatırlarız...
 
Erdemol da, “halkımız”a kızdığımız bir dönemde, böyle yaparak doğru politika üretemeyeceğimizi hatırlatmış... “Hayır” demiş olan yüzde 42’lik toplam içindeki dar bir kesimin duyarlılıklarını fazlaca öne çıkarmamız durumunda, farklı nedenlerle “evet” demiş, ama bu ülkedeki sosyalizm mücadelesinde gözden çıkarılamayacak olan geniş bir kesimle bağlarımızın kopacağını vurgulamış...
 
Daha “dengeli” bir yaklaşımın geliştirilmesi çağrısı olarak alabiliriz bunu...
 
Eğer yazının sınırları içinde kalıp, halkımıza (ve halkımızın farklı farklı kesimlerine) tam olarak ne şekilde yaklaşmamız gerektiğini tartışmaya koyulursak, herhangi bir yere varabileceğimizi düşünmüyorum.
 
Bunun yerine, Erdemol’un (geçerken) vurguladığı gibi, emek-sermaye çelişkisini, sömürü ilişkilerini öne çıkarmaya çalışmalıyız... Tıpkı TEKEL direnişinin güçlü olduğu dönemde (çok haklı olarak) fazlasıyla vurgulamış olduğumuz gibi!
 
Ama bunun yolu da, elbette, emek-sermaye çelişkisini halkımıza (ve onun farklı kesimlerine) “en doğru şekillerde” anlatmaya çalışmaktan geçemez... Emekçilerin ülkede ağırlık kazanmasını sağlayacak somut kazanımlara, somut mevzilere ihtiyacımız var.
 
“Sünni Türk çoğunluğun ideolojik-siyasi tercihleri”ni tartışmaktan uzaklaşıp, “emekçilerin ideolojik-siyasi tercihleri”ni tartışabilir hale gelebilmek için, bu tercihlerin ortaya çıkmasını sağlamamız gerekiyor. Bunu başaramadığımız sürece, kime tam olarak ne şekilde seslenmeye çalışmamız gerektiği tartışması hiç bitmeyecek, ama asıl kötüsü bu tartışma bizi pek fazla ilerletmeyecektir.
 
“Emekçilerin ideolojik-siyasi tercihleri”ni ortaya çıkarabildiğimiz oranda, aydınlanmacı Kemalistler, Sünni Türkler, Aleviler, Kürtler ve başkaları, kendi aralarındaki en uygun/ilerletici ilişkilerin ne şekilde kurulabileceğini somut olarak (ve bizim bugün yapabileceğimizden çok daha başarılı bir şekilde) gösterebilecektir. 
 
EDP örneği, bugünün verilerinden hareketle farklı kesimler arasında ideal bir denge tutturma hesabı yapanların başına gelebilecekler hakkında bir fikir veriyor herhalde...

Metin Çulhaoğlu içlerden ümidi kesmiş

17 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4643

Birgün'de şunu yazmış:

''Türkiye’de solun ülke coğrafyasına üniform (yeknesak) dağılarak yükselme dönemi çoktan kapanmıştır.''

http://birgun.net/politics_index.php?news_code=1284728112&year=2010&mont...

Odaklanılması gereken yer kırmızı bölgeler diyor.

Erkin Özalp'e katılmıyorum. İç bölgelerde “emekçilerin ideolojik-siyasi tercihleri”ni tartışabilir hale getirmek resmen deveye hendek atlatmak. Oralarda emekçilerin ideolojik-siyasi tercihleri Hak-İş ve Memur-Sen tarafından belirlenir halde. Bir işe girmek bir tarikata katılmakla başlıyor çünkü. İşsizliğin bu kadar yakıcı olduğu bir ülkede, insanın işini riske attıracak herhangi bir teklif dinlenmeyeceği gibi teklif sahibinin de düşman görülmesini sağlayacaktır.

Solun hızla tüketici kooperatifleri, dayanışma ağları vb. kurarak halka laf değil, günlük yaşamını sürdürmekte kolaylıklar yaratması lazım. O kooperatifler bazı bölgelerin, tüccarın insafına bırakılmış ürünlerini, marketin insafına bırakılmış tüketicilere ulaştırırsa o köylüler lafımızı dinleyecektir. O ağların doktorları,eczacıları yaralarına merhem olursa lafımızı dinleyecektir. Çocuklarımıza küçük gelen elbiseler sahibini bulduğunda lafımız dinlenecektir. Sendikasız şirketlerin ürünleri boykot edilmedikçe sendikalara da bir hayrımız yok. Hariçten gazel okuyoruz. Danıştay'ı zorlamak dışında, halkevlerinin bazı işleri, felaket zamanları bazı kampanyalar dışında solun kimseye pratik bir faydası yok bugün. Atıp tutup, AKP'ci şirketlerden alışverişimizi yapıp, onları zengin etmeye devam edip gidiyoruz.

Lafa gelince herken Yunan İç Savaşı'ndan bahseder durur. Yunan komünistlerinin ilk yaptığı iş kahramanlık değil, açlık sorununa karşı kolektif mutfaklar örgütlemekti. Karnı doyanlar, onları aç bırakanlara karşı daha sonra savaştı.

'İç bölgeler' notu...

17 Eylül 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 4644

Sadece "iç bölgeler"le ilgili açıklama: Bu bölgelere odaklanmamız gerektiğini ileri sürmedim. İstanbul, Kocaeli ve Bursa'da da "evet" oyları çoğunlukta...

“sünni Türk çoğunluğun

18 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4652

“sünni Türk çoğunluğun ideolojik-siyasi tercihleri de aklanamaz. Cahil olmadıkları için aklanamaz. Neyi seçtiklerini ve neye karşı olduklarını gayet iyi biliyorlar çünkü.”

marksist-leninist analize sünni-türk çoğunluk kavramı çoktan girmiş, cahil olup olmadıkları, aklanıp aklanamayacaklarını tartışmaya gelmiş sıra. ne tartışması? neyi niye seçtiklerini gayet iyi biliyorlarmış. eh o zaman: allah sonumuzu hayırlı eylesin! amin.

%58'e giderken %42'nin %2'sinden olmayalım!

19 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4666

Eldeki bulguru hor görmeyelim. O bulgur olmadan pirinç ancak hayallerimizi süsler. Bulgur yetmez ama yokluğu daha kötüdür.

Londradan Berlinden yazmak sucmu?

19 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4667

Marks omrunun cogunuAlmanya disinda gecirdi. Lenin'in yazilarinin cogunu Rusya disinda yazdi.. Bende kisisel nedenlerle yurtdisindayim. Turkiye disinda olmak ayipsa Turk partilerinin niye Almanya temsilcilikleri var? Berlinden yazan kisiler Ankaraya gelip yazsa dogru kabul edecekmesiniz? Kisilerle degil fikirlerle mucadele edin.

sırrı süreyya önder

19 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4668

sırrı süreyya önder, diğerlerinden ayrı tutulmalı bence. gündemi takip edenler bilirler. rasim ozan kütahyalıya çok sert bir cevap verip, kesinlikle evet vermeyeceğim dedi. kollektif sosyalist vicdandan ayrı düşünmem ve davranmam mümkün değil dedi.. entellektüel şiddetle iftira atmayı, kara çalmayı birbirinden ayırmalıyız. bence öndere özür borcu var bu arlkadaşların.

Haydeee

19 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4671

Pardon ama Mustafa kemal erdemol neyi yanlış yazmıştır ?
Bunlar yanlış anlamıyor isem TKP bir politik açılım olarak Ulusalcı/faşist yada Kemalist çevreye ilişkin özel bir politik sayfa açmadı ancak,
Erdemol dürüst bir biçimde ve ağzına hala Kürt sözcüğünü alırken yüzü ekşiyen ulusalcı gürüha bu eleştiriyi gerçekten ahfif bir dozda yapmıştır...

Erdemol gerçekten iyi bir noktadan bugün ulusalcı/kemalist çevrenin içinde bulunduğu buhranı çok iyi ortaya sermiştir..
Artık sosyaslistlerin bunları görmesi gerekliliği üzerine durmuştur...
iyi etmiştir, eline sağlık diyorum...

Hergün çıkıp AKP nin işine yarayacak işler yapsınlar sonra sosyalistlerden destek istesinler..
Yok olmadı meşur sözlerini hatırlatalım:
Kırmızıdan kızıla yeşilin tüm renklerine karşıydı bu beyfendiler...
Alın size kırmızıya karşı çıkmanın tonlarını...
Bugün akpnin başarısı CHP de aranmalıdır..
Bugün AKP nin beceri Kemalistlerin beceriksiz tepeden yaklaşımlarınad aranmalıdır...

Şimdi çıkıp kimse maval okuyup Erdemol'u suçlamasın yazar bugünü çok iy ianaliz etmiştir..
Bence ulusalcılar gitsinler Tayyipin israilli olup olmadığını efendim Obamanın akrabasımı değil mi onları yazsın ..
Olmadı CHP nin yeni analizi YENİ ORTA SINIFA yön versin ...
bırakın işçi sınıfı siyasetini işçi sınıfının yazarları aydınları komünist partileri yürütsün...
YETER...

Bu halk uyanıktır...

19 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4673

Diğer yandan bu halk bu kadar keriz değil?
Neden keriz değil, çünkü bu halk karşısında ne ideğü belirisiz bir CHp muhalefetine rağmen AKP ye az destek vermiştir.

Neyseki halk hala kendi bağrında bu kadar saçam sapan bir "muhalefet" yapılanmasına karşın günlük hayatta iktidiran yaptığı ekonomik zulmü hissetmektedir.

Bakıyoruzki bu kadar beceriksiz bir söylem/eylem çizgisine sahip İP,CHP vb. yapılanmalara rağmen (ki onlar askerden beklentileri vardı) hala kendi günlük muhalefetini korumaktadır...

30 yıllık bir darbe döneminin ardından sol toparlanmaktadır. Solun toparlanması içinde iki önemli hesaplaşma ortada durmaktadır:

Bunlardan birincisi CHP ve CHP siyasetine yedeklenmiş tabandır.
Diğeri ise CHP'ye ideolojik kuvvet taşıyan Ulusalcı çevrelerdir...
Bu iki yapı ile hesaplaşan bir sol ki bu pratik olarak alan kapatma ve ideolojik mücadeledir mutlak olmalıdır...

Evet ben rahatsız oldum...Evet benim annemin kişisel cehaleti eğitimsizliği Arka mahalleye gelmeyen CHP belediyesinin ürünüdür..
Çünkü AKP geldiği zaman arka mahalleye kuran kursu açmıştır. peki CHP belediyeleri ne yapar ?
elit mahallelere asfalt ve yol...
okurken bu kadar mı dar bir yorum yapılır diyen olur ancak, kusura bakmayın çok bilgi vardır beynizmizde ama bugün halk gündelik yaşar...

 

 

AdaptiveThemes